|
HUTBE - Öldükten Sonra Dirilmek (Taha: 15)
Aziz Müslümanlar!
Üzerinde yaşadığımız dünya, ruhun bütün şartlarını ve isteklerini eksiksiz yaşayabileceği bir iklimi üzerinde barındıracak şekilde yaratılmıştır. Geçici bir süre için insan bedeninde bulunan ruhun, rahat ve huzuru için eninde sonunda Allah (c.c.)'a dönmesi, Hayy isminden gelen bir solukla canlılığını devam ettirmesi ve sonsuz olan ahiret hayatının başlaması, öldükten sonra dirilmek anlamına gelmektedir. Öldükten sonra dirilmeye ve Kıyamet Gününe inanmak, imanını, Allah (c.c.)'a imandan sonra en önemli umdelerinden olup bunun inkârı, insanı küfre götürmekle, sadece ahiret hayatını ebedî cehennem yapmakla kalmaz. Aynı zamanda kendine ve mensubu olduğu topluma da sayısız zararlar verir. Hile, yalan, nifak, fitne, irtikap, rüşvet, haksızlık, zulüm, cana, mala ve namuslara tecavüz, mazlumlara taarruz ve tasallut gibi suçlar en çok; öldükten sonraki hayatın özellikle hesabın düşüncesinden ve inancından mahrum olanlarda bulunur. Bunun içindir ki; Yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de, "Vaktini gizli tutmak istediğim kıyamet, herkesin yaptığı ile cezalanması için muhakkak gelecektir., hevasına uyup ta ona inanmayanlar kıyameti tasdikten seni alıkoymasın ki (bu yüzden) helak olursun."(1) buyurmak suretiyle ahireti tasdik etmeyenlerin felaketlerine sebep teşkil edecek her türlü günahları işleyebileceklerini işaret etmektedir.
Şüphesiz dirilmeye, hesaba, cennet ve cehennem gibi ahiret ahvaline inanmak ve nesilleri inandırmak, hiçbir güç kullanmadan ve masraf yapmadan toplumları kemiren bir çok muzır ve müzmin cürüm ve cinayetlerin önlenmesini sağlayacak, en azından yardımcı olacaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) duaları arasında, "Rabbim sana kavuşmak, cennet, cehennem ve kıyamet haktır."(2) cümlelerini ve tekrarlamakla bu inancın canlı ve zinde tutulması konusunda bizlere örnek olmuşlardır.
Muhterem Müslümanlar!
Diğer canlılar ve bitkiler gibi yok olup gitmeyeceğine, bu dünya ile hayatının bitmeyeceğine inanan ve bu fani alemden sonra bâkî alemin bulunduğu itikadını taşıyan insanda, doğuştan bekâ duygusu ebediyet düşüncesi ve hatta ebediyet aşkı mevcuttur. Kendisine dünyada kısmen ve çok cüz'î olarak verilen nimetler, ahiret inancıyla kullanılır ve Allah (c.c.)'a itaatle şükürleri ifâ edilirse, ahiret tamamlanacak ve ikmâl edilecektir. Ahiretin ziraat tarlası durumunda olan dünyada yapılan işlerin za'y ve zâil olmayacağını bilen Mü'min, Allah (c.c.)'a inancının gereği itaati aslî vazife kabul eden insandır. Bu insan, verim elde etmek, ürün almak için tarla süren, tohum eken, gübre veren, bahçe sulayan, yine böylece kış aylarında bunalıma düşmemek için gıda ve yakıt gibi ihtiyaçlarını yazdan hazırlayan, ihtiyarlık zamanında merde ve nâmerde muhtaç olmamak için gençliğini israf ve heder etmeyen, boşa geçirmeyen ve en iyi şekilde değerlendiren, bunları yaparken de, bunlara nisbetle uzak gibi görünen fakat gerçekte -örneklerinden de anlaşılacağı üzere- çok yakın olan ahiret hayatı için, büyük hesap günü için hazırlıklı olan akıllı ve imanlı bir kişidir.
Hutbemizi Hz. Ali (r.a)'in şu sözleriyle bitirelim:
"Dünya bir sona doğru başını alıp gitmekte, ahiret ise koşarak bize doğru gelmektedir. İnsanlar arasında dünyanın da ahiretin de talipleri vardır. Siz ahirete talip olmaya bakın, eyyamcı olmayın. Bugün hesap günü değil, iş günüdür. Ama yarın artık iş yok, yalnız hesap vardır."(3)
1)Tâhâ: 15, 16. Tefsir Kadı Beydavî c. 2,s. 52. 2)Tcr. c. 2, s. 710. 3)Mutlu Bir Son İçin / Y. KANDEMİR - s. 12. Diyanet Aylık Dergi - Temmuz 1996 Sazak - 19 Temmuz 1996 |