|
Miraç, kelime manası itibariyle "merdiven", "yükselecek yer", "en yüksek makam" manalarına gelmektedir.
Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkmıştır. Kur'an-ı Kerim(1) ve hadis-i şeriflerle(2) hakikati sabit olan Miraç hadisesi, beşer idrakinin üstünde ve zaman ve mekan hudutları dışında cereyan etmiş ulvi bir tecellidir. Biz burada Miraç hadisesinin detaylarını aşağıda dipnotta zikredilen kaynaklara ve o kaynakların tefsir ve şerhlerine havale ederek özet mahiyetinde Mi'racın bazı önemli hikmet buudları üzerinde kısa bir gezinti yapmak istiyoruz.
- Miraç hadisesinden önce Allah Rasulü (sas) ve Müslümanlar akla hayale gelmedik zulüm ve işkencelere maruz kalmışlar, hatta bu işkencelerden korunmak için bazı Müslümanlar Habeşistan'a hicret etmişlerdir. Ayrıca bütün bu dayanılmaz zulümlerin üstüne Müslümanlar bir de Ebu Talip mahallesinde müşriklerin iktisadi, ailevi her yönden müşriklerin boykotuyla karşı karşıya kalmışlardır. Daha sonra ise bu sıkıntıları Efendimiz'in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın, ardından diğer oğlu Abdullah'ın, müteakiben maddi ve manevi destekleriyle Nebiler Serveri'nin her zaman yanında olan amcası Ebu Talib ve hakkında "Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran'ın kızı Meryem'di. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir" buyurduğu biricik hayat arkadaşı Hz. Hatice validemizin vefatları takip etmiştir. Peş peşe gelen bu hadiseler Allah Rasulü'nü ziyadesiyle mahzun ve mükedder etmiştir. İşte tam böylesi bir atmosferde Nebiler Serveri'nin beşeriyete ait perdeleri bir bir geçerek hem cismen hem de bedenen Cenab-ı Hakk'ı müşahede etmesi, İnsanlığın İftihar Tablosu ve ardından sahabiler için büyük bir moral kaynağı olmuştur. Allah-ü Teala Efendimiz'i huzuruna alarak O'nu taltif ve tekrim etmiştir.
- Cenab-ı Hakk, miraç vesilesiyle varlığını ve birliğini aynel yakin göstermek için bütün mahlukat hesabına Efendimiz'i kendisine muhatap ederek cemalini göstermekle O'nu şereflendirmiştir. Aynı zamanda Allah-ü Teala, Allah Rasulü'nün insanlara anlattığı cennet, cehennem, melek, ahiret.. gibi gayba müteallik esasları bütün mahlukatı temsilen Nebiler Serveri'ne bizzat göstermiş ve bu sayede onların hak olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.
- Her sanat sahibi sanatını teşhir etmek ister. Allah-ü Teala yaratmış olduğu bütün alemleri, bu alemlerdeki eşsiz sanatı ve akıllara durgunluk verecek nizamı, güzel isimlerinin hakikat ve tecellilerini bütün mahlukat namına onlar arasından seçtiği kulu ve resulu Hz. Muhammed'i katına alarak O'na göstermiştir. Allah Rasulü keyfiyeti bizce meçhul bir binek vesilesiyle Cenab-ı Hakk'ın yaratmış olduğu eşsiz sanat harikalarını bir bir görmüş ve en sonunda da bu sanatın kaynağı Cemalullah'la müşerref olmuştur.
- Allah Rasulü, miraçla beşerin ulaşamadığı noktalara ulaşmış, kurbetin hazzını tadıp geriye dönmüş ve sonra da orada duyup tattığı hakikatleri diğer insanlara da anlatıp o zümrüt tepelere onları da götürmek istemiştir. Cenab-ı Hakk da miraçtaki manevi atmosferi teneffüs edebilmeleri için adeta bir armağan olarak namazı Efendimiz vesilesiyle insanlara hediye olarak göndermiştir. Zira namaz, Allah Rasulü'nün ifadesiyle her mü'minin Mi'racı olarak, onları da Mi'raca götürebilecek nurdan bir helezondur. Bu sayede her mü'min, kılacağı namazın keyfiyeti ölçüsünde miraç ufuklarında pervaz edebilecektir.
Ne mutlu namaz burağıyla miraç ufkuna yükselebilen kutlulara!...
1)İsra, 17/1; Necm, 53/8-11. 2)Buhari, Salat 1, Hacc, 76, Enbiya, 5, Tevhid, 37, Menakib, 24; Müslim, İman, 259, 263; Ahmed b. Hanbel, III/148-149, V/143, Tirmizi, Tefsiru's-sure, 19/3.
Ali DEMİREL
5 Kasım 1999
Zaman |