|
HUTBE - Hac (Al-i İmran: 97) Muhterem Müslümanlar!
Hac, İslâm Dininin beş esasından biridir. Hicretin 9. Yılında farz kılınmıştır. Farziyyeti; kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Hem mâlî, hem de bedenî bir ibadettir. Sıhhatli, hür, zengin, akıllı ve bülûğa ermiş her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır.
Cenab-ı Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz, alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke'deki (Kabe)'dir. Orada apaçık nişaneler (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olup, yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir Hakkı'dır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki Allah bütün alemlerden müstağnidir."(1)
Muhterem Mü'minler!
Hac; her yıl ülkeleri, kültürleri, dilleri ve renkleri farklı fakat hedef ve gayeleri aynı, milyonlarca müslümanın bir arada, ibadet edip Allah (c.c.)'a yönelmelerini, birbirleriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayan, birlik ve kardeşlik sembolü bir ibadettir. Hac esnasında günlük giysilerinden soyunup, ihrama giren müslümanlar, zînet ve servetle böbürlenmemeyi, ölüm ve ahireti unutmamayı fiilen yaşar ve öğrenirler.
Haccın Manevî havasına giren ihramlı müslümanlar, yol boyunca:
"Buyur Allah'ım buyur, emrine itaate geldim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Hamd de, nîmet de, mülk de senindir Allah'ım. Senin hiçbir ortağın yoktur." anlamına gelen telbiye ile birlikte, tekbir, tehlil ve salavatı şerife okuyarak Allah (c.c.)'ın şanını yüceltirler. O'ndan af ve mağfiret dileyerek rızasını talep ederler.
Cenab-ı Hakk'a yürekten yapılan bu dua ve niyazların, tövbe istiğfarların, kabul olacağı inancı ve huzuru içinde hacceden müslümanlar, hep birlikte Arafat vakfesini yaparlar. Müzdelife vakfesinden sonra, Mina'da şeytanı taşlarlar, kurbanlarını keserler ve ziyaret tavafını yaparlar. Böylece Hac menâsikini tamamlayan hacılar, veda tavafını yaparak Mekke'den ayrılırlar.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'i ziyaret etmek üzere yola çıkarlar. Medine'ye ulaştıklarında, doğruca Mescid-i Nebî'ye giderler. Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabr-i saâdetini ziyaret ederler. O'nun (s.a.v.) manevî huzurunda salavât-ı şerife okuyarak, dua ve niyazda bulunarak şefaat talep ederler. Beş vakit namazlarını, Peygamberimiz (s.a.v.)'in mescidinde kılarlar. Vakitlerini ibadet, zikir, tesbih, salavat, dua ve bol bol Kur'an-ı Kerim okuyarak değerlendirirler.
Rasûlüllah (s.a.v.) haccedenler için: "Kim Allah için hacceder de bu sırada Allah'ın rızasına uymayan kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinden doğduğu günkü gibi (tertemiz ve günahlardan arınmış olarak hacdan) döner." buyurmuştur.
Muhterem Kardeşlerim!
Maddî ve manevî bir çok zorluklara katlanarak hacca giden bir müslümanın, haccını noksansız eda edebilmesi ve Allah (c.c.) katında en büyük ecri kazanabilmesi için, bu kutsal ibadetin nasıl yapılacağını, hac esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve davranışların suç sayıldığını, kısaca âdâbına erkânına kadar bu ibadetle ilgili hükümleri kendisine yetecek kadar öğrenmesi gerekir.
Hutbemizi, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)'in bir hadis-i şerifleri ile bitirelim:
"Ey insanlar! Allah (c.c.) Haccı üzerinize farz kıldı. Öyleyse haccediniz."
1) Âl-i İmran: 97. Diyanet Aylık Dergi - Nisan 1996 Sazak - 26 Nisan 1996 |