Sazak'lıların Buluşma Noktası...
Atatürk
Denizli
Çal
Akkent
Sazak Resim
Eski Resim
Ziyaretçimiz

FIKRALAR

İÇİ BOŞMUŞ
Küçük Can okula gitmeden önce annesine der ki :
- Anneciğim, midem ağrıyor!
- Yemeğini yemedin, içi boş ta ondan ağrıyordur. Midende bir şeyler olsaydı ağrımazdı.
Öğleden sonra sınıfta öğretmen der ki :
- Çocuklar başım çok ağrıyor. Biraz sessiz olun...
Can hemen ayağa kalkıp der ki :
- İçi boş ta ondan ağrıyordur öğretmenim. İçinde bir şeyler olsa, kendinizi daha iyi hissederdiniz.

PAZARLIK
Adam indiği istasyonda taksici ile pazarlık eder : - Beni Olgunlar Mahallesi'ne kaça götürüsün?
- 25 bin liraya.
- Ya şu çantalarımı?
- Onlar için para almam.
- İyi... siz onları götürün, ben yaya giderim.

AĞZINI AÇIYOR
Kulaklarında sağırlık meydana gelen bir köylü, merkebin anırmasını da işitemez ve karısına :
- Yahu bizim eşeğe bir haller oldu. Önceleri anırırdı, şimdi sadece ağzını açıyor...

ÖLMEK GEREKİR
Din dersinde öğretmen sorar :
- Söyle bakayım çocuğum, cennete gitmek için ne gerekir?
- Ölmek gerekir.

NÜKTE 1
Arif Nihat Asya'ya :
- Ölülerin çenesini niçin bağlıyorlar hocam?
O da :
- Burada gördüklerini orada söylemesinler diye bağlıyorlar.

NÜKTE 2
Yine Arif Nihat Asya'ya :
- Elinizden tesbih düşmüyor, sebebini söyler misiniz?
Şair cevaplamış :
- Tesbih elin sakızıdır.

> Yukarı <

TEMEL BİR GÜN
Temel yumurtacının önünde durdu :
- Kaç para yumurtalar?
- Üçbin lira. Ama şu sandıkta beş tane kırık yumurta var. Onlar ikibin lira.
Temel uzunca düşündükten sonra :
- Bağa yirmi tane kirar misun?

SAĞ-SOL
Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sonra onu dikkatle kasaya koyar ve kilitlermiş.
Tayfa merak içindeymiş, define haritası filan zannediyorlarmış.
Birgün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kağıdı çıkarmışlar, şu satırı okumuşlar :
" Sancak sağ, iskele sol."

AVCI TEMEL
Temel ile dört arkadaşı ava çıkıyorlar, derken bir delik görüyorlar.
Temel :
- Bu tilki teluğudur. Yatalum pusiya öldürelim, der.
Bakıyorlar tilki çıkıyor; öldürüyorlar.
Bu sefer tilki deliğinden daha büyük bir delik görüyorlar.
Temel :
- Pu ayu teluğudur .Yatalum pusiya öldürelim, der.
Bakıyorlar, ayı çıkıyor öldürüyorlar.
Bu sefer ayı deliğinden daha büyük bir delik görürler...
Arkadaşları Temel'e :
- Bu ne deliğidir? derler.
- Pilmeyrum, yatalum pusuya öğreniruz, demiş.
Ertesi gün gazetede bir haber çıkıyor :
" Temel ile dört arkadaşı trenin altında kaldı ve öldü!.."

> Yukarı <

BABA
Öğretmen, Temel'in ödevine bakar,
- Temel! Bir insan bu kadar çok hatayı yalnız başına nasıl yapar?
- Yalnız teğuldum öğretmenim, pabam da yardum ettu.

KIRK YIL
Bir gün uzman doktor, deli hücrelerini gezerken bir yerde herkesin toplandığını görmüş; yakınlarına gidince gördüğü şey ise, herkes sıraya girmiş, sırayla bir deliğe bakıp bakıp gidiyorlarmış. Bizim doktor da sıraya girip deliğe bakmış. Bir kere bakmış, iki kere bakmış bir şey görememiş. Delilere demiş ki :
- Ben bu deliğe iki defa baktım bir şey göremedim.
Ondan sonra delilerden bir tanesi demiş ki :
- Doktor Bey, biz bu deliğe kırk yıldır bakıyoruz da bir şey göremiyoruz. Sen iki bakıp ta mı görmek istiyorsun?

TEMEL ARABA SÜRERSE
Bir gün Temel yanlışlıkla ters yöne girmiş. Ve şanstan da otoban çok doluymuş. Herkes el kol işareti yaparken, arabanın üstüne bir helikopter gelmiş. Helikopterden :
- Bir tane deli araba ters yönde gidiyor.
Diye telsizden haber vermişler. Temel de aşağıdan :
- Bir tane deli değil, bunların hepsi ters yönde gidiyorlar. demiş.

> Yukarı <

ŞİŞMAN
Öğretmen :
- Resim defterinizi çıkarın, herkes annesinin ve babasının resmini yapsın. demiş.
Zeynep parmak kaldırdı :
- Öğretmenim ben sadece babamın resmini yapacağım, dedi.
Öğretmen sordu :
- Niçin ikisinin resmini yapmak istemiyorsun?
- Çünkü öğretmenim, annem çok şişman, ikisi bir kağıda sığmaz.

FIRINCI
Çocuk babasına sordu :
- Baba insanlar niçin çalışıyorlar?
- Ekmek parası için.
- Peki, ya fırıncılar niçin çalışıyorlar?

YA AÇILMAZSA!
Temel paraşüt almak için dükkana girer.
Paraşütü aldıktan sonra tezgahtara merakla sorar :
- Peki bu paraşüt açılmazsa ne yapacağım?
Tezgahtar :
- Efendim! Açılmazsa getirin değiştiririz.

> Yukarı <

HAPİS
Öğretmen Engin'e sordu :
- Söyle bakalım Engin, çalmak fiilinin sonu nedir?
- Hapistir, öğretmenim.

BAVUL
Birgün Karadenizliler deniz kenarında halay çekiyorlarmış. Oyunda Dursun'un bavulu denize düşmüş. Bavulun denize düştüğünü gören Temel, Dursun'a :
- Ula uşağum bavulun gidiyor, bavulun gidiyor! demiş.
Dursun cevap vermiş :
- Anahtaru bendedur, anahtaru bendedur.

HIRSIZ
Fakir bir adamın evine hırsız girmiş. Karanlıkta birşeyler arayıp dururken, bu sırada ev sahibi gelmiş.
- Be adam ne işin var benim gibi birinin evinde? Benim gündüz bulamadıklarımı, sen karanlıkta nasıl bulacaksın?

> Yukarı <

PASLANMIŞ
Muayeneye giden yaşlı bir bayana doktor :
- Sizin diliniz paslanmış, dedi.
- Gelinimle beş gündür küsüm ve kavga etmiyorum. Acaba onun için mi doktor bey?

UYKUSUZLUK
Adamın biri doktora gitmiş, uykusuzluktan dert yanıyormuş :
- Doktor Bey, geceleri hangi tarafa yatsam bir türlü uyuyamıyorum. Acaba hangi tarafa yatayım?
Doktor gülerek şöyle dedi :
- Benim vizite parasının üstüne yatmayın da, hangi tarafa yatarsanız yatın!

NE YANİ
Köylünün biri ilk defa doktora gidiyordu :
- Doktor Bey, bu günlerde sırtımda çok şiddetli bir ağrı var. Kendimi iyi hissetmiyorum.dedi.
Doktor :
- Öyle ise soyunun da bakalım.
- Ne yani doktor bey, bana inanmıyor musunuz?

> Yukarı <

SEKİZİN YARISI
Öğretmen Sami'ye sordu :
- Sekizin yarısı kaç eder oğlum?
- Eninden mi, boyundan mı öğretmenim?
Öğretmen :
- O nasıl soru öyle?
Sami soğukkanlı bir şekilde :
- Nasıl olacak öğretmenim, eninden ve tam ortasından keserseniz sıfır, boyundan keserseniz üç olur.

SAAT
Doktor, kendini saat sanıp kafasını sürekli sallayan hastaya sokuldu :
- Neden öyle yapıyorsun? - Ben duvar saatiyim...
- Peki şimdi saat kaç?
- Tam on!
- Yanıldın, saat onu yirmi geçiyor.
Hasta telaşlandı. Kafasını daha hızlı sallayarak :
- Eyvah, dedi, yirmi dakika geri kalmışım.

İKİ MASRAF
Adam karısını doktora götürür. Doktor ; çok hasta olduğunu söyler...
- Ameliyat gerekir.
- Ameliyatsız olmaz mı?
- Karının ölmesini mi istiyorsun?
- Hayır.
- Mesele nedir?
- Ya iki masraf birden olursa diye korkuyorum, demiş.

> Yukarı <

TEK FARK
Temel motosiklet ehliyeti almak için kursa gidiyormuş. Kursta hoca :
- Karşıdan bir far geliyor bu nedir? diye sormuş. Temel :
- Motosiklettir. demiş ve ehliyeti almış.
Temel bir gece yolda giderken karşıdan iki far geliyormuş, arasından geçerken çarpmış. Temel hastanede yatarken, hocası ziyarete gelmiş ;
- Temel ne oldu? demiş. Temel de :
- Karşıdan iki far geliyordu, arasından geçerken çarptım, demiş.

CENNET YOLU
Bir papaz şehre gelir. Kilisenin yolunu bilmez. Bir Müslüman çocuğa sorar. Çocuk :
- Şurdan sağa dön, düz git, tekrar sağa dön, on metre sonra solda. diye tarif eder. Papaz :
- Yarın kiliseye gel, sana cennetin yolunu göstereyim. der. Çocuk :
- Amca, sen cennetin yolunu nasıl gösterirsin? Daha kilisenin yolunu bilmiyorsun.diye cevap verir.

TOZ YUTMASINLAR DİYE
Akıl hastalarının uçakla bir yerden başka bir yere taşınması gerekiyordu. En akıllılarını başkan seçerek yola çıkıldı. Havalandıktan sonra yardımcı pilot, içeriye girdi. Baktı, başkan elinde süpürge yerleri süpürüyor ve başka kimse yok. Telaşla sordu:
- Hani arkadaşların? Sana neden yardım etmiyorlar?
- İçeriyi süpürürken toz yutmasınlar diye dışarıya çıkardım biraz.

> Yukarı <

ÇIKARIM AMA
İki akıl hastası nasılsa ellerine bir cep feneri geçirmişler. Gece hastanede yakıp, söndürüyorlarmış. Biri fenerin ışığını gök yüzüne tutar ve :
- Haydi, der, çık bakalım bu ışıktan direğin üstüne, tırman da marifetini görelim.
- Çıkmasına çıkarım ama, sana güven olmaz ki, ben tepedeyken bir söndürürsen feneri, ben tepetaklak düşerim.

NİÇİN
Delikanlı babasına merakla sordu :
- Kadınlar kedileri neden çok severler, baba?
- İki sebepten yavrum; kürk sevdikleri ve fareden korktukları için.

PROVA
İki deli hastanede yatıyormuş. Birgün bu iki deli hastaneden kaçmışlar. Bütün doktorlar iki deliyi arıyorlarmış... akşam olunca iki deli hastaneye dönmüş. Doktorlar ve hemşireler sormuşlar :
- Hastaneden niye kaçtınız?
İki deli de :
- Kaçmadık ki, demiş, yarın kaçacağız. Bugün provasını yaptık.

> Yukarı <

DAVET
Ayşenur annesine :
- Anneciğim, ben seni düğünüme davet etmeyeceğim!
- Niçin yavrum? Ayşe :
- Çünkü, sen evlenirken beni düğününe davet etmedin!

SABIR
Dede torununa :
- Sabreden insanın yapamayacağı şey yoktur. dedi.
Torun zeki bir çocuktu. Sinsi sinsi gülerek ve dedesini zorda bırakacağını zannederek dedesine :
- Dede insan sabredince, kalburla su taşıyabilir mi? diye sordu.
Dede, torununun başını kaşıdıktan sonra : - Tabi oğlum, dedi. Su donup, buz oluncaya kadar sabredebilirse.

DİLİMİN KÖKÜ
Adamın biri misafir geldiği evde 10-15 gün kaldıktan sonra gitmek istemiş. Atının eğerini hazırlatmış. Atına binince, ev sahibi usulen :
- Birkaç gün daha kalsaydın. demiş.
Adam hemen :
- Atımı nereye bağlayayım? demiş.
Ev sahibi de:
- Dilimin köküne bağla! demiş.

> Yukarı <

KIRILACAK EŞYA
Sınırdan canlı papağanla geçemeyeceğini bildiğinden adam, hayvanı torbaya koydu. Gümrükçü torbada ne olduğunu sorunca :
- Kırılacak eşya.dedi.
Gümrükçü pek inanmamış olacak ki, torbaya bir tekme vurdu. Bunun üzerine akıllı papağan içerden ses verdi :
- Şangır şungur, şangır şungur.

BALIK
Küçük Temel, tabaktaki büyük balığı yeyip, küçüğünü bırakınca, ağabeyi çıkışır :
- Yerinde olsaydım, küçük balığı yerdim.
- Zaten bunu bildiğim için sana küçük balığı bıraktım, abicim.

İŞİN ASLI
Sosyal bilgiler dersinde, öğretmen, küreyi göstererek :
- İşte çocuklar, dünyamız büyükçe bir portakala benzer.
Hikmet ayağa kalktı :
- Öğretmenim! herkesin dünyayı yemek için birbirine düşmesi boşuna değilmiş...

