|
HUTBE - Ramazan Bayramı (Hucurat:10)
Muhterem Müslümanlar!
İlahi rahmetin, af ve mağfiretin, mü'minlerin üzerine ihsan edildiği, dini heyecanın coşkuyla taştığı günleri geride bırakarak, Ramazan Bayramı'na ulaşmış bulunuyoruz. Bizi bu günlere eriştiren Cenab-ı Hakk'a sonsuz hamd-ü senalar, Rasulü Hz. Muhammed'e binlerce salat-ü selam olsun.
Bayramımız hepimize, Yüce Milletimize ve tüm İslam alemine hayır ve saadetlere vesile olsun.
Aziz Kardeşlerim!
Bayram günleri sevinç ve neş'enin, milletçe topyekün ortaklaşa yaşandığı, mutluluğun doruk noktasına ulaştığı müstesna günlerdir. Her milletin bayramı olduğu gibi, bizim de Milli ve Dini bayramlarımız vardır. Bu bayramları günü gelince, milletçe hep birlikte kutlarız. Eğer hür bir şekilde, millet olarak bayramlarımızı kutlayabiliyorsak, bu bizim müstakil bir vatana, tam anlamıyla bir hürriyete sahip olduğumuzu gösterir.
Milli bayramlarımız Milletçe varoluşumuzun, dini bayramlarımız da bir dine sahip oluşumuzun ifadesidir.
Aziz Mü'minler!
Bugün yeryüzünde yaşayan milyonlarca Müslüman, arınmış gönüller, tertemiz duygularla aynı sevinci birlikte yaşayarak bayram ediyorlar. Yüce Mevla'dan bir işçi misali ücretini, mükafatını istiyorlar.
Bugün Cenab-ı Hak, meleklerine hitaben:
"Ey benim meleklerim! Gördünüz mü? Kullarım açlığa, susuzluğa katlanarak oruç tuttular, oruçlarının mükafatını istiyorlar. Ben onları affettim. Onları cennet ve cemalime nail ettim." diyerek mü'minleri övecektir.
Değerli Mü'minler!
Bayram sevincinin topyekün yaşanması için, o toplum fertlerine düşen önemli görevler vardır. Bu görevleri şöylece sıralayabiliriz:
İnsanları beşeri kusurlarından dolayı kınamayıp, hoş görmeliyiz. Toplum barışını gerçekleştirmek için bu bayram günlerini fırsat bilerek, gönlümüzü son derece geniş tutarak herkesi hoşnut etmeliyiz.
Af dileyenlerin de özürlerini saygıyla karşılayıp, böylece birbirlerini sayan-seven, birbirlerine barışık bir toplum haline gelmeliyiz.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Affı, bağışlamayı, hoşgörüyü kendine düstur edin. İyiliği, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme." (1)
Diğer bir ayet-i kerimede ise:
"Şüphesiz mü'minler birbirleriyle kardeştir! Öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin, dargınları barıştırın. Allah'tan korkun. Umulur ki, bağışlanırsınız."(2) buyuruluyor.
Bayramların özelliklerinden birisi de başta anne-baba, yakın ve uzak akraba, yakın ve uzak komşularla eş ve dostları, ihtiyar ve hastaların ziyaret edilerek onların gönüllerinin alınması ve hoşnutluklarının kazanılmasıdır.
Yine bayram günlerinin özelliklerinden biri de çocukların sevindirilmesi, özellikle öksüz ve yetimlerin, kimsesizlerin gönüllerinin alınması, bayram sevincinin onlara da tattırılmasıdır.
Enes Bin Malik (r.a.)'ın naklettiğine göre, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir bayram günü, bayram namazını kılmak için evinden yola çıktı. Yolda giderken bir grup çocuk gördü. Bayram sevinciyle gülüp oynuyorlardı.
Yalnız içlerinden biri vardı ki, üstü yırtık, gözü yaşlı, bir köşede ağlıyordu.
Şefkat ve merhamet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) çocuğa yaklaşarak, "Ey yavru niçin ağlıyorsun, neden arkadaşların gibi sen de gülüp oynamıyorsun?" dedi. Çocuk O'nun Peygamber olduğunu bilmiyordu. Şu cevabı verdi: "Efendim! Babam, Rasulüllah'ın (s.a.v.) filan gazvesinde vefat etti. Annem de başkasıyle evlenerek benim malımı mülkümü yedi. O adam da beni evinden çıkardı. Artık benim annem babam dahil hiç bir şeyim yok. Arkadaşlarıma bakıyorum hepsinin anne-babası var. Onlar anne baba dedikçe, benim içim yanıyor. Benim de anne-babam olsaydı, ben de gülüp oynardım."
Bunun üzerine Rasul-ü Kibriya (s.a.v.): "Gel yavrum! İster misin ben senin baban olayım? Aişe annen, Ali amcan, Hasan-Hüseyin kardeşlerin ve Fatıma da kız kardeşin olsun." dedi. Bunun üzerine çocuk O'nun, Peygamber olduğunu anladı.
Rasulüllah (s.a.v.) onu mübarek sırtına alarak eve götürdü. Güzelce giydirip, karnını doyurdu. Çocuk gülerek arkadaşlarının yanına gitti. Arkadaşları ona: "Ne oldu? Biraz önce ağlıyordun, şimdi gülüyorsun." dediler.
Çocuk: "Ben biraz önce açtım, şimdi karnım doydu. Giysilerim eskiydi, şimdi yenilendi. Hiç kimsem yoktu, Rasulüllah (s.a.v.) babam, Aişe annem, Ali amcam, Hasan-Hüseyin kardeşlerim, Fatıma da kız kardeşim oldu. Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin?" dedi. Çocuklar: "Keşke bizim babamız da Allah yolunda şehit olsaydı da, biz de bu şerefe nail olsaydık." dediler.
Bu çocuk Rasulüllah (s.a.v.) vefat edinceye kadar, O'nun yanında kalmış, sonra Hz. Ebu Bekir onu himayesine almıştır.
İşte Rasulüllah'ın (s.a.v.) bu güzel davranışı bize bir örnek olmalıdır.
Vücudumuzun sıhhatli, kazancımızın bereketli, hayatımızın rahmetli, bu mutlu günün de hepimiz hakkında kutlu ve mutlu olmasını temenni ediyorum.
-----------
1) A'raf: 199. 2) Hucurat: 10. DİYANET Sazak - 3 Mart 1995 |