Cenab-ı Hak, Mümin Sûresi'nin 60. ayetinde "Bana dua edin, size icabet edeyim." buyuruyor.
Demek ki, her duaya cevap veriliyor. Kabul etmek meselesine gelince, o Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tabidir. Mesela bir hasta doktoru çağırdığı zaman, doktor "Buyur, ne istiyorsun?" diye cevap verir. Fakat "Bana şu ilacı ver." dediği zaman, doktor onun istediğini hemen kabul etmez. Hastalığına baktıktan sonra eğer uygunsa o ilacı verir. Eğer daha faydalı bir ilaç varsa onu verir. Eğer hastalığına zararlı ise hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak da, kulu dua ettiği anda, onun yalnızlık ve kimsesizlik dehşetini huzura ve manevî cevabı ile ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevâ ve hevesine göre değil, belki İlâhi hikmetinin gereğine göre muamele eder.
"İmran'ın karısı demişti ki: 'Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak Sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz Sen, işiten ve bilensin.' Onu doğurunca, -Allah onun ne doğurduğunu bilirken- yine şöyle dedi: 'Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem ismini verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden Sana ısmarlıyorum.' Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi."(Âl-i İmran Sûresi/35-36-37. ayetler.)
Dualar, kabul sebepleri dairesinde olmalıdır. "Çünkü, bazı şartlar dahilinde dua makbul olur. Kabul şartlarının toplanması nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Bu cümleden olarak:
Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevi temizlenmeli...
Sonra makbul bir dua olan Salavât-ı Şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve ahirinde yine salavat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.
Hem (mümin kardeşine dua ediyorsa) gıyaben dua etmek. Mesela: "Allah'ım, Senden, kendim ve onun için dinde, dünyada ve ahirette af ve afiyet, diliyorum." "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da hasene (iyilik) ver, ahirette de hasene ver. Ve bizi cehennem azabından koru." gibi cami dualarla dua etmek.
Hem hulus, huşu ve huzur-u kalp ile dua etmek.
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra dua etmek.
Hem mübarek mevkilerde bilhassa mescitlerde dua etmek.
Hem cumada, bilhassa duaların kabul saatlerinde dua etmek.
Hem üç aylarda bilhassa meşhur gecelerde dua etmek.
"Hem Ramazan'da bilhassa Kadir Gecesi'nde dua etmek... Bunların kabule karin olması Rahmet-i İlahiye'den kuvvetle ümit edilir. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın ahiretine ve hayatı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir."(23. Mektup)
Araf Sûresi 180. ayeti, "En güzel isimler (esma-i hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na onlarla (esma-i hüsnâ) ile dua edin ve O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir." ifadeleriyle dua ve niyazlarımız sırasında Cenab-ı Hakk'ın güzel isimleriyle münacatta bulunmamız emrediliyor.
Yunus Aleyhisselam, "Lâ ilahe illâ Ente, Sübhanek. İnnî küntü min'ez-zâlimin" diyerek münacatta bulunmuştu. Efendimiz (sas)'e de Cenab-ı Hak "Kulillâ-hümme Mâlik'el-Mülki, tü'ti'l mülke men teşâü..."(Âl-i İmran/26) şeklinde bir münacaat talim buyurmuştu. Dikkat edilirse her ikisinde de esma-i hüsnâdan isimler bulunmaktadır.
Müfessir Alûsî, "Bazı eserlerde zikredildiğine göre duanın kabul olunmasında Cenab-ı Hakk'ın Melik ve Muktedir isimlerinin keyfiyeti büyüktür." der.
İbn-i Ebî Şeybe, Saîd b. Müseyyeb'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Mescide girdim, sabah oldu zannediyordum. Meğerse uzun bir geceymiş. Benden başka kimse de yoktu. Uyumuşum, arkamdan bir hareket işittim, korktum. "Ey kalbi korku dolan, korkma da: 'Allahümme inneke Melîkün Muktedirun mâ meşâü min emrin yekûn (Allah'ım şüphesiz Sen, Muktedir bir Melik’sin, ne istersen o olur.) de, sonra da gönlüne ne doğarsa iste." dedi. Ondan sonra Allah'tan ne istedimse kabul etti. Bu duanın tamamı şöyledir:
"Ey Allah'ım, Sen Muktedir bir Melik’sin, ne istersen o olur. Şu anda içinde bulunduğum durumda beni başarılı kıl. Dünya ve ahirette bana mutluluk ver. Hayat ve ölüm fitnesinden beni koru ve korktuğumuz şeylerden bizi emin eyle, ey gizli lütufta bulunan Allah'ım!
Ve sallalahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn vel hamdü lillahi Rabbil-Âlemin."(Hak Dini Kur'an Dili 7. cilt 359. sayfa)
Cenab-ı Hak, bütün hayır dualarımızı kabul buyursun. Ülkemizin üzerinde dolaşan âfât ve belaları bertaraf eylesin. Yepyeni ve güzel ufuklar açarak, gönlümüzün mânâlarını bütün dünyaya taşımaya bizleri muvaffak kılsın.
Amin!
Abdullah AYMAZ
19 Eylül 1999
Zaman