 |
HUTBE – İman (Ankebut: 7)
Muhterem Müslümanlar,
İman, o vahşetli geçmiş zamanın en büyük mezar suretini yırtıp, alışılmış nurlu bir şekilde sevdiklerimizin toplanması olduğunu gözümüzle görmüş gibi gösterir.
Hem iman, gafil bakışlara büyük bir kabir şeklinde görünen gelecek zamanı, sevimli saadet saraylarında Rahmanî bir ziyafet meclisi şeklinde gösterir.
Hem iman, gafletle bakanlara bir tabut gibi görünen hazır zamanı ve o hazır günün tabut gibi şeklini kırıp, o hazır günü uhrevî bir ticaret dükkânı ve şâşaalı Rahmanî bir misafirhane suretinde gözlere gösterir.
Hem iman, gafletle bakanlara ömür ağacının başında, cenaze şeklinde görünenin tek meyvesinin cenaze olmadığını, belki ebedî bir hayata mazhar ve ebedî bir saadete namzet olan ruhunun, eskimiş yuvasından, yıldızlarda gezmek için çıktığını ilim suretinde gösterir.
Hem iman, yaratılış başlangıcının kaynağı kemiklerimizin, ayakaltında ehemmiyetsiz mahvolmuş kemikler olmadığını, belki toprağın, rahmet kapısı ve Cennet salonunun bir perdesi olduğunu gösterir.
Hem iman, gaflet nazarı ile uzay karanlığında yuvarlanan dünyanın vaziyetini Kur'ân'ın sırrı ile gösterdi ki, o, görünürdeki zulümlere yuvarlanan dünyanın, vazifesini bitirmiş, Allah’ın bir mektubu ve nakışlı sayfası olduğunu gösterir. Dünyanın mahiyetinin ne olduğunu ilim derecesinde bildirir.
Hem iman, ileride, gözünü açıp bize bakan kabri ve kabrin arkasında ebede giden caddeyi, Kur’an nuru ile gösterdi ki, o kabir, kuyu kapısı değil, belki nur âleminin kapısıdır. Ve o yol ise, hiçliğe ve yokluğa değil, belki vücuda, nur ülkesine ve ebedî saadete giden yol olduğunu, tam kanaat verecek bir derecede gösterdiğinden, dertlere merhem olur.
Hem iman, elinde pek cüz'î bir kazanç bulunan küçük bir cüz-ü ihtiyarî yerine, o hadsiz düşman ve zulümlere karşı, sonsuz bir kudrete dayanmak ve hadsiz bir rahmete bağlanmak kişinin eline bir delil veriyor; belki de iman, o küçük iradenin elinde bir belge oluyor. Hem insanın tercihi olan cüz’î irade, gerçi hem kısa, hem aciz, hem noksandır. Fakat iman sırrı ile o cüz'î irade, Cenâb-ı Hak namına, O’nun yolunda kullanılırsa, beş yüz sene genişliğinde bir Cenneti dahi kazanabilir.
Hem iman, geçmiş ve gelecek zamana nüfuz edemeyen o cüz’î iradenin dizginini cismin elinden alıp kalbe ve ruha teslim eder. Ruh ve kalbin hayat dairesi ise beden gibi hazır zamana münhasır olmadığından, pek çok seneler geçmişten, pek çok seneler istikbalden hayat dairesine dahil olduğundan; o cüz’î irade, cüz'iyetten çıkıp büyür. Geçmiş zamanın en derin derelerine iman kuvveti ile girebildiği ve üzüntüleri giderebildiği gibi, iman nuru ile geleceğin en uzak dağlarına kadar çıkar, korkuları gider.
Madem, elhamdülillâh, bizler Müslümanız ve madem imanda bu kadar nurlu, lezzetli, sevimli, şirin hazineler var ve madem imanımız bizi daha çok bu hazineye yöneltiyor. Elbette imanlı bir hayattan şikayet değil, belki binlerce teşekkürle şükretmeliyiz.
...........
Ayhan ÇETİNKAYA / İmam Hatip / Sazak Köyü / Çal / Denizli Sazak - 29 Aralık 2006
|
 |