HUTBE - Duanın Önemi
Muhterem Müslümanlar!
Dua ibadetin özüdür.(1) Gönül yoluyla Allah’a iletilen mesajdır. “Dua” Kul ile Allah arasında küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, âciz olandan güçlü olana doğru meydana gelen manevi bir iletişimdir. Yağacak yağmurun, doğacak rızkın vesilesidir. İsyan, zulüm ve günah bataklığından kurtulmak için Allah’a açılan bir eldir. Dua kalbin Allah’la konuşmasıdır. Dua diller üstü bir dildir. İlâhi hazinelerin kapısını açtıran bir rahmet anahtarıdır. Çaresizlere çare, devasızlara şifa vesilesidir. İnsanlardan isteyerek yüzsuyu dökme zilletinden, Allah’tan isteyerek gözyaşı dökme izzetine çıkaran bir yüceliktir. Kulu Allah’a bağlayan bir bağdır.
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah (c.c) insana verdiği değerin, onun dua etmesiyle mümkün olacağını beyanla buyurur ki; ”De ki: eğer duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin ki?”(2), Bu ayetten anlıyoruz ki, insan dua etmek için yaratılmıştır. İnsanın Allah katındaki itibarı dua ile mümkündür. Namaz anlamına gelen salât, aynı zamanda “dua” demektir. Hayatın namazla donatılması, kulun Allaha olan teslimiyetinin açık bir göstergesidir.
Dua, sadece kulun Allah (c.c.) karşısındaki acziyetini ifade etmez, aynı zamanda mahlûkat karşısındaki izzetini de ifade eder. Çünkü dua “istemek” demek, istemek ilahi rahmetten pay almak demektir. İstemek, şuur sahibi olmaktır. İstemek kul olmaktır ve dua işte bu yüzden bir ayrıcalıktır. Kulluğun en güzel ifadesi duadır. Rabbimizin bizi muhatap kabul etmesini istiyorsak, dua ile kendisine iltica etmemiz gerektiğini şu ayeti kerimeden öğreniyoruz; “Bana dua edin ki, size icabet edeyim.”(3)
Muhterem Müslümanlar!
Duanın zamanı ve mekânı yoktur. Her yerde ve her zaman dua edilir. Günümüzün her saatinde duadan gafil olmamalıyız. Ayrıca dua ederken de, samimi olmamız gerekir. Dua ederken kalbimizi Allah’a, dilimizi kalbe, fiillerimizi de ihlâsımızı bağlamalıyız.
Samimiyetin ifadesi, kavli duanın yanında fiili duayı da unutmamaktır. Hastalıktan kurtulmak için tedavi olmuyorsak, “Allah’ım bana sağlık ve afiyet ver” dememizin pek manası olmasa gerek. O nedenle kalbi duanın yanında fiili dua da çok önemlidir. Zekât ibadeti servetle dua olduğu gibi, oruç ibadeti bedenle dua, ilim ibadeti de zihinle ve tefekkürle duadır. Her nimetin şükrünü kendi cinsinden ister. Servetin şükür ve duası zekat, bedenin şükür ve duası oruç, ilmin şükür ve duası da tefekkürdür.
Muhterem Müslümanlar!
Şiddetli rüzgâr, aşırı yağmur, aşırı soğuk ve zelzele gibi durumlar, bazı duaların özel vakitleridir. İşte böyle durumlarda, insan aciz ve muhtaç olduğunu iyice anlayarak, dua ve niyaz ile ulu dergâha iltica etmelidir. Eğer dua çok edildiği halde belalar def olmuyorsa “Dua kabul olunmadı” denilmemeli, Bilakis “duanın vakti henüz bitmedi” denilerek daha ihlâslı ve samimi şekilde devam edilmelidir. Şunu da unutmamalıyız ki, duamız mutlaka karşılık görür. Gerek bu dünyada, gerek ahirette, hakkımızda ne zaman hayırlı olacağını ancak Allah bilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in şu duasıyla hutbeme son veriyorum.
“Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, ihtiyarlayıp ele ayağa düşmekten ve kabir azabından sana sığınırım.
Allah’ım! Nefsime takva nasip et ve onu her türlü günahtan temizle; onu en iyi temizleyecek olan sensin. Ona yardım edip eğitecek sadece sensin.
Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım”(4)
1. Tirmizi,Dua, 2. Furkan,25/77, 3. Mü’min 40/60. 4. Müslim, zikir 73, istiaze 13.
Hazırlayan: Ramazan KURT İmam Hatip/Çardak/Denizli Sazak – 06 Şubat 2009
|