ANA SAYFA HUTBE MENÜ HİTABET HUTBE HUTBE DUALARI VEDA HUTBESİ 2006 2007 2008 2009 2010 2011
   

HUTBE - Peygamber Sevgisi (s.a.v.)                                                                                 (Al-i İmran: 31)

Cemaat-i Müslimin!

Sevgi, insanın benliğini aşıp nefsi dahil bütün varlığını verebileceği şeyi ruhuyla yakalamasıdır. İnsanoğlunun mayasında bulunan bu duygu, yöneldiği nesneye, şeye, değere göre farklı manalar kazanır.

İslâm, insana sağlam bir kurtuluş halkası, solmaz, pörsümez, eskimez, kopmaz bir kulp, Kur'an'ın ifadesiyle "urvet'ül-vüska"(1) takdim eder. Nefsin ve şeytanın kirli zincirlerini parçalayıp, bu kulpa yapışmak nurdan bir iklime adım atmaktır. Her şeyin hakiki çehresiyle arz-ı endam ettiği bu iklimde, sevgi de aslî hüviyetine kavuşur.

Bu sevgi, Cenâb-ı Mevlâ'ya dayanan bir sevgidir. Bütün sevgiler Allah (c.c.) sevgisiyle irtibatlandırıldığında "müslümanca sevgi" ortaya çıkar. Allah (c.c.) sevgisini şiâr edinmiş olanlar insanı sever, hayvanı sever, tabiatı sever ve nihayet Yunus'ca, yaratılan her şeyi "Yaratan'dan ötürü" sever.

Bu sevginin mahlukat içindeki odağı Hak Teâlâ'nın "Habîbim" dediği, insanlığın zirvesinde, ulaşılamayacak mekânların fatihi olarak oturan, Peygamberler serdarı, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir.

Peygamber sevgisi sözle ifade edilmez. Fedâkârlık bu sevginin ayrılmaz bir parçasıdır. İtaat bu sevginin temelidir. Diğergamlık bu sevginin şiârıdır. O'na dilbeste olmuş olanlar, kelleyi koltuğa koyabilenlerdir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'i sevdiğinden bahsedenler, can ve mal kaygısını bir yana bırakabilenlerdir. Kalbini O'na verenler, "Anam babam sana feda olsun!" diyebilenler.

Uhud O'na duyulan sevginin destanlaştığı gündür. Sallanan her kılıçta, saplanan her kargıda, dökülen her damla kanda O'nun sevgisi bulunur. Dağ gibi devrilen Hamza'da, henüz onbeşlerini yaşayan Semûre'de, Râfi'de O'nun sevgisini tecessüm etmiş haliyle görmek mümkündür. Kardeşini, kocasını, oğlunu kaybeden Sümeyra Rasûlüllah (s.a.v.)'i gördüğünde "Senden sonra her musibet önemsizdir" derken Peygamberimiz (s.a.v.) sevgisini akıl üstü ortaya koyar.

Anlayışımıza getirilen sınırları aşıp mazimize bakma cesaretini gösterirsek, bu sevginin destanlarını tarihimizin her noktasında levha levha göreceğiz. Her şehit Mehmet'te göreceğiz, her karış toprakta göreceğiz.

Bu sevgiyi Müslüman olmayan anlayamaz. Bize has bir sevgidir bu. Allah (c.c.)'ın boyasıyla boyanmışların şiarıdır. Başını kulluk vazifesi dışında eğmeyenlerin nişanesidir. "Ben ona evladından, ana-babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça sizden biri hakkıyla iman etmiş olmaz."(2) hadisi O'nu (s.a.v.) sevenlerin düsturudur.

Peygamber sevgisi, Allah (c.c.)'a duyulan sevginin fiil haline ortaya konuluşudur. Bu yüzden Ayet-i Kerime'de: "De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı affetsin. Allah Gafûr'dur, Rahim'dir."(3) buyurularak, Allah (c.c.) sevgisi, Nebiler Sultanı'na itaate bağlanmıştır.

Sevginin çığırtkanlığa, tellallığa dönüştürüldüğü bu demler "Muhabbet Fedâileri"nin görünmesi, varlığını hissettirmesi gereken demlerdir. 21. yüzyılın eşiğine insanlık, yüzlerinde sevgi izini bir nakış olarak taşıyan Müslümanların sevgi anlayışına muhtaçtır. Biz Peygamber sevgisini hayatımızın her anına işlemekle, insanlığın kurtuluşunu da gerçekleştirmiş olacağız. Dünya Müslümanlara muhtaçtır. İnsanlık size muhtaçtır ve bu size şerefli bir yük yüklemektedir.


1)Bakara: 256.   2)Buharî ve Müslim (Nakleden Ö. Nasuhi BİLMEN 500 Hadis-i Şerif s. 211.).   3)Âl-i İmran: 31.
HAKSES - 347 - K
asım 1993                                                                                        Sazak - 22 Mart 1996
© Ayhan Çetinkaya - Sazak