ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE HUTBE DUALARI VEDA HUTBESİ 2006 2007 2008 2009 2010 2011
   

HUTBE - Mevlid Kandili                                                                                                     (Al-i İmran: 31)

Aziz Müslümanlar!

27 Temmuz Cumartesi gününü 28 Temmuz Pazar gününe bağlayan gece Mevlid Kandili'dir. Mevlid Kandili, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in doğduğu gecedir. Bu mutlu zaman dilimi, hepimiz için bir bayram gecesidir. Ortaçağın insanlık üzerine çökmüş kâbusu, içleri karartan bulutları, bu gece dağılıp yok olmuş, karanlıklar parçalanarak, yerlerini bu gece aydınlığa terk etmiştir.

Vahşet için, cehalet için, insanlık dışı davranışlar için, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen anlayışlar ve vahşî gelenekler için haklarından ve haysiyetlerinden uzaklaştırılan kadınlar için, hak ve adalet mefhumları için, bu gece bir dönüm noktasıdır. Bu gece kadınların esaret zincirleri parça parça olmuş, kişiliklerine, hak ve hürriyetlerine yeniden kavuşmuşlardır. Bâtılın, maddî ve manevî her çeşit putların ve taassubun yıkılışı, bu geceye rastlar. Bu gece şairin;

"Yaradılmış cümle oldu şâduman
 Ğamgidüp âlem yeniden buldu cân."(1)

diye anlattığı, âlemin yeniden hayat bulduğu, Peygamber ırmaklarının bir araya gelerek deryayı oluşturduğu, âlemlerin Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e kavuştuğu gecedir.

Aziz Cemaat!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), insanların en cömerdi, en cesuru, en doğru sözlüsüdür. En vefalısı, en yumuşak huylusu ve en geçimlisidir. O'nu ilk defa gören heybetinden titrer, birlikte yaşayan gönülden severdi. Zayıfı korur, öksüzü himaye ederdi. Aç olanı doyurur, açığı giydirirdi. İnsan hayatına ve insan haklarına çok değer verirdi. Sağlığını titizlikle korurdu. Sağlığın insanlara Yüce Allah (c.c.)'ın bağışladığı en büyük nimetlerden biri olduğunu söylerdi.temizdi, temiz olanı yer, temiz olanı giyerdi. Temizliği ve temiz olanları çok severdi. Sözünde dururdu. Yalan söylediğini, va'dini çiğnediğini duyan ve gören olmadı. Üstün başarıları O'nu değiştirmez, üzüntüleri doğru yoldan çeviremezdi. Bağışlayıcı idi. İşkencenin her çeşidini kendisine ve sevgili arkadaşlarına acımasızca revâ görenler bile, O'nun bağışlamasına erebilmişti. Uhut'ta, o unutulmaz günde mübarek yüzünden kanlar akarken dahi, kimseye beddua etmeyi düşünmedi. Bunu yapmasını isteyenleri;

"Lânetçi olarak değil, rahmet için gönderildim." diye cevapladı. Ve hemen Yüce Allah (c.c.)'a yönelerek saldırganlar hakkında:

"Allah'ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onlara hakikati göster."(2) diye dua etti.

Muhterem Müslümanlar!

Mevlid Kandilleri, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)'e olan sevgimizin pekiştirileceği, bu anlayış ve inançta birbirimize karşı olan kardeşlik duygularının güç kazanacağı geceler ve mevsimlerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyuruyorlar:

"Sizden hiç biriniz beni babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz"(3)

Allah Rasûlü (s.a.v.)'in bu uyarısı üzerinde durmak gerekir. Bundan, O'nu çok sevmemize ihtiyacı bulunduğu sonucun çıkarmak, şüphesiz yanlış olur. Hayatını incelediğimiz zaman görüyoruz ki, O'nun bu uyarısı, bizim mutluluğumuzun, kendisini çok sevmemize bağlı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. O (s.a.v.), çok sevilecek ki, sevgilerin en yücesine, Allah (c.c.) sevgisine erişilebilsin. O (s.a.v.) çok sevilmedikçe örnek kişiliğinden yararlanmak mümkün olmayacak, dolayısıyla en yüce sevgiye ulaşmak ta, imkansızlaşacaktır. Nitekim Yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'inde:

"Rasûlüm de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."(4) buyurmamış mıdır? Şu halde Allah (c.c.) sevgisine ve hoşnutluğuna giden yol, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) sevgisinden geçecektir. Bu sevgi de sözde kalmayacak, O'nun güzel ahlâkı benimsenecek bu sevgiye aykırı olan davranışlardan sakınılacaktır. Yalan söylenmeyecek, hile yapılmayacak, kimsenin ırzına, namusuna, malına ve canına göz dikilmeyecektir. İhtikar ve karaborsacılık yapılmayacaktır. Piyasaya hileli mal sürülmeyecektir. Özellikle ihracat yapanlarımız, yabancılara karşı millî itibarımıza gölge düşürecek hilelerden ve hatta dikkatsizliklerden sakınacaklardır. Eksik ölçü ve tartıdan sakınılacaktır. Boğazımızdan geçen lokmaların helali ve haramı mutlaka ayıklanacaktır.

İsraftan sakınılacak, milletin malı kullanılırken ona zarar verilmeyecektir. Birbirimizin kusurları araştırılmayacak, dedikodu yapılmayacak, gıybet edilmeyecektir. İftira yoluna hiçbir zaman başvurulmayacaktır. Düşünce ve kanaatlerinden dolayı kimse kınanmayacak, bütün davranışlarımıza İslâm'ın telkin ettiği hoşgörü anlayışı hakim olacaktır. Devletimize, milletimize, komşularımıza, aile fertlerimize ve kendi kişiliğimize karşı olan görevlerimiz kusursuz bir şekilde yerine getirilecektir. Yoksulların hakkı olan zekât ve sadakalarımızı ve kamu hakkı olan vergilerimizi ödeyeceğiz. Unutulmamalıdır ki, bütün bunlar daha niceleri namazımız, orucumuz, haccımız gibi Yüce Allah (c.c.)'a ve O'nun Rasûlü (s.a.v.)'e olan sevgimizin, "Müslümanlık, güzel ahlâktır." prensibinin gerekleridir. Seven, sevgisinin gereklerini yerine getirmek zorundadır.

"Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet,
 Yâ Rab! Mahşerde bizi bu ikrar ile haşret."
diyen şair ne güzel söylemiştir.

Binlerce salât ve selâm, doğuşu ile kandiller gibi gönül dünyamızı aydınlatan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'edir.


1)Vesiletü'n-Necat, S. Çelebi. 2)Tecrid-i Sarih Terc. 3/314. 3)Tecrid-i Sarih Terc. 1/31 H. No: 14. 4)Âl-i İmran: 31.  Diyanet Aylık Dergi - Temmuz 1996                                                                          Sazak - 26 Temmuz 1996
© Ayhan Çetinkaya - Sazak