|
Hep daha fazlasını yapmayı istemekle beraber günlük koşturmacalarımızın bizi daha fazla ibadet etmekten alıkoyduğunu düşünürüz. “Şu çocukların yükü biraz hafiflese tüm zamanımı Allah’a ibadetle geçirirdim!”, “Eşimin titizliği, her şeyin dört dörtlük olmasını istemesi ve sonu gelmeyen istekleri beni ibadetten alıkoyuyor.” “Gün boyu ev işleriyle, çocuklarla, misafirle uğraşıyor, namazlarımı bile zor kılıyorum. Akşam her şey bittiğinde ise ekstra bir şey yapacak halim kalmıyor.” şeklindeki serzenişler ya bizzat dile getirdiğimiz ya da çevremizdekilerden sıkça duyduğumuz sözlerdir.
Oysa ibadetin –namaz ve hac dışında– belirli bir zaman ve zemin gerektirmediğini hepimiz biliyoruz. Hele de en önemli ibadetlerden biri ve kulluğun özü olan dua için belirli bir form gerekmiyor. Günün her ânını, hangi durumda olursak olalım Allah’ı anarak, ona tesbihte bulunarak, tazim ederek geçirmemiz mümkün. Hiç düşündünüz mü, bir gün boyunca çok iş yapıyor gibi görünsek de bunları yaparken ya da iki iş arasındaki vakti boş geçiriyoruz. Yürürken, merdiven çıkarken, seyahat ederken, yemek yaparken, temizlik yaparken hatta çocuğumuzla ilgilenirken dua etmemize hiçbir engel yok. Kullukta belirli bir mertebe kat etmiş insanların hayatına baktığımızda hiçbir şeyi tek başına yapmadıklarını görüyoruz. O insanların günlük işlerini yaparken bile dilleriyle sürekli Allah’ı zikretmeleri, sıradan işlerinin de ibadet hükmüne geçmesini sağlıyor.
Hz. Fatıma’yı bu yönüyle örnek alan Hayriye Vural da onunla ilgili bir olayı hatırlatarak hayatına nasıl uyarladığını anlatıyor. Hz. Fatıma (r.anha) bir gün her zaman yaptığı gibi ayağında bebeğini sallarken bir yandan eşi Hz. Ali’nin gömleğini onarıyor bir yandan da Kur’an okuyormuş. O sırada Efendimiz (sas) içeri girdiğinden Hz. Fatıma babasına saygı icabı ayağa kalkmak istemiş ancak Efendimiz (sas) ona engel olmuş ve şöyle buyurmuş:
“Devam et Ya Fatıma, şu anda senin etrafında üç yüz melek sana rahmet okuyor. Yüzü bebeğini ayağında salladığın için, yüzü onardığın gömlek için, yüzü de okuduğun Kur’an için.”
Görüldüğü gibi iki sıradan işi yaparken dilimizde de Kur’an olursa o işler için geçirdiğimiz zaman ve harcadığımız emek hayır hanemize yazılıyor. Peki başka neler yapabiliriz daha iyi bir kul olmak için? Bu sorunun cevabını Hayriye Hanım’ın hayatında ararken ondan bazı tüyolar almaya çalışıyoruz. Bize bahşedilen hayatın her ânını iyi değerlendirmek gerektiğini ifade eden Hayriye Hanım, tefekküri ibadetin önemine dikkat çekiyor. Çocuklarımız kadar mutfakta elimizin altında bulunan malzemelerin de birer mesaj olduğunu onlara bakarak Allah’ı tefekkür edebileceğimizi söylüyor. Buna göre ev işleri, nakış dikiş, çocuk bakımı vs. hepsi Allah’ın Sâni’, Cemil, Rab ve Kuddüs gibi isimleri üzerinde tefekküre yönlendirebilir bizi. Ancak tefekkür okur yazarlık gibi belirli bir altyapı gerektirir; okumayı bilmiyorsanız okuyamadığınız gibi tefekkürü de herkes başaramayabilir. Hayriye Hanım bu durumda da Allah’a yakın olabileceğimizi ifade ederken dilimizi zikirle zenginleştirebileceğimizi söylüyor.
Hiçbir şey ibadete engel değil.
Hayriye Hanım, akşam yemeklerinin namaz saatiyle örtüşmesi sebebiyle namazını kıldıktan sonra öyle oturup rahat rahat tesbihatını yapamıyor; ancak durum böyle diye yemek yapmak için tesbihatını terk etmiyor; mutfakta geçirdiği bu süreyi tesbihatını yaparak, tefriciyelerini okuyarak dolduruyor. Sokağın günaha açık bir ortam olması hasebiyle sokakta geçirilen saatlerin de lehimize çevrilebilir olduğunu vurgulayan Hayriye Hanım tefekkür için çocukları, kedi, köpek, kuş ya da bitkileri seyrederek tefekkür edilebileceğini söylüyor. Bunun yanı sıra dilimizde sürekli salavatlar ve bazı sûreler olursa Allah ile irtibatımız kavileşir. Örneğin evden çıkarken yolun uzunluğuna göre “Yol boyunca beş Ya–Sin, ya da yüz tefriciye okuyacağım.” diye niyetlenebiliriz. Bu aynı zamanda dışarıda bulunduğumuz süre boyunca nahoş düşünce ve manzaralarla meşgul olmaktan da alıkoyacaktır bizi.
Hayriye Hanım’a göre mevcut hayatımızı ibadetle iç içe kılmalı, namaz ve zikirle vakit değerlendirilmeli. İnsanlar üç şeyin kıymetini çok iyi bilmeli: Gençlik, sağlık ve zaman. Zamanı iyi kullanmak diğerlerine göre daha fazla elimizde. Gençlikte zamanın değeri anlaşılmıyor; ama yaş ilerleyip de geriye dönüp baktığınızda zamanınızı boş geçirdiğinizi görüyorsunuz. Bu yüzden gençler bunu düşünerek pişman olacakları vakit gelmeden zamanlarını en iyi nasıl değerlendirebileceklerinin yollarını aramalı. Bunu başarıyla yapan insanları örnek almalı.
Hayriye Hanım’ın bazı sağlık sorunları var; bu yüzden her gün bazı kültür fizik hareketlerini yapmak zorunda. Bunun için de hatırı sayılır bir zaman harcaması gerekiyor.
Sayı saymak dua okumaktır!
Oysa o bu zamanın boşa geçtiğini görünce bu konuda bir şeyler yapmak zorunda hissetmiş ve oturup bir hesap yapmış. Bir dakikada kaç tefriciye okuduğunu hesaplamış ve birden ona kadar sayması gereken sürede kaç tefriciye okuyabileceğini tespit etmiş. Böylece bir hareket yaparken birden ona kadar saymak yerine aynı süreye tekabül edecek sayıda tefriciye okuyor. Böylece her gün yaptığı bu sporu da ibadete çeviriyor. Zamanını bu şekilde dilinde zikir ve sûrelerle geçiren Hayriye Hanım bazen otomatikman okumaya başlıyor bunları. Örneğin bir kez doktorunun yanında da bu hareketleri yapması gerekmiş ama sayı sayması gerekirken birden boşta bulunup tefriciye okuyacak olmuş. Diğer zamanlarda da hakeza. Gerçi o bu tür ibadetlerin şuurlu bir şekilde yapılmasının daha makbul olduğunu belirtiyor; ancak gaflet halinde yerine getirilen ibadetlerin de kabul göreceğini vurguluyor.
Kendisini ve eşini “zaman cimrisi” şeklinde tanımlayan Hayriye Hanım kahvaltı saatinde bir yandan günlük haberleri dinlemeye çalıştığını, bir yandan boyun egzersizleri yaptığını ifade ederken bir yandan da bazı duaları okuduğunu söylüyor.
Dilindeki dua ve zikirlerin kendisine her yerde kolaylık sağladığını söyleyen Hayriye Hanım geçirdiği bir burun ameliyatını şöyle anlatıyor: “Ameliyatım lokal anesteziyle yapıldı. Bulunduğum yerden Boğaz Köprüsü görünüyordu. Doktor operasyona başladığında ben de dualarımı okumaya başladım. Ameliyatla hiç meşgul olmuyor tefekkür, tezekkür ediyordum. Doktor bir ara bu sükunetime şaşırarak iyi olup olmadığımı sordu. “İyiyim, sadece okuyorum.” diye cevap verdim. Ameliyattan sonra doktor eşime birçok kez bu operasyonu gerçekleştirdiğini; ancak ilk kez bu kadar rahat ve sorunsuz geçtiğini söylemiş. Farklı şeylere konsantre olmuş olmam, panik yapmamam herhangi bir komplikasyonu engellemiş olmalı.”
Ebru Nida BİLİCİ
Zaman |