ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE VEDA HUTBESİ 1995 1996 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010
   

HUTBE NEDİR?

Hutbe; Cuma günü namazdan önce, bayramlarda ise namazdan sonra, hatibin minbere çıkıp usûlüne uygun olarak Mü’minlere vaaz ve nasihatte bulunduğu bir konuşmadır.
 
Hatibin minberdeki görevi, peygamber görevinin bir devamıdır. Peygamberimizin minberdeki sesini günümüze kadar hatipler taşıyagelmiştir. Bu cihetle hatiplerin sorumluluğu ve görevlerinin kudsiyeti tartışılamaz derecede yüksektir. Peygamber arzusuna uyulan hutbelerle peygambere itaat, peygamber arzusuna uyulmayan hutbelerle peygambere ihanet edilmiş olunur.

Hutbe; farzdır. Cuma ve bayram namazlarının şartlarından biridir. ALLAH’a hamd; Resulüne salât ve şehadet; Mü’minlere, nasihat ve duadan ibaret olan bir zikirdir.

Hutbe; o belde Müslümanlarının gelecek Cumaya kadar, yaptıklarını,  yapacaklarını ve her tür ihtiyaçlarını dile getirmenin yoludur.     
Hutbeler, cemaatin çoğunluğuna, toplumun kültür ve geleneklerine uygun, yapıcı ve birleştirici özellikte olmalıdır. Toplumu tefrikaya sokan, ırk,  milliyetçilik ve sınıf farklılığı gibi sözleri içeren konular hutbenin sıhhatine zarar verir.

Hutbelerin bağımsız ve baskısız olması, Cumanın sıhhati açısından önemli bir konudur. Baskı altında, İslâmı ilgilendirmeyen boş sözlerden ibaret bir hutbe okumak, hutbenin sıhhatine zarar verecek ve hutbeyi geçersiz kılacaktır. Geçersiz bir hutbe, Cumayı da geçersiz kılacak ve o bölge, o hafta  Cumasız kalmış olacaktır.

Fakir bir beldede haccı, aşiret kavgasının olduğu bir yerde trafik haftasını anlatmak veya anlattırmak; minber ve peygamber hukukuna tecavüz olacaktır.

Hutbe; hür iradenin, bağımsız ve baskısız ifadesidir. Tek merkezli hutbeler hiçbir zaman umumu tatmin edip yönlendiremez, aksine tepki kazandırır.

Ankara’yı ilgilendiren bir konu Van’ı, Van’ın herhangi bir bölgesindeki bir konu da koca bir ülkenin bütün camilerini bağlayamaz ve bağlamamalıdır.

Bugün, artık cemaatin dahi ezberlediği, kalıplaşmış ifadelerle okunan hutbeler verimli olmamaktadır. Hutbenin, cemaati bire bir olarak ilgilendirmesi, dikkatini çekmesi, fikir ve yol göstermesi, her alanda dinleyiciyi tatmin etmesi gerekir.

Bu sebeple, hutbe okuyan bir hatibin, üzerinde bulunduğu minberin asıl sahibi olan; peygamberin ve meleklerin, kendisini dinlediğini iyi düşünmesi ve ona göre hutbe okuması gerekir.

“Ulu’l- Emr’e itaat farzdır” fakat, “Ulu’l Emr’in”, emin bir Müslüman olması da farzdır.  Bu cihetle her idareci, asla “Emir’ul Mu’minun” veya “Ulu’l Emr” değildir. Hele hele İslâmın temel realitelerine zıt bir merciinin emrine emir kulluğu yapmak, ALLAH’a olan kulluğu ortadan kaldırır. Çünkü İslâmda; “Halık’a (Yaratıcıya) isyanda, mahlûka (yaratılmışa) itaat yoktur.” İlkesi vardır.

**********************************************************

Cuma Hutbesi, Tarifi ve Duaları

Cuma namazının geçerli olmasının şartlarından biri de farz olan cuma namazından önce hutbe okumaktır. Şöyle ki:

Vaktin girmesinden sonra mevcut cemaatın huzurunda bir hutbe okunması gerekir. Bunun içindir ki, hutbe okunurken cemaat bulunmayıp da sonradan namazda bulunacak olsalar, namazları caiz olmaz.

Cemaatin hutbeyi işitmesi şart değildir. Sadece hazır bulunmaları yeterlidir. Hutbe esnasında bir mükellef erkeğin, misafir olsa dahi, bulunması yeterli görülmektedir.

Cuma hutbesinin rüknü, İmamı Azam'a göre, Allah'ı zikirden ibarettir. Onun için hutbe niyeti ile yalnız: "Elhamdü lillah" yahut "Sübhanallah" yahut "La ilahe illalah" denilecek olsa, yeterli olur. İki İmama (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e) göre, hutbe denilecek derecede uzunca bir zikirden ibarettir. Bunun en az olan derecesi, Tahiyyat mikdarı Hamd ve Salavat ile müslümanlara duadır.

Hutbenin vacibleri, hatibin taharet üzere bulunması, avret sayılan yerlerin örtülü olması ve hutbeyi ayakta okumasıdır.

Hutbenin sünnetleri de, hutbeyi iki kısma ayırmak ve bunlar arasında bir tesbih veya üç ayet okunacak kadar bir zaman oturmaktır. Bu bakımdan buna iki hutbe denir. Bu iki hutbeden her biri hamdi, kelime-i şehadeti, salât ve selâmı kapsamalı. Birinci hutbe, bir ayetin okunması ile insanlara öğüt vermeyi, ikinci hutbe de müslümanlara duayı kapsamalıdır. Ayrıca imamın sesi, ikinci hutbede olan birinci hutbedekinden daha hafif olmalıdır. İşte bunlar hutbenin sünnetlerindendir.

Her iki hutbeyi uzatmamak da sünnettir. Hatta hutbeyi "Hücurat" süresi ile "Büruc" süresine kadar olan sürelerin herhangi birinden uzunca okumak, özellikle kış mevsiminde, mekruhtur. Cemaatı bıktırmak uygun değildir. Cemaatın acele görülecek işleri olabilir. Onları camide fazla tutmak, cuma namazlarına devamlarına engel olacağından yersiz bir iş olur. Hatib olan şahıs bunları düşünmelidir. Sözlerinin sonu, önceki sözleri unutturacak ve kıymetten düşürecek şekilde hutbesi uzun olmamalıdır. Hutbenin kısa ve cemaata faydalı bir tarzda hazırlanması, hatibin ehliyet ve faziletine delildir. Bu konudaki bir hadisi şerifin anlamı şöyledir:

"Namazının uzun, hutbesinin kısa olması bir kimsenin anlayışlı bir din alimi olduğunun alametidir. Artık namazı (cemaata ağır gelmeyecek şekilde) uzatınız, hutbeyi de kısa okuyunuz. Gerçekten bazı sözler, sihir gibi kalbleri etkiler."

İşte böylece hutbeler, belâgat ve mana bakımından ruhları kazanacak bir halde bulunmalıdır.

Ashabı kiramdan (Câbir bin Semüre'den) rivayet edildiğine göre, Peygamber efendimizin namazı da, hutbesi de orta bir halde idi. Çok kısa ve çok uzun olmaktan beri idi.

Hutbenin diğer dualarına gelince:

Öncelikle bu duaların arapça olarak okunuşundan öğrenmek gerektiğini ifade edelim.

Bu duaların okunması güzel olmakla beraber okunmadığı takdirde herhangi bir sakıncası olmadığı gibi hutbeye veya namaza da bir eksiklik gelmez. Ayrıca belli bir duayı okumak da şart değildir. İstediği şekilde dua edebilir.

Cuma'nın ilk sünneti kılındıktan sonra, müezzin gülbank çeker: "Resul-i ekrem ve nebiyy-i muhterem sallellahü tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin azîz, pâk, münevver, mutahhar ruh-i şerîflerine salevat-ı şerîfe getirenlerin ahir ve akıbetleri hayr ola Âl-i ezvac-ı tahirat evlâd-ı rasül eshab-ı güzin efendilerimizin sair enbiya-i ‘izam ve rusûl-i fihan hazeratının ervah-ı şeriflerine, pîrimiz Bilâl-i Habeşi (r.a.) efendimizin ve ‘ale'l-husus bu caminin banisi ve bugüne kadar içerisinden gelmiş geçmiş, imam, müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın ervahı için, Allah rızası için, el-fatiha". Fatiha okunduktan sonra müezzin Euzü-besmele çekerek Ahzab Sûresi'nin 56. ayetini okur; "İnnâllahe ve melâiketehü yüsallüne ‘ale'n-Nebiy Ya eyyühe'l-lezine amenü sallü aleyhi ve sellimü teslima". Bunu takiben müezzin peygamberimize bir salevât getirir.

"Allahümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ ali Muhammed (ali seyyidinâ, ali seyyidinâ ve nebiyyinâ ' da ilave edilebilir)".

Salevât-ı şerîfe bittikten sonra başka bir müezzin ayağa kalkar ve iç ezan okur. İçerde okunan bu ezan, Cum'a'nın ezanıdır İmam namazını, her günkü oturduğu yerde değil de cuma günleri minberin kapısı önünde kılması cemaati rahatsız etmemek için iyi olur. Ayet okunmaya başladığında imam yerinden kalkar ve gizli olarak dua okur (minberin önünde):

“Allahümme ifteh aleyna ebvabe rahmetike ve yessir aleyna hazâine fazlike ve keramike ya ekramelekramine ve ya erhamerrahimin” diye dua eder.

Ondan sonra, minberin merdivenlerini yavaş yavaş çıkar ve 3. basamakta durur ve şöyle dua yapar:

“Rabbi’şrahli sadri ve yessir li emri vehlül ukdeten min lisani yefkahü kavli Rabbi kad âteyteni minelmülki ve allemteni min te’vilil ehadis Rabbi zidni ilmen ve fehmen, ve elhıkni bissalihin Vehfezni minesselasili vel eğlali vel enkal Allahümme salli ala Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

7. Basamağa gelir ve:

“ Allahümme hâzaşşe’nü leyse bişâni Ve hâzelmekani leyse bimekani Allahümme yessir lî emrî, ve tekabbelhü minni Ve selamün ala cemîilenbiyai velmürselin”.

Duasını okuduktan sonra cemaata yüzünü dönüp 8. basamağa oturur. Bu esnada iç ezanı dinler. Ezan bittikten sonra ayağa kalkarak 7. basamakta hutbeyi okumaya başlar. Hutbenin başlangıcı Hamdele ile olur.

"Elhamdü lillâh (2) Elhamdü lillâhillezi " Hamdele'nin son kısmında;

"neşhedü enlâ ilâhe illâllahü vahdedü lâ şirîke lehü ve lâ nazira lehü velâ müsâle leh Ve neşhedü enne seyyidena muhammeded abdühü ve habibühü ve rasülûh. Sallâllahü ‘leyhi ve ‘alâ alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etba‘ih ve hulefa ihir- raşidine'l - mehdiine min ba‘dih ve vüzeraihi'l-kâmiline fi ‘ahdih Hususam-minhüm ‘alel-eimmeti hulefa rasülillâhi ale't-tahkîk Ümerai'l-mü'minin hazret-i eba Bekrin ve ‘Umer'a ve Osmane ve ‘Aliy ve ‘alâ bakıyyeti's sahabeti ve't-tâbi‘in Rıdvanü'llahi te‘alâ ‘aleyhim ecme‘in Eyyühe'l - mü'minine'l - hazirûn İttekul-lahe ve etı‘ûn İnne'l-lâhe me‘allezine't-tekav ve'l-lezinehüm mühsinün" Bundan sonra imam: "kalle'l - lahü te‘alâ fi kitâbihi'l-kerîm" der;

Euzü-besmele çeker ve hutbenin mevzuu ile ilgili bir ayet okur. Ayet bitince "sadekallahül-‘azîm" der. (Bu da tasdik etmek demektir.) Ve yine hutbenin mevzuu ile ilgili okuduğu ayete istinat ederek söylenmiş olan, Peygamber Efendimiz'den bir hadîs'i imam şöyle dile getirir:

"Ve kale'n - nebiyyü sallellahü ‘aleyhi ve sellem" diyerek hadisi okur.

Şayet mevzu ile ilgili ikinci bir hadis daha varsa, o zaman imam:

"ve kale fi hadîsin ahar" diyerek diğer hadisi de okur.

Daha sonra imam, "Azîz cemaat, aziz mü'minler" gibi tabirlerden birini kullanarak Türkçe hutbe kısmını okumaya başlar. Türkçe hutbenin okunuşu bittikten sonra, imam yine fazla teganni etmeden, gizli bir lâhinle aşağıdaki metni okur:

"Elâ inne ahsene'l-kelâm ve ebleğa'n-nizam Kemâ kale'l-lahü tebareke ve te‘alâ fi'l-kelâm ve izâ kurie'l-kur'ânü festemi‘ulehü ve ensıtü le‘alleyküm türhamün". Euzü-besmele çekip son bir ayet daha okur. Sonra oturup dua eder.

Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve burada da bir dua okur. Daha sonra da Peygamberimize salavat getirir. 6. basamağa iner ve hafif kıbleye yan dönerek, yarı açık yarı gizli salli ve barik dualarını okur, sonra ellerini kaldırır dua eder. Bu duada, bütün mü'minlerin refahı, saadeti, karada, havada yolculuk yapanlara selametler dilenir; orada oturan, kaim olan, orada hazır olan, kaybolmuş olanlar (bilinmeyenler), Türk ordusunun mansur ve muzaffer olması gibi hususlara temas edilir. Dua bittikten sonra tekrar 7. basamağa çıkar, euzü-besmeleyi gizli olarak okur ve açık olarak ve makamla Nahl Sûresi'nin 90. ayetini okur:

"İnnâllahe ye'mürü bi'l - ‘adli ve'l - ihsânive itâi zil-kurba ve yenhâ ‘anil - fahşai ve'l - münkeri ve'l - bağy Ye‘ızuküm le‘alleküm tezekkerûn"

Minberden aşağıya doğru inerken, Nahl Sûresi'nin son ayetini gizli olarak okur.

İmam hutbeden aşağıya inmeye başladığı anda da müezzin kamet etmeye başlar. Kameti takiben farz olan cuma namazına başlanır.

Kaynak: http://www.mumsema.com/cuma-hutbeleri/43448-cuma-hutbesi-tarifi-ve-hutbe-dualari.html

© Ayhan Çetinkaya - Sazak