> Yukarı <

EMEKLİ Mİ OLUYORSUN
Yaşlı hakim karşısına getirilen suçluya çıkışıyordu :
- Oğlum, bu kaçıncı? Seni bu seferlik de serbest bırakıyorum. Ama bir daha burada görmeyeceğim.
Suçlu gözlerini yaşlı hakime dikerek merakla sordu :
- Hayrola efendim? Yoksa emekli mi oluyorsunuz?

GÖZÜMÜN ÖNÜNDE DURSUN
Birgün Nasreddin Hoca ağzında çiğnediği sakızını alıp burnuna yapıştırmış.
Onun bu halini görenler, hocaya sormuşlar :
- Hocam ne diye burnuna sakız yapıştırdın? demişler. Hoca :
- Malım gözümün önünde dursun. Demiş.

İKİ GÖZÜ
Münasebetsizin biri Nasreddin Hoca'ya sormuş :
- Hocam, insanlar silah kullanırken neden bir gözünü kapatarak nişan alır?
- Bunu da mı bilmiyor musun? Eğer iki gözünü kapatsa göremez de o yüzden.

> Yukarı <

ÖĞRENSE ÖĞRENSE...
Günlerden bir gün Nasreddin Hoca, hanımını buzağı ve ineği almış bahçeye gitmişler. Buzağı bahçede sağa sola zıplamış ve bostanı mahvetmiş. Hoca oradan bir sopa kapmış, ineği dövmeye başlamış.
Hanımı bu işe şaşırmış.
- Ne yapıyorsun Hoca? Bostanı buzağı mahvetti. Sen ise, ineği dövüyorsun.
Hocanın cevabı ilginçtir :
- Hanım, buzağı bu yaramazlıkları öğrense öğrense ancak annesinden öğrenmiştir.

KAVAKTAN ÖTEYE YOL
Çocuklar Nasreddin Hoca'ya muziplik düşünürler. Bir gün :
- Hocam ne olur şu kavağa tırman, derler. Maksatları, Hoca kavağa çıkınca ayakkabılarını alıp kaçmaktır. Hoca bunu anlar, hiç sesini çıkarmadan ayakkabılarını da eline alıp kavağa tırmanmaya başlar. Çocuklar şaşırır.
- Ne o Hocam, derler. Ayakkabılarla mı çıkıyorsun ağaca?
Hoca cevabı yapıştırır ;
- Hiç belli olmaz. Belki kavaktan öteye yol gider.

NASIL KUŞ?
Köylünün biri şehirde gezerken, bir evin penceresinde yeşil bir papağan görür. Hayran hayran papağana bakarak :
- Allah'ım, şu guşun renginin gozelliğine bak! Diye söylenirken, papağan :
- Ne bakıyorsun? Ne bakıyorsun? diye bağırıverdi. Köylü hemen toparlanarak cevap verdi :
- Afedersin hemşerim, ben seni guş sandımdı.

> Yukarı <

SÖYLEMEYE DEĞMEZ
Öğretmen Pelin'e sorar :
- Kızım 100'den 98 çıkınca geriye ne kalır?
- Hocam, öyle küçük sayı kalır ki, söylemeye değmez.

AHMET'İN AKLI
Babası oğlu Ahmet'e sorar :
- Ahmet, sende altı ceviz olsa, üçünü ben istesem, sende kaç ceviz kalır?
Ahmet :
- Altı tane kalır.
Baba :
- Nasıl olur oğlum? Sendeki cevizlerin üçünü ben istiyorum.
Ahmet :
- İstiyorsun ama babacığım, ben vermiyorum ki!..

YAYLALAR YAYLALAR
Karadenizli Temel'in evi mezarlıkların arkasındaymış.Temel eve gelip giderken çok korkuyormuş. Birgün kahvede arkadaşların sormuş :
- Uy benim evin arkasında mezarlık var, gelip giderken çok korkuyorum ne yapayım?
Veli :
- Temel, sen de gelip giderken şarkı söyle, korkmazsın. diye akıl vermiş.
Temel de evine giderken "ay akşamdan ışıktır" şarkısını söylemeye başlamış.
Mezarlıktaki ölüler de "yaylalar yaylalar" diye cevap vermişler.

> Yukarı <

BALIKLAMA ATLAYACAĞIM
Bir doktor, üç tane deliyi denemek için, bir havuzun başına götürmüş ve havuza atlamalarını söylemiş.
Bunların ikisi havuza atlamış ve ölmüş.
Biri ağaca çıkmış. Doktor bunun iyi olduğunu sanmış ve sormuş :
- Neden ağaca çıktın?
Deli cevap vermiş :
- Onlar çıksın, ben balıklama atlayacağım!

NE RESMİ YAPMIŞ?
Resim dersinin bitiminde öğretmen öğrencilerden çizdikleri resimleri getirmelerini ister. Ahmet de bembeyaz resim kağıdını öğretmene getirir. Öğretmen sorar :
- Ahmet sen ne resmi çizdin bakayım? Ahmet cevap verir :
- Çimenlerde otlayan koyunları çizdim öğretmenim...
- Peki koyunlar nerede? diye sorar öğretmeni. Ahmet cevaplar :
- Karınlarını doyurup gittiler öğretmenim...
- Peki, çimenler nerede?
- Koyunlar hepsini yiyip bitirdi öğretmenim.

> Yukarı <

MEZARLIK
- Alo! Ahmet beyle görüşmek istiyorum. Orada mı efendim?
- Hayır efendim, yoklar.
- Ne zaman gelirler acaba?
- Hiç belli olmaz efendim.
- Geldiğinde ne kadar kalır?
- Kıyamete kadar efendim.
Adam şaşırarak tekrar sorar :
- Afedersiniz, orası neresi?
- Belediye mezarlığı.

ESAS SUÇLU
Ahmet arkadaşına bağırır :
- Şunun haline bak! Berbat etmişsin kalemi. Bilseydim vermezdim. Zaten suç kalemi sana verende.
- Madem suç sende, bana niye bağırıyorsun öyle!

> Yukarı <

NASILSIN?
Doktor koğuşta hastalarını yokluyordu :
- Nasılsın, sancın var mı?
- Nasılsın, kaşıntın geçti mi?
- Nasılsın, çarpıntın azaldı mı?
O gün gelmiş bir hastaya da bakıp sordu :
- Nasılsın, ateşin var mı?
Hasta telaşla doğrulup kibriti çaktı :
- Buyur doktor bey!...

MESLEK SIRRI
Hırsız yakalanmış, mahkemeye çıkartılmıştı. Hakim sordu :
- Anlat bakalım! Kimse görmeden nasıl içeri girdin?
- Efendim! Ben buraya ifade vermeye geldim, meslek sırrımı öğretmeye değil.

DÖRT KÜÇÜK
Öğretmen birinci sınıfta toplama çıkarma alıştırması yapıyormuş. Yaşar'a sormuş :
- Bir sepet içinde büyüklü küçüklü 8 tane portakal var. 4 tanesini alırsan, geriye kaç tane kalır?
Yaşar :
- 4 küçük portakal kalır öğretmenim. demiş.

> Yukarı <

KARMAKARIŞIK
Öğretmen Rıza'ya sormuş :
- Dünya yuvarlak mıdır?
- Hayır öğretmenim.
- Nasıl olur! Düz mü yani?
- Hayır öğretmenim, babam, dünyanın karmakarışık olduğunu söylüyor.

KOLTUK
Karadenizlinin biri Trabzon'a gitmek için uçağa biner. Doğruca gider, Kaptan pilotun koltuğuna oturur. Uçağın kalkma saati gelir, fakat adamı kimse pilot koltuğundan kaldıramaz. Nihayet pilot gelir. Durumu anlayınca, "ben hallederim" diyerek, hemşehrisinin kulağına :
- Uy hemşerum,ha bu koltuk Tirabizona gitmez daa, deyince Karadenizli cevap verir :
- Haçan ne diyisun hemşerum, o vakit ben kalkayum, yan koltuğa geçeyum daa...

ŞOFÖRÜN BÖYLESİ
Köprüden geçecek olan yüz birinci araca ödül verilecekti. Sonunda beklenen araç geldi. Trafik polisleri, gazeteciler arabanın etrafını sardılar. Görevli, para ödülünü şoföre uzatırken sordu :
- Bu parayla ne yapacaksınız?
- İlk önce kendime ehliyet alacağım.
Yanındaki karısı hemen müdahale etti :
- Siz onun söylediğine bakmayın. Sarhoşken ne söylediğini bilemez.
Arkada oturan ve olayları kavrayamayan kayınvalide söze karıştı :
- Ben size bu çalıntı otomobille daha fazla gidemeyiz dememiş miydim?

> Yukarı <

KİMSE UYANMASIN!
Deneyimli konferansçı, ilk konferansını vereceği için heyecanlı olan genç arkadaşına öğütler veriyordu :
- Konferansını bitirince, dinleyicileri nazikçe selamla ve ayaklarının ucuna basarak dışarı çık.
- Niye ayaklarımın ucuna basayım?
- Kimseyi uyandırmamak için!

STAJYERMİŞ
Diplomasını alan ruh doktoru, akıl hastanesine staja gönderilir. Doktor bahçede gezerken, yanına bir akıl hastası yaklaşıp :
- Geçmiş olsun! der.
Genç doktor hastaya bakarak cevap verir :
- Yok, ben hasta değilim, stajyer doktorum.
- Vah vah, yazık... ben de buraya geldiğimde doçent doktordum...

İKİ SARHOŞ
İki sarhoş başlarını gökyüzüne çevirmiş, tartışıyorlardı.
- Hayır o ay.
Diğeri :
- Olur mu? Dostum o güneş.
Sonunda yoldan geçen birine sormaya karar vermişler.
- Beyefendi,acaba söyler misiniz? Gökyüzünde duran şey Güneş mi? Ay mı?
Adam üzgün üzgün bakarak :
- Kusura bakmayın beyler, ben buranın yabancısıyım, demiş.

> Yukarı <

DİLENCİ
Dilenci :
- Hocam az bir sadaka verir misin?
Hoca :
- Az vermek şanımdan değildir.
Dilenci :
- O halde çok verin.
Hoca :
- O da senin şanından değildir.

ORTAK
Hakim, hırsız Temel'e sorar :
- Hırsızlık işinde ortakların var mı?
Temel boynunu büker :
- Hayır efendim, bu zamanda güvenilir ortak bulmak çok zor.

KAŞIKLA
Temel Dursun'a sorar :
- Çayını hep sağ elinle mi karıştırıyorsun?
- Tabi sağ elimle karıştırıyorum.
- Çok tuhaf, ben her zaman kaşıkla karıştırıyorum.

> Yukarı <

HAVADA BIRAKMADIK
İlk defa uçağa binmiş olan işadamı çok heyecanlıydı. Titrek bir sesle hostese sordu :
- Acaba sağ salim yere inebilecek miyiz hanımefendi?
- Siz hiç merak etmeyin efendim, şimdiye kadar kimseyi havada bırakmadık...

DÜNKÜ GAZETE
Veli gazete okurken Ali sordu :
- Arkadaş! Bu gün ayın kaçı?
- Bilmiyorum.
- Canım elindeki gazeteye baksana.
- Arkadaş bu dünkü gazete.

BIRAK DAĞINIK KALSIN!
Başında üç tel saçı kalan Rıfkı berbere gider. Berber saçlarını tararken saçından bir tel kopar. Biraz sonra saçından bir tel daha kopar ve bir tel saçı kalır. Berber sorar :
- Ne yapayım abi?
- Bırak dağınık kalsın!..

> Yukarı <

İÇİNDE BEN DE VARDIM
Sabah erkenden komşusu Nasreddin Hoca'ya sordu :
- Hoca Efendi, akşam evden bir gürültü geldi, hayırdır?
- Bir şey yok komşucuğum, merdivenden pardesü yuvarlandı da...
- Yapmayın Hoca Efendi! Pardesü o kadar gürültü çıkarmaz...
- Tabi ki, içinde ben de vardım.

KAŞIK MAŞIK
Temel ile Fadime İstanbul'a gelmişler. Yolda yürürlerken bir sürü otel, motel tabelaları görmüşler. Fadime Temel'e sormuş ;
- Ha Temel, bu otelle motelin birbirinden ne farkı vardır?
- Hani bizim köyde, kaşık maşık derler ya, işte onun gibi bir şeydur!

SIKINTI
Temel İngiltere'ye gitmişti. Arkadaşları Temel'e ;
- İngilizce bilmezdin, İngiltere'de çok sıkıntı çektin mi? diye sormuşlar. Temel :
- Hayır! Sıkıntıyı asıl İnciluzlar çekti, diye cevap vermiş.

> Yukarı <

KÜLTÜRLÜ
Temel İngiltere'ye gidip gelmişti. Dönüşünde bir hava ile kahvede oraları anlatıyordu ;
- Ula gavur memleketi... Hepsu kültürlü herifler... Çöpçüleru bile İngilizce konuşayru...

TAMAMI GİTTİ
Temel, Karadeniz'i incelemeye gelen profesörü takası ile gezdiriyormuş. Profesör Temel'in bilgi seviyesini ölçmek için sormuş :
- Temel, devalüasyon nedir?
- Hocam bu kelimeyi ilk defa senden duyuyorum.
- O zaman yandı, ömrünün üçte biri gitti. Peki enflasyon nedir?
- Hocam öyle şeyler soruyorsun ki, ilk defa senden işitiyorum.
- Temel ömrünün yarısı gitti. Peki radyasyon nedir?
- Özür dilerim hocam, ben bunlardan anlamam.
- O zaman tamamen yandınız, ömrünüzün çoğu gitti, azı kaldı. Derken bir fırtına kopar ve taka ters çevrilir. Temel yüzerek kıyıya ulaşır. Profesör çırpınarak bağırır :
- İmdaat! Boğuluyorum! Kurtarın beniii!
- Hocam sen yüzme bilmiyor musun?
- Yooo bilmiyorum!
- Ömrünün tamamı gitti!

