|
Ece Ayhan üzerine yazdıklarıma şedit cevaplar gelmekte gecikmedi. Doğrusu ya, bu kadarını değil, çok daha fazlasını bekliyordum;– çok daha ağır, çok daha hakaretamiz, çok daha şedit olanlarını! Ece Ayhan kültü’nün, onu handiyse bir tapınma objesi haline getirenlerin etkinliği mi azaldı acaba? Yoksa, bunlar ilk tepkiler de, arkası daha şiddetli mi gelecek?
Şaka bir yana, Özdemir İnce’nin Kitaplık Dergisinin eki olarak verilen ‘A’dan Z’ye Ece Ayhan’ üzerine yazdıklarıyla başlayan tartışmanın, bir şairin nasıl bir ‘dokunulmazlık’ zırhıyla kuşatıldığını göstermesi bakımından canalıcı bir önemi var. Türk şiirinde Ece Ayhan’ın eleştirilerin üzerinde bir konumu mu var? Ne şiirinin ne de kişiliğinin tartışılmasına izin verilmeyen bir kültleştirme! Ece’nin bir tapınma objesine dönüştürülmesinde gözardı edilemeyecek katkıları olanlardan biri olan İlhan Berk, ‘Akşam’ gazetesine verdiği demeçte, bir yandan, Ece’nin yapıp ettiği sayısız kötülüklerden sözedilmesini ‘Ben şaire böyle bakmam. Hele ahlakçı hiç kesilmem!’ diye eleştirirken, öte yandan, onun ‘Poesium’a davet edilmeyişinin ‘ahlaklı’ bir davranış olmadığını söyleyerek ‘ahlakçı’ kesiliveriyor! Alın size Ece Ayhan’a tapınmanın, aklıbaşında bildiğimiz insanları bile, nasıl ‘çifte standard’la malul kıldığına tipik bir örnek!
Ya Lale Müldür’e ne demeli? Ece Ayhan muhipleri arasında başı çekenlerden biri de Lale’dir. O da, Özdemir’le beni, ‘ölünün arkasından’ konuştuğumuz için ‘gavur şair’ ilan ediyor! Lale, acaba, Hz. Peygamber’in bir hadisine mi atıfta bulunuyor, diye düşünüyorsunuz: ‘Üzküru mevtaküm bi’l hayr!’ Ünlü hikayedir: Yahya Kemal, bir ölünün arkasından konuşurken, kendisine bu hadis hatırlatılmış: Bunun üzerine de Yahya Kemal, ‘bakınız’, demiş ‘Hadis, ‘Üzküru mevtaküm bi’l hayr!’ buyuruyor; yani, ‘ölülerinizi hayırla yad ediniz!’ ‘Dikkat ettiniz mi,’ diye devam etmiş Yahya Kemal, ‘Hz. Peygamber, ‘mevtaküm’ buyuruyor, ‘ölülerinizi’, diyor. Arkasından konuştuğum kişi benim ölüm’ değil ki!’
Lale Müldür’e hatırlatayım: Ece Ayhan, ‘benim ölülerim’den değildir; dolayısıyla, onu hayırla yad etmemiş olmam, beni de Özdemir’i de ‘gavur şair’ yapmaz. Yok eğer Lale, Ece Ayhan’ın ‘Yort Savul’un yeni basımındaki ‘Ölülerin arkasından konuşur Rum’un şuarası’ lakırdısına atıfta bulunuyorsa, durumu daha da vahim görünüyor. Vahim, çünkü Lale bu lakırdıdaki ‘Rum’ sözünün, herhalde ‘gavur’ anlamına geldiğini zannediyor olmalı. Lale’ye hatırlatayım: ‘Rum’un şuarası’, ‘Anadolu’nun şairleri’ demektir; ‘gavur şairler’ değil!
Bir defa daha tekrar edeyim. Ece Ayhan, çevresinde, kendisi için iyilikten başka bir şey düşünmeyen arkadaşlarına ‘sayısız kötülükler’ yapmış biridir. Geçen haftaki yazımda, İsviçre’deki beyin ameliyatı için para toplayan Can Yücel, Onat Kutlar, Cevat Çapan, Önay Sözer, Ferit Edgü ve başkalarını, ‘paramı yediler!’ diye mahkemeye veren, Ece Ayhan’dan başkası değildir. Ruh hastası imiş, paranoya imiş, bir psikiyatr hanım, Ece’nin durumunu klinik olarak analiz etmişmiş, dolayısıyla bu kötülükleri, kötülük olsun diye yapmıyormuş! Öyleyse sormak gerekiyor: O zaman Ece Ayhan’ın, kötülük olsun diye yapmadığı kötülüklere (!) engel olunmak için ne yapıldı? Hiçbir şey! Ece, ‘yaşasın kötülük!’ diyerek ve elbette iyiniyetle (!) kötülüklerine devam etti!
Ece Ayhan ikide bir ‘ben etikçiyim!’ demiştir. İyi de, bir ‘etikçi’ nasıl bir ‘sayın muhbir vatandaş’ olabilir? Şişli Siyasal’a, oradan maaş alsın da geçimini sağlasın diye kütüphane görevlisi olarak işe alan Prof. Dr. Kıvanç Ertop’u, Cumhurbaşkanına, 1973 yılında mektup yazarak ‘ihbar’ eden kimdi? Bizzat kendi oğlu için, birtakım miras hesaplarıyla Emniyet genel müdürlüğüne ‘ihbar’ mektupları yazan Ece Ayhan değil de bir başkası mıydı? Nilgün Marmara’nın intiharında, manen bir sorumluluğu var mıydı? (Nilgün’ün eşi Kaan’ın, Nilgün’ün intiharından sonra, ‘Nokta’ dergisine yaptığı açıklamaya bakılsın): A’dan Z’ye Ece Ayhan’ diye iddialı bir kitap yapılıyorsa, bunların da yer alması gerekmiyor muydu? Bu tür eksikliklerle malul bir kitapçık, nasıl ‘A’dan Z’ye’ olabilirdi?
Şairliği konusunda da düşüncelerimi söylemem, Ece’cileri rahatsız etmiştir: Olabilir. Ama insaf edilsin: Herkes, Ece Ayhan müritleri ve ‘hacıyografları’ gibi, Ece’nin şiirlerini sevmek zorunda mıdır? Tekrar edeyim: Ece, ‘avangard’ bir şairdir, vasat bir okuryazardır. Birtakım anlaşılmaz lakırdılar ederek, önemli şeyler söylüyormuş becerisini gösteren kurnaz, ama sığ bir zihin! Gerisi, şişirmedir, snob entellerin ve safderun müridlerin şişirmesi; hepsi o kadar!
Hilmi Yavuz
16 Nisan 2003
Zaman |