|
HUTBE - Zaman En Büyük Bir Sermayedir (Necm: 39, 40)
Muhterem Müslümanlar!
Zaman, bir kimsenin yararlanabileceği süre, boş vakit veya bir işin içinde geçtiği, geçeceği ya da geçmekte olduğu süreye denir. Elde edilen bütün imkanlar veya kaybedilen her şey, zaman içinde kazanılır veya kaybedilir. Onun için zaman, bilhassa insanlar için kaybedildiğinde, geriye getirilmesi kâbil olmayan en kıymetli bir değerdir.
Canlı olarak insan, zaman içinde doğar, yetişir, yaşar ve hayatının değişik dönemlerini, ömür denilen zaman dilimi içinde geride bırakarak ahirete intikal eder. Onun için zamanın çok kısa bir dilimi olan ömür, insan için en büyük bir servet ve en büyük hazinedir.
Aziz Cemaat!
Bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Eğer çok kıymetli olan zamanımızı değerlendirir ve çalışırsak, imtihanımızı kazanıp hayatta başarılı olacağız. Onun için Yüce Rabbimiz bir ayet-i kerimesinde, "İnsan çalıştığının karşılığını alır. Onun çalışması şüphesiz görülecektir."(1) buyurmaktadır ki insan, zaman içerisinde ne kadar çalışırsa, maddeten ve manen mutlaka çalıştığının karşılığını alacaktır.
Öyle ise insanoğlu zamanı beyhude yere harcamamalı, boş yere zamanını geçirmemeli ve tembellik yapmamalıdır.
Kıymetli zamanlar daima kıymetli işler için harcanır. Hayatımı bizim için en kıymetli servetimizdir. En kıymetli servet olan hayat, Allah (c.c.) yolunda çalışarak geçirilmelidir.
Dünyada mutlu bir hayat sürebilmek için planlı disiplinli bir şekilde okul hayatına başladığımız yaştan itibaren çalışmaya başlamalı, ölünceye kadar disiplin içinde ve artan bir tempo ile devam etmelidir.
Dünyamızdaki kalkınmış ülke insanlarının okul çağından itibaren ne kadar çok çalıştıklarını ve ne kadar çok okuyup araştırma yaptıklarını ve neticede ne derece kalkındıklarını görmekteyiz.
Halbuki çalışmak bizim dinimizde ibadettir. Fakat her nedense ömür denilen en büyük zaman serveti kahvehanelerde, meyhanelerde ve oyun masalarında hiç bir kazanç sağlamadan boş yere akıp gitmektedir.
Bakınız bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.);
"İki nimet vardır ki, insanlardan çoğu bunlar hakkında aldanmışlardır, o nimetler; sıhhat ve boş vakittir."(2) buyurmaktadır ki, Mü'minlerin vakitlerini tembellikle ve boş yere geçirmeyip, mutlaka değerlendirmeleri gereğine işaret edilmektedir.
Müslüman, zaman geçireceğim, deyip hiçbir şey yapmadan zamanını öldürmez. Her gün yeni bir çalışmanın ve yeni bir buluşun peşinde koşmalıdır. Yine bu konuda Yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır."(3) buyurmaktadır.
Değerli Mü'minler!
Nasıl dünya için çalışıyorsak ahiret için de aynı şekilde çalışmalıyız. Bir hadis-i şerifte İbn Ömer'den şöyle rivayet ediliyor;
Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) iki omuzumu tuttu ve buyurdu ki;
"Dünyada garip veya bir yolcu imişsin gibi yaşa, akşama ulaştığında sabahın geleceğini kesin olarak ümit etme, sabaha ulaştığında akşamın geleceğini ümit etme, hastalığın için sıhhatinden ve ölümün için hayatından istifade et. Vaktini boş geçirme."(4) demek suretiyle, kaybettiğimiz her dakikamızın dünya ve ahiret hayatımız için çok büyük zarar olacağını bildirmiştir.
Aziz Mü'minler!
Çalışma tek taraflı olmamalı, hem dünya ve hem de ahiret hayatı için çalışarak her ikisini de ihmal etmemeliyiz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda:
"Dünyasını ahireti için ve ahiretini dünyası için terk eden sizden biriniz, dünya ve ahireti için çalışmadıkça, sizin hayırlınız değildir. Çünkü dünya, ahirete erişmek için bir vasıtadır. İnsanlara yük olmayınız."(5) hadis-i şerifi ile ahireti için dünyayı, dünyası için de ahireti terk edenin hayırlı bir insan olamayacağını bize bildirmektedir.
Aziz Kardeşlerim!
Geçen her dakika, ömürlerimizi tüketiyor, kaybettiğimiz zaman geri gelmiyor. Onun için zamanımızı boşa geçirmeyelim, mutlaka faydalı ve meşrû bir işle meşgul olalım. Uğraştığımız şey; ya dünya hayatımızla veya ahiret hayatımızla ilgili olsun ki, Allah-ü Teâlâ da bizden razı olsun.
Hutbemizi bir kıt'a ile bitirelim:
"Hayat bir rüya gibi,
Ömür bir hülya gibi,
Esti bir rüzgâr gibi,
Son söz: FATİHA gibi..."
1)Necm: 39, 40. 2)Riyazü's Salihın, c. 1, s. 135. 3)Keşfü'l Hafâ, 2/230, No: 2406. 4)Tirmizî, es-Sünen, Kitabü'z Zühd: 25. 5)250 Hadis, s. 156.
Diyanet Aylık Dergi - Temmuz 1996 Sazak - 2 Ağustos 1996 |