ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE VEDA HUTBESİ 1995 1996 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010

HUTBE - Vakıf Ve Önemi                                                                                               (Zilzal:7-8)

Muhterem Mü’minler!

Hutbemiz, iyilik yapma, hatır işlerinde yarışma ile; vakıf ve önemi hakkındadır. Mahlukatın en şereflisi olarak yaratılan insanın, yaradılışındaki yegane gaye ve hikmet, Allah’a iman ile O’nu bilmesi, tanıması; kulluğunu O’na ihlâs ve samimiyetle arz etmesidir.

Yaradılış tecellisi içinde de insan bütün fiilleriyle imtihana tabi tutulduğu; hatta hayat ile ölümün bile imtihan maksadıyla yaratılan iki hakikat olduğu, Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, Mülk Suresi’nde beyan buyurulmuştur.(1)

İnsan, dünyada yaşarken, kendisine verilen cüz’î irade ve seçme hürriyeti içinde, ya iyilik işler, hayırlar peşinde koşarak; salih amellerle meşgul olur, veya aksi davranışlarda bulunur. Şüphesiz “Zerre miktarı hayır işleyen, onun karşılığını, zerre miktarı şer işleyen de onun karşılığını görür.”(2)

Her konuda olduğu gibi, bu konuda da temel esas, imandır. İyilikler ve hayırlar, salih ameller, onun üzerine bina edilir. Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerin yaptıkları iyilikler, hayırlar, bir serap gibidir. Bu itibarla mü’min; imanı gereği iyilik yapmaya, hayır işlerinde koşmaya ve yarışmaya sevdalıdır. Bir başka ifade ile söylememiz gerekirse; iyilik yapma, hayır işlerinde yarışma mü’minler arasında gerek fert, gerekse cemiyet olarak bir şuur halinde yerleşmiştir.

Gayr-i Müslimlerde böyle bir şuur ve idrak aramak beyhudedir. Çünkü onlara göre “Bu (hayat) dünya hayatımızdan başka (bir şey) değildir.“(3)

Allah’a inanan samimi mü’minler ise, Yüce Mevlâ’nın; Ey İman Edenler! Allah’tan korkun, her nefis yarın için önden ne göndermiş olduğuna baksın...”(4) “Hakikat, ölüleri biz diriltiriz, önden gönderdikleri şeyleri ve (bıraktıkları) eserleri de biz yazarız...(5) mealindeki buyruklarını bilip, hayatlarını buna göre tanzim ederler.

İşte bu sebepledir ki, mü’minler arasında salih amel şuuru, her zaman hakim olmuş ve mü’minler iyilik yapma ve hayır işlerinde yarışmada, insanı hayran bırakan ölümsüz eserler meydana getirmişlerdir.

Aziz Müslümanlar!

Cenab-ı Hak Mü’minûn Suresi’nde inananların çeşitli vasıflarını saydıktan sonra, şöyle buyurmaktadır. “... İşte bunlar ki, hayırlarda sürat yarışı yaparlar ve bunlar onun için ta önde gidenlerdir.”(6) İyilik yapma ve hayır işlerinde yarışma duygusu ve buna teşvik, yukarıda birkaç örneğini verebildiğimiz ayet-i kerimelerle, ancak İslâm Dini’nde, gerçek anlamda ve ideal manada böyle bir zirve noktaya ulaşmıştır.

Bu suretle bunda iyiliğin, hayrın, dünya durdukça devam etmesi gönülden arzulanmış ve bundan vakıf denilen ve bugün bile bütün insanlığı hayran bırakan fevkalâde önemli bir müessese doğmuştur.

Muhterem Cemaat!

Bilindiği üzere “Vakıf, bir malın dünya durdukça belirli bir amaca tahsisi ile, menfaatinden faydalanılmak üzere, Allah’ın mülkü sayma...” demektir.(7)

Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ilk ve en güzel örnek Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) olmuş, Fedek hurmalıklarını vakfetmiştir. Buyurmuşlardır ki:

“(Vefatımda) varislerim ne bir dinar, ne bir dirhem pay almazlar. Bıraktığım şey kadınlarımın nafakasından, işçimin ücretinden geri kalanı vakıftır.”(8)

Denilebilir ki vakıf, iyilik yapma ve hayır işlerinde yarışmanın sistemleştirilmiş adıdır ve en önemli İslâmî-sosyal kurumlardandır. Tarihin akışı içinde vakıf ruhu, ecdadımız tarafından, o derece benimsenmiştir ki, bugün her birisi güzel yurdumuzun tapu senetleri mesabesinde olan camiler, çeşmeler, mektepler, hamamlar, kervansaraylardan tutn da: kuşlar-hayvanlar için bile sayısız konularda vakıflar tesis etmişlerdir. Allah adına, insanların, dünya durdukça istifade etmesi için vakfedilen malların gayesine uygun kullanılması hususu ise izahtan varestedir.

Bize düşen vazife, bunların üzerinde titremek, bakımını tamirini ve korumasını sağlamak; bizden sonraki nesillere teslim aldığımız gibi noksansız aktarmakla birlikte; yenilerini de –imanımıza ve ecdadımıza yakışır şekilde- tesis ve bina etmektir.

Hutbemi, başta okuduğum ayet ve hadislerin meallerini vererek bitiriyorum: Allah (c.c.) buyuruyor:

“O mal, o oğullar (hep) dünya hayatının zînetidir. Bekaya erecek iyi (amel ve hareket)’ler ise Rabbinin nezdinde sevapça da hayırlıdır, amelce de hayırlıdır...”(9)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“İnsan öldüğü zaman, melekler, “ne getirdi?” derler, insanlar, “ne bıraktı?” derler.(10)

“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir (defteri kapanır) üç şey (bundan) müstesnadır: Sadaka-i cariye (Cami, çeşme, yol, hastane, okul vs. gibi devamlı sadakalar), kendisiyle faydalanılan ilim, yahut da kendisine (arkasından hayır) duada bulunan salih bir evlat.”(11)

--------

1) Mülk: 2. 2) Zilzal: 7-8. 3) Casiye: 24. 4) Haşr: 18. 5) Yasin: 12. 6) Mü’minûn: 61. 7) Meydan Larousse: c. 12. 8) Buharî, Tecrid: c. 83, s .235. 9) Kehf: 46. 10) Camius-sağîr, harfu’l-hemze: c. 1, s. 35. 11) Nevevî, Riyazü’s-Salihın: s. 371, Beyrut.          DİYANET                        Sazak - 22 Aralık 1995

© Ayhan Çetinkaya - Sazak