Sazak'lıların Buluşma Noktası...
Atatürk
Denizli
Çal
Akkent
Sazak Resim
Eski Resim
Ziyaretçimiz
4 YAŞINDA HAFIZ OLDU, İSLAM'I DA BÖYLE YAŞADI
Dört yaşında iken hafızlığını tamamladı. Elliden fazla hacca gitti. Yüzlerce hadis rivayetinde bulundu. Öğrendikleriyle amel etmeyi tercih etti. Bilgiç görünmek için öğrenmeye iltifat etmedi. 198'de Mekke'de vefat etti. Hucun'a defnolundu.

Görüşlerine hemen herkes büyük değer verdi. Biz de bazı görüşlerini sunacağız. Bakalım tabiinin büyük zahid ve alimi Süfyan Bin Uyeyne'nin İslami anlayışları nasılmış, ne türlü örneklik etmiş kendisinden sonra gelen bizlere, göreceğiz.

Yolunu düzeltmiş kimselerle pek meşgul olmaz, banim onlarla pek işim yoktur, diyerek şu misali verirdi:

- Yahya Peygamber'le İsa Peygamber birlikte gezerler, vardıkları yer halkına birlikte tebliğde bulunurlardı. Gariptir ki, Yahya Peygamber'in etrafını hep iyiler alırken, İsa Peygamber onlara iltifat etmez, hep muhitin şerli, amelsiz, istikameti bozuk insanlarıyla konuşmayı tercih ederdi.

Bir gün Yahya Peygamber bunun sebebini İsa Aleyhisselam'a sordu. O da şu cevabı verdi:

- Ben bir doktorum, hastaları tedavi ederim. Sıhhati yerinde olanlarla neden meşgul olayım? İlacımı hastalara vermem gerekir. İyilerle işim yoktur.

Tabiinin bu büyük alimi bundan sonrasında da şunu söyler:

- Ben de manevi bir doktorsam aynı şeyi yapmam gerekir. Sıhhati yerinde olanlarla neden vakit zayi edeyim. Bana inancını yaşamayan amelsiz insanlar gerek.

Selam konusundaki düşüncesi de şöyleydi. Diyordu ki:

- Bir adam sana selam verir de sen de selamını alırsan artık o kimsenin gıybetini hiç yapamaz, kalkıp gidince aleyhinde asla konuşamazsın. Zira selamını almakla ona söz vermiş, "Benden emin ol, senin aleyhinde bir cümle bile benden sadır olmayacaktır." demiş olursun. Şayet selamlaştığın adamın yine de aleyhinde bulunursan verdiği söze ihanet eden adam durumuna girersin. Sana hain gözüyle bakılsa yanlış olmaz. Kul hakkı konusunda da şöyle yorum yapıyordu:

- Bir insanın maddi bir hakkını alsan, ölünce geride kalan mirasçılarıyla helalleşmek suretiyle bu haktan kurtulabilirsin. Ama o insanın manevi hakkını almış, kalbini, gönlünü kırmış, iffet ve namusuna dil uzatmışsan, bunu mirasçılarla helalleşerek ödemek mümkün olmaz. Hak sahibinin kendisiyle konuşup helalleşmen gerekir. Demek ki manevi haklar, helalleşme imkansızlığı bakımından maddi haklardan daha tehlikeli, günahtır. Dediler ki:

- Bir fetva vardır bir de takva. Fetvayı biliyoruz; ama takva nasıl bir şeydir?

Şöyle cevap verdi:

- Seninle haram arasında aşılması imkansız dağlar oluşuyorsa, sende takva var demektir.

İleride iken geriye kalan üç büyük insandan söz ederken şöyle sıralama yapardı:

- Mirasçısı kendini sevapta geçen mal sahibi.

- Amelde öğrencisi kendisini geçen ilim sahibi.

- İyilikte hizmetçisi kendisini geçen iş sahibi.

Bunlar ileride iken geriye kalan büyükler

Gece gündüz tekrar ettiği duası ise şöyleydi:

- Allah'ım bana hakkı hak olarak göster, ona tabi kıl. Batılı da batıl olarak göster, ondan uzaklaştır.
Ahmet ŞAHİN - Sohbetler - Zaman - 3 Mayıs 2000
| GERİ |
Ana Sayfa
Aktif Ziyaretçi   
 
 

© Ayhan ÇETİNKAYA - Sazak
Son Güncelleme: