ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE HUTBE DUALARI VEDA HUTBESİ 2006 2007 2008 2009 2010 2011
   

HUTBE - Hicret                                                                                                                      (Enfal: 30)

Muhterem Müslümanlar!

Önümüzdeki Pazar gününden itibaren Hicrî 1417 yılını idrak etmeye başlayacağız. Bu vesile ile hicret olayının öneminden ve İslâm tarihindeki yerinden kısaca söz edeceğim.

Bildiğiniz gibi, Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) Mekke'de doğmuş ve Peygamberlik görevi O'na burada gelmiştir. "Önce en yakın akrabanı uyar." ayet-i kerimesi gereğince, O'nun (s.a.v.) çağrısına uyanlar kendisine inanıyor ve yalnız Allah (c.c.) rızası için bu dine, İslâm'a giriyorlardı. Müslümanların sayısı günden güne artıyor ve İslâmiyet gönüllere yerleşiyordu. Ancak Mekke'de Kureyş Müşrikleri Ona (s.a.v.) engel olmaya çalışıyorlardı. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) ve O'nunla birlikteki mü'minlere amansız düşman kesilmişlerdi. Müslümanlara zulmediyor, akıl almaz işkencelerde bulunuyorlar; bu dinden vazgeçmelerini istiyorlardı. Yapılan işkencelere dayanamayan bir kısım müslümanlar göç etmeyi düşündüler. Peygamberimiz (s.a.v.) onlara Habeşistan'ı işaret buyurdu. Bu arada Hac dolayısıyla Mekke'ye gelmiş olan Medine'lilerden bir topluluğa müslümanlığı anlattı; kabul edip müslüman olarak ülkelerine döndüler. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.), arkadaşlarından bazılarının da Medine'ye gitmelerine izin verdiler.

Böylece İslâmiyet Medine'de yayılmaya başladı. Bu durum Kureyşlilerin ileri gelenlerini telaşa düşürdü. Medine'nin kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anlamışlardı. Konuyu tartışmak ve bir hal çaresi bulmak üzere "Daru-n Nedve" denilen yerde toplandılar. Uzun uzun görüştüler. Sonunda, kendilerine doğru yolu göstermekten, dünya ve ahirete mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey yapmayan Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v.)'i öldürmeye karar verdiler. Aldıkları bu kararla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de Enfal Sûresi 30. Ayette şöyle buyurmaktadır:

"İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken Allah da düzenlerini bozuyordu."

Onların bu kararı böylece Peygamberimiz (s.a.v.)'e bildirilmiş ve hicret için kendisine izin verilmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)'in en yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e gelerek hicret için kendisine izin verildiğini müjdeledi. Onunla birlikte geceleyin Mekke'den çıkıp Sevr Dağına gelerek oradaki mağaraya saklandılar. Daha sonra da buradan Medine-i Münevvere'ye yöneldiler. Kuba denilen yerde bir süre kalarak burada bir mescid inşa ettikten sonra Medine'ye geldiler. Medine halkı kadın-erkek, genç-ihtiyar kendilerini coşkun sevgi tezahürleriyle karşıladı, bağrına bastı.

Rasul-ü Ekrem (s.a.v.)'in bu hicreti, tarihteki diğer göçlerden ayrı ve farklı bir anlam taşımaktadır. Çünkü diğer göçlerde çoğunlukla hakim olan unsur, iklim şartlarının değişmesiyle yaşama imkanının kalmamasıdır. Burada, yüce İslâm'ın kararmış gönülleri aydınlatmaya başlaması, zulme, haksızlığa ve her çeşit kötülüğe karşı çıkmasına karşılık O'na düşman olanların, O'nun hızla yayılmasından endişe duyanların, O'nun nurunu söndürme ve O'na gönül verenleri yok etme çabasında olanlardan uzaklaşma vardır. Nitekim ilk Müslümanlardan aynı şekilde Habeşistan'a hicret edenlerin, hicret sebeplerini açıklayan sözleri, bunun en güzel örneğidir. Habeş Kralı huzurunda muhacirler adına Hz. Cafer (r.a.)'in şu sözleri ne kadar anlamlıdır:

"Ey hükümdar, biz cehalet içerisinde yaşayan bir toplum idik. Putlara tapıyor, laşe yiyorduk. Zina yapıyorduk. Akrabamızla ilgimizi kesiyor, komşularımızla iyi geçinmiyorduk. Kuvvetli olanlarımız, güçsüz ve zayıf olanlarımızı eziyordu. Biz bu halde iken Yüce Allah (c.c.) bize acıdı. Bizden öncekilerde olduğu gibi bize de içimizden, soylu, asil, doğru, güvenilir, şeref ve namus ehli olduğunu bildiğimiz birisini Peygamber olarak gönderdi. O bizi, yalnız Allah (c.c.)'a ibadet etmeyi, atalarımızın taptıkları putları, ağaç ve taş parçalarını terketmeye çağırdı. Bize doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, komşularımızla güzel geçinmeyi, haramdan, adam öldürmekten sakınmayı öğütledi. Bizi, iffetsizlikten, yalandan, yetim malı yemekten ve namuslu kadınlara iftira etmekten sakındırdı. Yalnız bir olan Allah (c.c.)'a ibadet edip, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, oruç tutmamızı emretti. Haram dediğini haram bildik, helal dediğini helal bildik. Bundan dolayı toplumumuzun bir kesimi bize düşman oldu, bize türlü türlü işkencelere yapmaya kalktılar. Biz de onlardan kaçarak ülkenize sığındık."

Bu konuşmada, bir yönüyle hicret sebepleri açıklanırken, diğer bir yönü ile de İslâm'ın insanlığa neler getirdiği ifade edilmekte, her yönüyle bozulmuş ve tüm değer ölçülerini yitirmiş, o günkü toplumu nasıl tekrar hayata kavuşturduğu anlatılmaktadır.

Sevgili Kardeşlerim!

Kısaca hicret, ilk Müslümanların bu olaya fazlasıyla önem verdikleri ve diğer olaylardan daha çok anılmaya değer buldukları için Hz. Ömer (r.a.)'in halifeliği zamanında onu tarih başı kabul etmişlerdir.

Hicret ilk Müslümanların sıkıntılı günlerden kurtulmalarına vesile olduğu gibi, birlik ve bütünlüğünün perçinlenmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan diliyorum.


Diyanet Aylık Dergi - Mayıs 1996                                                                                 Sazak - 17 Mayıs 1996
© Ayhan Çetinkaya - Sazak