ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE HUTBE DUALARI VEDA HUTBESİ 2006 2007 2008 2009 2010 2011
   

HUTBE - Askerlik Ve İslâm                                                                                                    (Tevbe: 41)

Aziz Ve Muhterem Müslümanlar!

İnsan cemiyetlerini ayakta tutan, bu cemiyet fertlerini rahat ve huzur içinde yaşamalarını temin eden yegane unsur, ASKER'dir. Bu millet, askerî gücü nisbetinde diğer milletler nezdinde söz sahibi olabilir. Askerî gücü nisbetinde diğer milletlerle işbirliği yapabilir. Ve nihayet askerî gücü nisbetinde yaşama hakkına sahip olabilir. Tarihin derinliklerine inildiği zaman bu durumların aynen devam ettiği görülmüş ve her devirde de görülmektedir. İşte bunun içindir ki, dinimiz İslâm, kitabımız Kur'an askerliğe büyük önem vermiştir. Gerçek askerleri methetmiş, askerlikten kaçanları, askerliğe önem vermeyenleri de yermiştir. Sadece bununla kalmayıp, düşmanla mücadele yapabilmek için daima hazırlıklı, daima güçlü bulunmamızı emretmiştir. Şöyle ki: Bizleri daima uyanık olmaya, daima kuvvetli bulunmaya sevkeden ilahî emir şudur:

"Siz de onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki; bununla (yani hazırlanma ile) Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınız (onların), ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğerlerini korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız (ecri) size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız."

Ayet-i Celîle'de geçen "Kuvvet" kelimesinden maksat; harb meydanında muhariblerin kullanacakları her türlü harp aletidir. Bu harb aletleri zamana, zemine, medeniyetin ve ilmin ilerlemesine göre değişmektedir. İşte gelişen bu silahların aynını ve daha üstününü yapmak, harb sanatını öğrenmek ve öğretmek dinî bir vazifedir. Bunun içindir ki Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) o günün harb sanatı hakkında Ashabına minberden şu cümleyi arka arkaya üç defa tekrar etmişlerdir:

"Gözünüzü açın ki, kuvvet atmaktır."

Muhterem Müslümanlar!

Bu kuvvet sayesinde vatan topraklarını düşmanın saldırısından korumak nasıl dinî bir görev ise; nöbet tutmakta dinî bir vazifedir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hususta mealen şöyle buyurmuşlardır:

"Allah rızası için sınırda bir gece nöbet beklemek dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır."

Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) bu mübarek sözünün faziletine inanan bahtiyar mü'minler, askere giden torununa ve evlatlarına şöyle yalvarırlar:

"- Dinimizde nöbet tutmanın sevabı pek çoktur. Yavrum şu ihtiyar annen ve baban için de bir gün nöbet bekleyiver."

Görüldüğü gibi, dinimiz askerliğe oldukça değer vermektedir. Diğer taraftan icabettiği zamanlarda dinimizin ve vatanımızın muhafazası için mallarımızla, canlarımızla harbetmeyi de biz müslümanlara farz kılmıştır. Din için, vatan için cihad edenlere Cenneti, cihad meydanına gitmeyen, harb meydanından geri kaçanlara da akıbetlerinin kötü olacağı haberini vermiştir. Nitekim hutbemizin başında okuduğumuz Ayet-i Celîle'de Cenab-ı Hak mealen şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Mü'minler) Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak elbirlik (savaşa) çıkın, Allah yolunda, mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır."

Harb meydanına gitmeyenler ve harb meydanından kaçanlar için yine Cenab-ı Hak şu acı haberi veriyor;

"Ey İman Edenler! Size ne oldu ki; Allah yolunda elbirlik gazaya çıkın denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz. Ahiretten (vazgeçin yalnız) dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat bu dünya hayatının faidesi ahiretin yanında pek azdır."

Diğer bir Ayet-i Celîle'nin bu husustaki meali şöyledir:

"Şüphesiz ki Allah, Hak yolunda (muharebe ederek düşmanları) öldürmekte, kendileri de öldürülmekte olan mü'minlerin, canlarını ve mallarını -kendilerine cennet (vermek) mukabilinde- satın almıştır. (Onun) Tevrat'ta, İncil'de, Kur'an'da (zikrolunan bu va'di) kendi üzerinde hak (ve kat'î) bir vaaddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (Ey Mü'minler!) yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevinin. En büyük saadet budur."

İşte Kardeşlerim, Müslümanlar ve İslâm'la şereflenen necip milletimiz yediden yetmişe kadar bütün hepsi askerliğe bu imanla sarılmıştır. Din ve vatan müdafaasına bu imanla bağlanmıştır. Bu imanın neticesi olarak ta zaferden zafere koşmuştur. Bu mukaddes vazifeyi seve seve yapanlara ne mutlu.


Diyanet Aylık Dergi - Eylül 1996                                                                                    Sazak - 11 Ekim 1996
© Ayhan Çetinkaya - Sazak