|
Dünyada yaşayan canlılara bakınca büyük bir düzen ve yaşam birliği görülür. Hiçbir varlık sebepsiz ve gereksiz yaratılmamıştır. En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün canlılarda bir düzen ve uygunluk bulunduğunu görmek mümkündür.
Kalben düşünen, akıllı ve şuurlu bir insanın, canlılardaki düzene veya bir hücrenin içindeki harika aleme bakıp ta kendinden geçmemesi, sanatkarına hayran olmaması imkansızdır.
Dünyadaki varolan azot, kükürt, fosfor ve karbon gibi canlıların temel taşı diyebileceğimiz elementlerin kaybını önlemek için bütün kainatta geçerli olan en büyük tasarruf kanunu konmuştur. Ölen hiçbir canlının, bir tek atomu dahi kaybolmaz. Bunun için, azot ve kükürt bakterileri vardır, bunlarla dünya bir leş ve çöp yığını olmaktan korunmuş ve her canlı toprağa döndürülerek temizlenmiştir.
Neslin korunması için de pek çok şartlar hazırlanmıştır. İşte bir örnek: Bir kefal balığı bir kerede beş milyon yumurta bırakır. Eğer bu beş milyon yumurtanın hepsi kefal balığı olsaydı, denizlerde diğer canlıların yaşamasına imkan kalmazdı. Bunu bütün canlılar için düşünürsek, durum daha da karışık bir hale gelebilir. Bir kerede 4000 yumurta bırakan su kurbağaları açısından da durum aynıdır. Eğer sadece kefal balıkları ve kurbağalar bu şekilde üreyecek olsaydı, dünyayı onlara terketmemiz gerekecekti. En kalabalık grup olan böcekler dünyasındaki üreme hızı ise, başlı başına bir konu haline gelecek ve böcekler için ayrı bir dünya aramamız gerekecekti.
Evet, örneklerini anlattığımız canlılara verilen yüksek üreme durumları, başka canlıların yiyeceği olarak kullanılmak suretiyle denge sağlanmıştır. Böylece ne diğer canlılar yiyeceksiz kalmakta, ne de yiyecek olanların nesli tükenmektedir. Beş milyon kefal yumurtasından çıkan yavruların iki-üç milyonu hemen küçük balıklara yem olur. Bir kısmı da daha yumurta iken ölür, bir kısmı az büyüyünce daha büyük balıklara yem olur. Nihayet, beş milyon yumurtadan ancak iki üç yüz balık normal hale gelebilir.
Görüleceği gibi, ne denizler balıktan, göller kurbağadan, toprak solucandan, ormanlar yılandan geçilmeyecek halde ve ne de bu hayvanların nesli tükenecek kadar fazla bir kayıp vardır.
Kurulmuş olan bu eşitliği, bazen bozma yolunda çalışan insan, kendi felaketini kendisi hazırlamış olmaktadır. Bu yüzden tabiatı koruma çok mühim bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer insan, bu dengedeki besin zincirinden bir halka koparacak olursa, başına çok büyük dertler açabilir.
Cıvıl cıvıl hayat ve yeşillik fışkıran bir göl düşünelim. İçindeki canlıların her türlü ihtiyaçları tam ve düzenli olduğundan, hem kendileri huzur içinde hem de insana huzur verecek şekilde hayatlarını devam ettirirler. Eğer insanların yanlış uygulaması yüzünden, her hangi bir canlı besin zincirinden çıkarılırsa, o şirin gölün ne hale geleceğini düşünelim. Sadece tek bir türün dahi yok olması, bütün besin zincirini dolaylı olarak etkileyerek, bütün gölün mahvolmasına sebep olur.
Demek ki, bedavadan verilmiş olan, “Ekolojik Denge” dediğimiz bu düzeni korumalıyız.
(Sızıntı Dergisi - Haziran 1979 - Sayı 5 - Sayfa 5) |