|
İnsanlık kuşlar gibi havada uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor, rüzgar gibi de karada geziyor...
Ancak, insanı mesut edecek ölçülere hala ulaşamamış, bahtiyar kılacak anlayışa hala varamamıştır. Hedefinde Hazret-i Muhammed (sas)'in gösterdiği örnek hayat, yaşadığı mukaddes adalet söz konusudur.
Yakalayabilirse bu mukaddes ölçüleri kurtulacak, benimseyebilirse o muhteşem anlayışı, saadete erecektir. Yoksa her serap görecek, hep mutluluk rüyaları seyredecek.
Bu sözlerimizin boşta kalmaması için sizlere örnek hayattan numune olaylar arz edelim.
Bakalım yirminci asır insanının hedefinde kim var, huzur ve saadeti hangi ölçü ve anlayışın özünde?..
Bir namazdan sonra kendisine sepet içinde turfanda hurma ikram edilir:
- Buyur ya Resulallah, olgunlaşan ilk hurma!
Mütebessim yüzünde bir memnuniyetsizlik işareti dolaşır:
- Benim idare ettiğim halkım da şu anda böyle hurma yiyebiliyor mu?
- Hayır, derler, kimse hurma yemiyor. Henüz hurmalar olgunlaşmadı. Sadece bizim bahçede olgunlaştı, onu da ilk olarak zatınıza getirdik.
Kesin sözünü söyler:
- Götürün bu hurmaları, şu çocuklar yesin. Ben ümmetimin yemediğini yemem!
Halkının yemediğini yiyen, giymediğini giyen idarecilerden olmaktan Allah'a sığınırım...
İşte ondan bir misal.
Bir misal de onun halifesi Hazret-i Ömer'den. (Allah onlardan razı olsun.)
Bir iftar sofrasında soğuk bal şerbeti ikram edilir. Bardağı dudağına değdirmesiyle çekmesi bir olur:
- Bu ne?
Ürkek ve çekingen sesle cevap verirler:
- Bal şerbeti, sizin için özel olarak hazırlatmıştık.
Sert sesle sorar:
- Benim idare ettiğim halkım da şu anda böyle soğuk suyla yapılmış bal şerbeti içebiliyor mu? Derler ki:
- Nerede?.. Onlar hele bir sıcak suyu bulsunlar!
Kelimelere basa basa konuşur:
- Ben, der, Müslümanların yemediğini yemem, içmediğini de içmem. Götürün bu bal şerbetini, getirin halkımın içtiği sıcak suyu. Halkından ayrı yaşayan idarecilerden olmaktan Allah'a sığınırım!
Şimdi bir de ordu kumandanı Halid bin Velid'den örnek arz edelim. Bakalım o nasıl örnek almış, ne ölçüde benimsemiş gerçeği?
Suriye taraflarında Rumlarla yapılan savaşta akşam olmuş, Müslümanlar ortadaki şehitlerini almış, şöyle bir istirahat devresine geçilmiştir. Sıcak kumların üzerine sofralar serilir, açlıktan takatsiz düşmüş mücahitler kuru ekmekle hurmalarından yemeye başlarlar.
Ancak kumandan Halid bin Velid'in sofrasında yumuşak ekmek, soğuk su var.
Hayretle sorar:
- Bu ekmekler nasıl olup da böyle yumuşak kalmış? Deve sırtında güneş nasıl kurutmamış?
Derler ki:
- Biz bu ekmek ve suyu eştiğimiz kum çukurlarındaki nemli zeminde muhafaza ettik. Bu yüzden ekmeğimiz yumuşak, suyumuz soğuk.
- Askerlerim de böyle ekmek mi yiyor, böyle su mu içiyor?
- Hayır. Onlarınki, deve üzerinde kurumuş ekmek, ısınmış su!
Kumandan hiddetlenir:
- Kaldırın bu yumuşak ekmekle, soğuk suyu. Bana askerimin yediği kuru ekmekle, içtiği sıcak suyu getirin. Savaşta birlik olup da yemekte ayrılan kumandanlardan olmaktan Allah'a sığınırım. Bizim örnek aldığımız zatlar böyle olmadılar. Biz de olmayacağız.
Şimdi insanlığın yegane rehberinin kutlu doğumunu ihya ve idrak ederken bir daha tekrar ediyoruz ki, insanlar kuş gibi havada uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor; ancak mesut değil, bahtiyar olamamaktadır. Saadeti arıyor. Siz söyleyin, kimin örnekliğinde bulacak aradığını?
Ahmed Şahin
24 Nisan 1999
Zaman |