> Yukarı <

CİMRİ
Adam, zengin ama son derece cimriydi. Bir gün yanında çalışanlar şikayete geldiler :
- Efendim, aşçıbaşı her öğle yemeğinde bize lahana ile patates veriyor. Bundan bıktık usandık. Ne olur, buna bir çare bulunuz, dediler.
Zengin adam hemen aşçıbaşıyı çağırttı.
- Sen bu dürüst adamlara her öğle yemeğinde patates ve lahana veriyormuşsun. Doğru mu?
- Doğru efendim.
- Bundan böyle bir gün patates bir gün lahana verilecek anlaşıldı mı?

YARIŞMA
Ali dedi ki :
- Benim annem burnunu öyle öttürüyor ki, bir boru gibi ses çıkartıyor.
Erhan ondan geri kalmak istemedi :
- O da bir şey mi? benim babam burnunu bir öttürdü mü, karşı fabrikada çalışan işçiler paydos düdüğü sanıp işlerini bırakıyorlar.

> Yukarı <

BEŞ PARA ETMEZSİN!
Temel ile Dursun tartışıyorlardı. Temel :
- Sen beş para etmeyen bir adamsın! Dursun :
- Öyle midur? İspat et bakalum! Temel :
- Tur ispat edeceğum! dedi ve bir taksi çağırdı. Temel :
- Denizli'ye kaça götürüyorsun? Taksici :
- 1 milyon liraya götürüyorum. Temel :
- Peki, arkadaşımla olursa? Taksici :
- Değişmez, dedi... Temel Dursun'a döndü :
- Gördün mü, seni hesaba bile katmıyor...

DİLBİLGİSİ
Dilbilgisi dersinde öğretmen, fiil çekimi yaptırmaktadır.
- Ben gitmiyorum, sen gitmiyorsun, o gitmiyor. Öğretmen, çekimi tamamladıktan sonra, Temel'den tekrarlamasını ister. Temel :
- Kimse gitmiyor.

ZOR
Öğretmen yazılı yapıyordu. Arif'in hiçbir şey yazmadığını, başını kaşıdığını görünce, yanına gidip sordu :
- Sorular zor mu geldi yavrum?
- Hayır öğretmenim, aslında sorular kolay, yalnız, cevapları zor...

> Yukarı <

DAHA ALMADIM Kİ!
Delinin biri tımarhanede, elindeki kağıda bir şeyler yazar dururmuş. Tımarhaneyi gezen biri sormuş :
- Ne yazıyorsun?
- Mektup.
- Kime?
- Kendime.
- Oku bakalım yazdığını!
- Daha almadım ki!

KARNE
Küçük Temel babasına elindeki karneyi gösterir. Babası :
- Böyle bir karneyi getirmeye utanmıyor musun? der. Küçük Temel :
- Ben getirmedim ki, bu karne senin. Annem sandıkta bulmuş, diye cevap verir.

BİLMİYOR
Ayşenur okula yeni başlamıştı. Bir akşam babasına dert yandı :
- Babacığım, öğretmenim hiçbir şey bilmiyor. Babası :
- Nereden biliyorsun bunu Ayşenur? deyince :
- Derste, her şeyi bize soruyor da ondan, dedi.

> Yukarı <

PİJAMA
Temel, Cemal'e misafirliğe gitmişti. Gece sağanak halinde yağmur başlayınca, Cemal misafirperverliğini göstererek :
- Ula Temel, çok fena yağmur yağayi. Eve gitme burda kal, dedi. Bu teklifi kabul eden Temel, bir müddet ortadan kayboldu. Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra kapı çaldı. Baktılar Temel kapıda, sırılsıklam. Cemal çıkıştı :
- Ula neredesun?
- Eve kadar gittim, pijamamı aldım da...

DİKİNE
- Arkadaş, bugün maça mı gidelim, denize mi? yoksa ders mi çalışalım?
- Yazı tura atalım. Yazı gelirse maça, tura gelirse denize, yok eğer dikine durursa, ders çalışalım.

BİLYE
Doktorun karşısına iki çocuk gelmişti. Doktor dertlerini sordu. Birisi :
- Bir bilye yuttum. Onu çıkarmanızı istiyorum.doktor diğerine sordu :
- Ya sen?
- Onun yuttuğu bilye benim de, almaya geldim.

