Sazak'lıların Buluşma Noktası...
Atatürk
Denizli
Çal
Akkent
Sazak Resim
Eski Resim
Ziyaretçimiz
Gusül Hangi Durumda Gerekir?
Büyük fıkıh âlimi Abdullah bin Abbas namaz kılıyordu. Yanında ise tasavvuf âlimlerinden Tavus ile Atâ oturuyorlardı. Ansızın bir adam odaya girdi. Önce selâm verdi, hemen arkasından da sualini sordu:

- İçinizde fıkıh bilen kimdir? Ona bir sual soracağım.

Tavus ile Atâ, sualini sormasını istediler. Adam müşkülünü şöyle anlattı:

- Abdest aldıktan sonra sık sık beyaz bir akıntı geliyor. Bundan dolayı huzursuz oluyor, üzülüyorum. Hattâ bu akıntı yüzünden gusletmem icap ettiğini de zannediyorum. Ne dersiniz, idrar yolundan gelen bu akıntıdan sonra hemen gusül yapmam gerekir mi?

Atâ ile Tavus karşılıklı bakıştılar. Sonra durumu iyice anlamak için mukabil sual sordular:

- Geldiğini söylediğin akıntı, çocuğun ana rahmine düşmesine sebep olan akıntıdan mıdır?

- Evet, ta kendisi!

- Öyle ise, dediler, bu akıntı gelince sana gusül farz olur!

Adam bu cevaba çok üzüldü. Kederli şekilde kalkıp giderken ölenlerin arkasından okunan âyeti okuyordu: "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn!"

Bununla, abdestten sonra sık sık gelen bu akıntı yüzünden üst üste gusletmesinin ne kadar zor olduğunu söylemek istiyor; hatta bu kadar fazla guslün kendisine ölüm gibi geldiğini ima etmek istiyordu.

Tam bu sırada namazını bitiren fıkıh âlimi Abdullah bin Abbas sordu:

- Sual sahibi nereye gitti?

- Şu tarafa doğru gitti. Hem de üzülerek, dediler.

- Hemen yetişin, onu bulup getirin, diyen Hazret-i İbn-i Abbas, dönerek Tavus ve Atâ Hazretleri'ne sordu:

- Siz bu adama abdest aldıktan sonra gelen (bahsettiği akıntıdan dolayı) gusül lâzım geleceğini hangi âyet ve hadiste gördünüz?

Cevap verdiler:

- Ayet ve hadiste bunun aynını görmedik. Ama çocuk doğmasına sebep olan akıntının gelmesiyle gusül lâzım geleceğini biliyoruz. Bu kesindir. İşte bu zattan da o akıntı gelmemiş midir?

- Hayır, gelmemiştir! Bu akıntı guslü gerektiren akıntıdan sayılmaz. Sorulması lâzım gelen başka hususlar vardı işin içinde. Onun aydınlanması lâzımdı ki doğru cevap verilsin.

Bu sırada yoldan çevrilen adam içeri girdi. Abdullah bin Abbas yeniden sordu:

- Abdest aldıktan sonra mesaneden geldiğini söylediğin o akıntı, sana lezzet vererek, şiddetle mi, yoksa zevk vermeden, yavaşça mı geliyor?

- Hiç zevk vermeden, hem de yavaşça, sızıntı halinde geliyor. Bir sual daha sordu:

- Peki, bu akıntıdan sonra kendinde bir bitkinlik, yorgunluk hissediyor musun?

- Hayır, hiçbir bitkinlik ve yorgunluk hissetmiyorum! Bu defa fıkıh âlimi kelimelere basa basa fetvasını verdi:

- Haydi git, bu akıntıdan dolayı sana gusül lâzım gelmez. Sadece abdestin bozulmuş olur, o kadar. Zira bu, sıhhî rahatsızlıktan dolayı gelen özür akıntısıdır; guslü farz kılan zevk akıntısı değildir!

Böylece adamı büyük bir sıkıntı ve huzursuzluktan kurtaran Abdullah bin Abbas, Resûl-i Ekrem Hazretleri'nden işittiği bir hadisi de şöyle anlattı:

- Fıkıh bilen bir kişi, bilmeyen bin kişiden daha kuvvetli karşı koyar şeytana. Anlaşılan, fıkhı tam bilmeyen bu muhterem zatlar, sual sahibini her defasında gusletmeye mecbur bırakacaklardı. Bunu yapmak ise kolay değildi. Bu fetva, onu vesveseye itmek, şeytana mağlûp etmekti.

Ama fıkıh ilmini tam bilen bir kişi ağır külfetten onu kurtarıp kolaya yöneltmiş, vesveseye fırsat bırakmamış. Şeytana karşı koydurmuştu.

Demek ki, fıkıh ilmi ihmal edilemez, basite alınıp da terk edilemez. Dinî hayatın kolaylığı ve doğruluğu ancak fıkıh ilmini bilmekle mümkündür. Dilerseniz mevzumuzu bir diğer hadis meâliyle bağlayalım:

- Allah kimin hayırlı kul olmasını dilerse onu dinde bilgi sahibi yapar!


Ahmed Şahin
18 Haziran 2002
Zaman
| GERİ |
Ana Sayfa
Aktif Ziyaretçi   
 
 

© Ayhan ÇETİNKAYA - Sazak
Son Güncelleme: