|
HUTBE - Vefa Ve Doğruluk (Nahl: 95)
Muhterem Müslümanlar!
Mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz İslâm dini, en üstün erdemleri içeren bir dindir. İyi olan ne varsa emretmiş, kötü olan ne varsa yasaklamıştır.
Dinimizin emrettiği iyilerin başında ahde vefa ve doğruluk gelir. Bu iki özellik aklen de iyidir, çünkü saygının ifadesidir. Onun için güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in en mümeyyiz özelliklerinden ikisi doğru ve ahde vefalı oluşudur. Bu özellikleri dolayısıyla kendisine, Güvenilir Muhammed anlamında Muhammed ül-Emin denilmiştir. Rabbinden, dinini alenî tebliğ emrini aldığında, Kureyş'lileri Sefa Tepesi'nin eteğine toplamış ve asıl tebliğini yapmadan önce; "Size, şu tepenin arkasından bir ordunun geldiğini söylesem inanır mısınız?" diye sordu. Kureyş'liler; "Evet inanırız, çünkü sen doğru söylersin, güvenilir birisin." karşılığını verdiler.
Çünkü O'nu (s.a.v.) böyle tanımışlardı.
Allah Rasûlü (s.a.v.), bizim de verdiği sözü tutan, konuştuğu zaman yalan söylemeyen birisi olmamızı istemiştir.
Değerli Mü'minler!
Bizler bezm-i ezelde Rabbimizin "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hitabına "Evet, Rabbimizsin!" diyerek müsbet cevap vermişiz. Dünyaya geldikten sonra da kendi irademizle "Lê ilêhe illallah" diyerek, sadece O'nun İlah olduğunu O'ndan başka ilah olmadığını ikrar etmiş, Müslüman olmuşuz.
Öyleyse Allah (c.c.)'a karşı kulluğumuzu bilip, Tek Allah (c.c.) inancını zedeleyici fikir karışıklıklarından arınmamız, O'na karşı kullukta kusur etmememiz, emirlerine uyup, yasaklarından uzak durmamız verdiğimiz sözün gereğidir. Ahdimize vefadır. Aksi davranışlar ise ahde vefasızlıktır.
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de kendisine ve insanlara karşı olan ahdimize uymamızı emreder. Kur'an-ı Kerim'de içerisinde ahd kelimesi kullanılarak, ahde vefayı emreden on iki tane ayet vardır.
Örnek olarak bunlardan bir kaçının mealini sunalım.
"Allah'ın ahdini az bir menfaat karşılığı değişmeyin. Şüphesiz Allah'ın katındaki, sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz!..."(Nahl:95)
"Ahdinizi yerine getiriniz, çünkü ahdinizden mes'ulsünüz."(İsrâ:14)
"Ey iman edenler! Bağlandığınız ahidleri yerine getiriniz."(Maide:1)
Ahde vefa ve doğruluk insanların güven duygusuna saygı göstermek, onu istismar etmemektir. Aksi ise, insanlara hıyanet ve onları kandırmaktır. Onlara saygısızlıktır. Bu da, "Kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemek." zorunda olan bir Müslümana yakışmaz. Çünkü bu tür davranış içi dışı birbirine uymayan münafıkların özelliklerindendir.
Nitekim bir hadisinde Efendimiz (s.a.v.):
"Dört haslet var ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse halis münafık olur. Bir kimsede bunlardan biri bulunursa, bu huyu bırakıncaya kadar, kendisinde nifaktan bir parça vardır. Kendisine emniyet edilirse, hıyanet eder, konuşurken yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, niza ederse haddi aşar." buyurmuşlardır.
Evet Muhterem Müslümanlar!
Rasûlüllah (s.a.v.)'in izinden gelen halis bir Mü'min olmak istiyorsak, sözümüz ve özümüz doğru olsun. Verdiğimiz sözü tutalım, tutamayacağımız sözü vermeyelim. Hutbemizi bir hadis mealiyle bitirelim, "Müslüman kardeşin seni tasdik ederken (sana teslim olmuşken) ona yalan söylemen hıyanet olarak sana yeter."
Diyanet Aylık Dergi - Ağustos 1996 Sazak - 6 Eylül 1996 |