> Yukarı <

BETON GİBİ
Çok hastaydı. Çocukları, ihtiyar babalarını doktora götürdüler. Uzun bir muayeneden sonra doktor :
- Karnınızda fazla miktarda demir, dizlerinizde kireçlenme var. Ayrıca safra kesenizde taş, böbreklerinizde kum var. Hasta tebessüm etti :
- Ooo! Beton gibiyim desenize doktor bey!

HESAPLAŞMA
Temel tutmuş Yahudi'ye tokat atmış.
- Neden vurdun?
- Siz İsa Peygamberi çarmıha cermişsiniz.
- İki bin yıl önce olmuş bir şey bu.
- Valla pen yeni tuydum.

SİGARA
Temel sinemanın birinde müdür olmuş. Bir seyirci gelmiş,
- Sigara içebilir miyim?
- Hayır, demiş Temel.
- Ama herkes içiyor!
- Onlar sormatiler ci.

> Yukarı <

DEVE KUŞLARI
Temel Avustralya'ya deve kuşu avlamaya seyahate çıkıyor. Orada malzemelerin hazırlayıp maceraya atılıyor.
Bir virajı dönünce bakıyor 15, 20 tane devekuşu. Hemen arabayı durduruyor silahını doğrultuyor.
Devekuşları silahı görünce ürkerek kafalarını kuma gömüyorlar. Yani kendi akıllarınca saklanıyorlar.
Temel etrafa bakıyor. Ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor:
- Ulan nereye gitti bu hayvanlar?

ORMANIN GÜZELLİĞİ
Temel'le Dursun ormanda uyuyorlar bir ara Temel Dursun' a sesleniyor.
- Dursun ormanın güzelliğine bak.
Dursun:
- Ağaçlardan göremiyorum ki.

TEMEL UÇAKTA
Temel uçakla Trabzon'a gidecekmiş. Rastgele bir yere oturmuş... Asıl yer sahibi gelmiş;
- Beyfendi burası benim yerim kalkar mısınız?
Ne yaptılarsa, Temel’i kaldıramamışlar...
Hostes kaptana başvurur.
Kaptan, Temel'in kulağına bişey fısıldar ve Temel geçer arka tarafa oturur.
Herkes hayret etmiş biz bu kadar uğraştık kalkmadı, acaba Kaptan nasıl kaldırdı bunu. Dayanamayıp sormuşlar kaptana:
Kaptan:
- Dedim ki, Bu koltuk Trabzon'a Gitmez.

> Yukarı <

TEK ASKER
Manevra varmış. Temel elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş:
- Düşman önden gelirse ne yaparsın Temel?
Temel cevaplamış. Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse, diye tekrar sormuş komutan.
Temel bunları da cevaplamış.
Komutan en sonunda :
-Ya düşman tepeden gelirse, deyince.
Temel dayanamamış ve:
- Habu memleketin tek askeru ben miyum komitanum daa!

TREN
Temel bir gün tren kullanırken treni devirmiş, 400 kişi ölmüş.
Amiri sormuş: "Oğlum nasıl oldu?" demiş.
Temel "Tren rayına bir adam çıktı, onun yüzünden oldu." demiş.
Amiri "Oğlum ezseydin o adamı da 400 kişi ölmeseydi" demiş.
Temel de "Ben de öyle düşündüm, adam raydan çıkınca onu ezmeye çalışırken tren devrildi" demiş.

SU DERİN Mİ?
Temel, dere kenarında oturuyormuş.
Oradan jeeple geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadığını sormuş.
Temel:
- Derin değildir geçebilirsin demiş. Adam da Temel'e güvenerek suya jeepiyle girmiş.
Jeep bir anda sulara gömülmüş. Kan ter içinde sudan çikan adam Temel'in yakasına yapışmış:
- Hani derin degildi ulan.
Temel :
- Abi vallahi benim suçum yok, demin bir ördek geçiyordu su beline geliyordu.

> Yukarı <

PARAŞÜT
Temel ile Dursun paraşüt kursuna yazılır ve hafta sonları eğitim görmektedirler.
Aradan aylar geçer ve eğitim tamamlanır. Yapılacak bir gösteri için prova yapmaktadırlar. Uçaktan atlarlar lakin Dursun’un parasütü açılmaz,
Temel sorar:
- Dursun, paraşütün açilmadi ne düşünüyorsun?
Dursun:
- Önemli değil ya demiş, gerçek değil ki, prova yapıyoruz.


Ana Sayfa
Aktif Ziyaretçi   
 
 

© Ayhan ÇETİNKAYA - Sazak
Son Güncelleme: