Sazak'lıların Buluşma Noktası...
Atatürk
Denizli
Çal
Akkent
Sazak Resim
Eski Resim
Ziyaretçimiz
İbadetlerde Devam Ve İstikrar
Biz insanoğlu için her gün yepyeni bir dünya kurulur. Yaşadığımız müddetçe her gün yeniden ölümün küçük kardeşi sayılan uykudan uyandırıp dinlenmiş olarak hayata döndüren Rabbimize şükretmek herkesin boynunun borcudur. Fakat ne gariptir ki, güneşin doğudan doğup batıdan batması gibi olaylar her gün tekrar edildiğinden alışkanlığımız sebebiyle şükretmeyi netice veren tefekkürü/düşünmeyi bırakır gaflete dalarız. Bu gafletten de bazen ya güneş tutulması gibi harikulade bir olay, ya bir nasihat ya da bir musibetle uyanıverir de kendimize geliriz. İşte asıl üzerimize düşen görevin başlama zamanı gelmiştir. O da, manen ve ruhen uyandığımız, Allah'a yöneldiğimiz, maddi ihtiyaçlarımızdan başka ruhi/manevi ihtiyaçlarımızın bulunduğunu fark ettiğimiz andan itibaren hayat tarzımızı yeniden düzene sokmamız ve Yüce Yaratıcı'mızı razı etmeye çalışmak.

Allah'a ibadet ve salih amellerde devamlılık ve istikrar esas olmalı. Rahat zamanlarımızda Allah'la münasebetimizi kuvvetlendirip zor anlarımızda da O'nun imdat ve yardımına kavuşmayı beklemek Hz. Peygamber (sas)'in kulaklara küpe edilmesi gereken bir nasihatidir. Müşahhas ve çok iyi bilinen misaliyle arz edecek olursak, uçurumdan aşağıya bir Hak dostunun düşerken "davam!" diye bağırması ve İlahi yardımın olağanüstü şekilde yetişmesi son derece ibret verici bir hadisedir. Şayet onun zihni ve gönlü hep o kutsi dava ile meşgul olmamış olsaydı, düşerken kim bilir neleri haykırırdı, diye düşünmek gerekir.

Hz. Peygamber (sas) Efendimiz Allah'a en sevimli olan dinin, sahibinin devamlı yaşadığı din olduğunu vurgulamış, hatta sahabilerinden Amr ibn As'ın oğlu Abdullah'a şöyle öğüt vermiştir: "Ey Abdullah, filan kimse gibi olma. Zira o geceleri namaza kalkardı, fakat sonra terk etti." Efendimiz (sas) gece kıldığı namazı ağrı ve diğer sebeplerle aksattığı zaman, o kılamadığı altı rekat namazı oniki rekat olarak gündüz kılmış ve asla ihmal etmemiştir. Onu bu davranışa yönlendiren sebebin Allah'a karşı tarif edilemez bir muhabbet ve şükran duygusu olduğunu tahmin etmek pek zor olmasa gerektir. Ne var ki insan Yaratıcı'sını tanıdığı kadar sever, sevdiği ölçüde de ibadet ve itaat eder.

Kur'an da bize devamlı surette itidal ve istikameti korumamızı ve her durumda kulluk bilincimizi, tavrımızı kaybetmememizi salık verir. Söz gelimi, Cenab-ı Allah Hud Suresi’nde şöyle buyurur: "Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra o nimeti geri alırsak o son derece ümitsiz, son derece nankör olur. Fakat başına gelen bir dertten sonra kendisine bir nimet tattırırsak artık bütün dertler ve belalar bir daha gelmemek üzere bitti gitti der, sevinir, övünür durur. Ancak her iki halde de sabredip makbul ve güzel işler yapanlar başka. İşte onlar için pek geniş bir mağfiret ve pek büyük bir mükafat vardır."(Hud/9-11)

Kur'an bizim bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcama yapmamızı tavsiye ederek yine istikamet üzere olmaya teşvik eder.(Al-i İmran/134) Zira insan zengin iken rahatlıkla hayır yaparken, yoksulluğa düştüğünde önceki yüksek hayat standardına alıştığından darlık zamanında kendi ihtiyaçlarını düşünerek, Allah yolunda harcama faziletini kaybedebilir. Bunun için Allah bollukta ve darlıkta bu hayırda infak sıfatını koruyanlara takva sahibi diyerek onları övüyor.

Özetle, bize verilen tüm nimetler bizi imtihan etme vesilesi olan nesnelerdir. Bu nimetler ölünceye dek kesilmediğine göre imtihan da ölünceye kadar devam edecek demektir. İmtihanın devam etmesi de bizim her durumda kulluğun gereklerini gücümüz nispetinde devam ettirmemizi gerektirir. Zaten Cenab-ı Hak "Sana ölüm gelip çatıncaya kadar Rabbine ibadet et."(Nahl/99) buyurmuyor mu?

Yard. Doç. Mesut ERDAL
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
10 Eylül 1999

Zaman Gazetes
i

| GERİ |
Ana Sayfa
Aktif Ziyaretçi   
 
 

© Ayhan ÇETİNKAYA - Sazak
Son Güncelleme: