|
 |
|
 |
|
DAĞLARIN ALNINDA GURBET YAZILI |
|
Geceyi koynunuza alıp gözlerinizi yumdunuz da uzun yolculuklar yapıyorsanız ıssız hıyabanlarda ve serin gölgelerin hışırtısı çarpıyorsa yüreklerinize; siz gurbettesiniz. "Yüksek huzura.." diye başlayıp, "..sayınız tam mı, bildirin!" diye biten mektupları gözyaşlarınızla yıkamak geçiyorsa içinizden ve rüzgarların ağladığı anları tanıyabiliyorsanız tutuşan sularda hüzün damıtırken, evet. siz gurbettesiniz.
GURBET İLDE BAŞ YASTIĞA GELENDE...
Gurbet, bir garip kelime. Gariplerin gönül aynasında bekleşen sisli rüya... Ayrı yaylalarda çürüyen otların rengi; uzaklardan, çok uzaklardan geçen posta katarlarının kara dumanları... Hicranlı bir ney sesinden dökülen ayın ondördü hasretler, hasretlikler... Bir özleyiş pınarlardan akan suları, bir özlem toprağına, taşına...Bir çift kınalı el, bir vapurun karanlıkta yolunu yitiren düdüğü, içeriye akan iki damla gözyaşı, bir oyalı mendil...Ve Türkiye'm ve Veda tepesinden yükselen Dolunay ve...
BEN NAR-I FİRKATLE YANDIKTAN GERU...
Ülfette uzlet çeken bilir gurbeti. Kapitollerin kalabalık caddelerini dolduran türküleri can evinden vuran mızraplardan dökülen son nağmeyi onlar tanır. Onlar ki taş plakta şeydalanan Tanburi Cemil Bey'e, "Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde" diye cevap yetiştirirler. İçindeki gurbete kaçışın hazzını ulvi münacatlara nakış yaparak gurbette tükenmeye gönüllü yazılanlar bilir niceliğini.Kaptanı kaybolmuş batık kadırgalarda, ayakları ayrılığa zincir-bend kalmış forsaların, ufuktan geçecek bir Osmanlı kalyonu özleyerek Akdeniz'i doğuda kızıl, batıda turunç gören gözlerinde yazılıdır gurbet. Sevgili, "Rüyana gireceğim!" dedik de, sevincinden yıllar yılı uyku görmeyen göz ile bakılırsa anlaşılır o.
MELALİ ANLAMAYAN NESLE AŞİNA DEĞİLİZ
Bir muhayyel ülkedir gurbet, bir Atlantis belki; belki bir Simeranya. Gurbettir değiştiren mekanları, görmek istediğince gösteren insana. Güzelleştirir karanlıkları ve tüter buram buram Anadolu gecelerde. Gidende midir, kalanda mı bilinmez... Ferdalara giriftar aşinalarda mı; durulmayan ahdler, vefalarda mı? Şairin dilinde, "Bir dua sabahı, bir murad günü / Saçları nefesime karışan çocuk / Dudaklarına müjdeler / Ellerine güller yakışan çocuk."
NE YANAR KİMSE BANA ATEŞ-İ DİLDEN ÖZGE
Gurbeti semalar bağlar sılaya ve uzun havalardır yakın eden ırağı. Yıldızlı bir gecede bir yıldıza takılıp kalmak; ya mihnet hırkasını bürünmek eğnine. Yol vermez dağlar, geçit koymaz beller üstüne hüzzam besteler üflemek tılsım için. Bad-ı saba ile selam gönderip sevgiliye; zülüflerin kokusunu getirsin diye düşüp yalvarmak ayaklarına. Komaz ki gidilsin fani işleri fena dünyanın. Viran olan akıllar komaz ki!.. Çekip çevirir yönünü sıladan yana geceler ve hasret ve hicran ve firkat yağar üstüne. Garip bir de yarini andı mı artık, yumdukça gözünden mercan dökülür...
GURBETTE ÖLENİN GÖZÜ YUMULMAZ
Gurbet kızılelmasıdır Türk'ün. İlk bozgunudur 93 Harbi'nde ve ilk çekiliş Rumeli'nden... Gurbette bıraktıklarımızla ortak görülen bir Hüdavendigar rüyasıdır Kosova'da. Sivastopol'da atılan son balyemezin son gümbürtüsü; Kafkaslar'da Şeyh Şamil'in son nefesidir yankılanan. Medine'de Fahreddin Paşa'nın son duası; Cezayir sahillerine vuran son dalganın son köpüğü. Mütarekede son kurşun, Şırnak'tan gelen son mektup. Kore'de bir şehadet şerbeti, Yemen'de bir yanık türkü.
GİDEN GELMİYOR / ACEP NEDENDİR
Geldiği yeri özleyen ruhun çilesidir gurbet; asıl vatanın mecazı, misafirlerin, misafirliklerin yurdu. Bir gölgeliğinde eğleşmek uzun yolculuğun. Gözleri son defa yummadan evvel görülecek rüyaları hayra yormaktır gurbet. En mutlu adamın en kutlu gününde içtiği şerbetin öz pınarına ulaşabilmenin adını da gurbet koymuşlar. Yer yangın, gök tutuşmuş; çepeçevre ateş... Ve diyar-ı gurbet... Ve aşkı hakiki... Ve Cemal-i Mutlak... O'ndan geldik; O'na döneceğiz...
BİR GARİP ÖLMÜŞ DİYELER
ÜÇ GÜNDEN SONRA DUYALAR
SOĞUK SU İLE YUYALAR
ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN
İskender PALA
Ayine - 17 Şubat 2000
Zaman |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|