ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE HUTBE DUALARI VEDA HUTBESİ 2006 2007 2008 2009 2010 2011
   

HUTBE - Anadolu'nun Fethi                                                                                                     (Enfal: 39)

Aziz Mü'minler!

Bugün üzerinde yaşadığımız toprakların her karışı ecdat kanıyla yoğrulmuş; bizlere atalarımızın değerli bir armağanıdır. Onların canlarıyla alıp, kanlarıyla suladığı bu cennet vatanımız sanıldığı kadar bizlere ucuz bir emanet değildir.

Müslüman ecdadımız; İslâm faziletinin temeli olan hikmet, kahramanlık, adalet, namus ve hoşgörü kavramlarını kendilerine şiar edinmişler. Yüce Allah (c.c.)'ın emirleri doğrultusunda O'nun hükümlerini hakim kılma gayreti içerisinde olmuşlardır.

Atalarımız; Cenab-ı Hakk'ın; "Fitne ortadan kalkıncaya ve Din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşınız..." hitabı ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in Hayber Kalesi'nin fethi için komutan olarak görevlendirdiği Hz. Ali'ye: "Vallahi senin vesilenle bir kişinin hidayete ermesi, kızıl tüylü develere sahip olmandan daha hayırlıdır." İfadelerinde saklı ölümsüz düsturlarını, davranışlarının ölçüsü olarak kabul etmişlerdir.

Bilindiği gibi Anadolu fethinin manevî mimarları hiç şüphesiz Hoca Ahmed Yesevî ve onun talebeleridir. Onlar her türlü zorluk ve sıkıntılara göğüs gererek İslâm'ın zengin hoşgörüsü, adalet ve dürüstlük ilkesini topluma yerleştirmek suretiyle gönülleri fethedip fizikî fethe zemin açmıştır.

Anadolu'nun fethinde ünlü Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın Bizanslılarla yaptığı 1071 tarihindeki Malazgirt Zaferi'nin önemi büyüktür. Alparslan bu savaşta, hem imkansızı başarmış hem de Anadolu kapılarını Türklere açmıştır.

Alparslan biliyordu ki; bu zorlu savaşta yalnız değildir, arkasında bütün müslümanlar ve onların duası vardır. Nitekim Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah bizzat kendisinin hazırladığı şu duayı bütün camilerde okutuyordu;

"Allah'ım İslâm sancağını yükselt... Sultan Alparslan'ın senden istediği yardımı esirgeme... Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmek için onu desteğinden mahrum kılma. Ordusunu meleklerinle destekle, niyet ve azmini hayır ve başarı ile neticelendir. Çünkü o senin rızan için rahatını terketti. Malı ve canıyla buyruklarına uymak için senin yoluna düştü... Ona zafer kısmet eyle. Allah'ım onun bütün güçlüklerini kolaylaştır, düşmanlarına karşı zafere ulaştır."

Bu samimi duaya bütün müslümanlar gönülden katılarak amin deyip dua ediyorlardı. Bizans'ın mağrur İmparatoru (Romano Diogones) askerinin çokluğuna bakıp gururlanır ve Alparslan'ı küçük görür. Alparslan, gün ışımadan Allah (c.c.)'a kulluk aşkı ile bu önemli günde secdeye kapanıp şöyle dua ediyordu; "Ya Rabbî! Sen kendime vekil yapıyor, azametin karşısına yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah'ım, niyetim halistir bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret." Başını yerden kaldırdıktan sonra askerlerine şöyle diyordu; "Bir er gibi savaşa gireceğim, üzerimde sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehit olursam üzerimdeki şu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benimle beraber savaşmak istemeyen varsa hemen geri dönebilir. Zafer Allah'tandır ve fetih yakındır." Ölçüsü içinde Alparslan; Cuma namazını kıldıktan sonra askerleriyle helâlleşmiş ve savaş meydanına girmiştir. Allah (c.c.)'ın izni ile mağrur Bizans İmparatorunun ordusunu perişan etmiş ve kendisini esiralmıştır.

Bizans İmparatorunu bir esir gibi değil, bir hükümdar gibi kabul ederek, dindaşlarının dahi gösteremedikleri bir hoşgörü içerisinde onu serbest bırakmış ve İslâm'ın engin hoşgörüsünü göstermiştir.

Muhterem Müslümanlar!

Değerli Komutan Alparslan bu şanlı zaferi; keskin zekası, askeri dehası, kalbindeki iman gücü ve İlây-ı Kelimetullah mefkûresi ile kazanmış olup, daha sonra bu fetih, Anadolu Selçukluları, beylik ve hükümdarları tarafından da devam ettirilmiş, böylece Anadolu'nun fethi gerçekleşmiştir.

Müslüman ecdadımız; fethedilen topraklarda İslâm'ın adalet, eşitlik, hoşgörü ve dürüstlük ilkesine sadık kalmışlar. İçtimaî, ticarî, ahlâkî kurum ve müesseseleri, ayrım yapmadan toplumun yararına sunmuşlar ve bu davranışları, müslüman olmayan halkın, müslüman olmalarına sebep olmuştur.

Hutbemize son verirken bu cennet vatanı kanları ile sulayarak fetheden ve bize emanet eden necip ecdadımızı; rahmetle yâd ediyor, Cenab-ı Hak'tan kendilerine rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.


Diyanet Aylık Dergi - Ağustos 1996                                                                          Sazak - 23 Ağustos 1996
© Ayhan Çetinkaya - Sazak