|
Bir aktör, bize sinema tarihini de hatırlatabilir, şöyle ki: Manyetik bir alanda bobini döndürürseniz elektrik elde edilir. Mıknatıs da demirdir. Allah, mıknatısı yaratmasaydı, alternatif akım elde edilmez, yirminci asır medeniyeti olmazdı. Bobin de bakırdan ibarettir. Mıknatıs, bakır ve plastikten, yani bu madenlerden elde edilen elektrik, harika bir güç; elektrik ve Elektronik cihazların bütününü çalıştıran o! Cihazlara motorlara, makinalara elektrik hayattır, hayat da Allah’ın sıfatı. İlkokul dördüncü sınıftan “ahmak” diye kovulan, ondan sonra hiçbir okula gitmeyen Edison, pek çok icadının yanına ilk sinema filmini de ekledi. 1895’te Louis ve Auguste kardeşler kamerayı icat etti. 1926’da sesli film çevrildi.
Sinema tarihi: Mıknatıs, elektrik, film, kamera ve sinema makinalarıyla bugüne ulaştı. Bunların hepsi maden ve madensel şeylerdir. Madenlere görüntü alma, bu görüntüyü filmle tespit ettirme ve teyb gibi cihazlara dinleme ve konuşma kabiliyeti verme, Allah’ın lütfudur. Kısacası fizik, kimya kanunlarını, formüllerini yaratıp, bunları anlayacak beyni bizlere veren Allah; elbette kullarının hayatlarını ve konuşmalarını tespit edip, bunları ahirette bize seyrettirip, dinletebilir.
Edison’un, Louis’in, Sarah’ın yaptıklarını Allah yapamaz mı?
Kemal Sunal ölmedi, ekranlarda yaşıyor. Oynadığı seksen altı filmde onu seyredebilirsiniz. Onunla gülüp, onunla ağlıyabilirsiniz.
Yüz sene evvel Kemal Sunal bu dünyada yoktu. Ruhlar aleminden yola çıktı, orada öldü, annesinin vücudunda dirildi. Yani bir hayat şeklinden diğerine geçti. Bu değişiklik embriyon safhalarıyla devam etti, sonra anne vücudunda öldü, dünyada dirildi. Kemal Sunal isteyerek bu dünyaya gelmedi. Onu dünyaya getiren Allah, onun için hava, su ve çeşitli gıdalar hazırlamıştı, annesini ona hizmetkâr etti. Kemal Sunal’ın organlarını yaratan ve yaşatan Allah’tı.
Yeryüzü bir saray, gök kubbe, yıldızlar kandil, güneş avize, Kemal Sunal bu sarayın misafiriydi. Sahneye çıktı, hem kendi hayatının baş artistiydi, hem de başkalarının hayatını temsilen oynadı.
Kemal Sunal geri zekalı olsaydı bu rolleri başarabilir miydi? Ona bu zekayı veren kimdi?
Kemal Sunal’ı dünyaya getiren Allah, onu, yüz sene evvelki mekanına götürdü. Yani Kemal Sunal, ‘dünya’ denilen otele geldi; beğendi, beğenmedi gitti.
Her şeye kudreti yeten Allah, Kemal Sunal’ın filmlerini onun ruhuna seyrettirebilir. Demek ki filmler de bir nevi âmel defteri.
Nasıl ki rüyada başka âlemlerde yaşıyorsak, başka âlemlerde yaşayanlar bazan rüyada bizimle oluyorsa; onlar (ruhani varlıklarıyla) bizimle beraber de olabilir, Kemal Sunal da kendi filmini muhteşem bir salonda, hayranlarıyla beraber seyredebilir.
Teknoloji ölenleri ekranda yaşatırken, bizi yoktan var eden, yok olan insanları bir başka âlemde yaşatamaz mı?
Adem Aleyhisselam’dan kıyamete kadar herkes bir Kemal Sunal’dır, herkes hayatının filminde oynuyor, ahirette seyretmek için.
Hekimoğlu İSMAİL
Zaman - 6 Temmuz 2000 |