ORUÇ İBADETİ

 Oruç Nedir?
 Oruç Ve Sabır
 Orucun Hükmü
 Orucun Şartları
 Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?
 Orucun Sıhhat Şartları Nelerdir?
 Oruç Tutma Vakti Ne Zamandır?
 Oruçta Niyet
 Oruçta Niyetin Hükmü Nedir?
 Oruca Ne Zaman Niyet Etmelidir?
 Orucu Bozmanın Cezası: Kaza Ve Keffaret
 Kazâ ve Keffâret Nedir?
 Keffaret Orucu Tutanların Dikkat Edecekleri Hususlar Nelerdir?
 Orucu Bozup Hem Kazâ Hem de Keffareti Gerektiren Haller Nelerdir?
 Keffareti Düşüren Şeyler Nelerdir?
 Orucu Bozup Yalnız Kazâyı Gerektiren Haller Nelerdir?
 Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
 Aşı ve İğneler Orucu Bozar mı?
 Oruçluya Mekrûh Olup Olmayan Şeyler Nelerdir?
 Orucun Müstehapları (Âdâbı) Nelerdir?
 Kimler Oruç Tutmayabilir?
 Oruçlu Olmadığı Halde, Oruçlu Gibi Davranması Gereken Kimseler
 Oruç Çeşitleri
 Farz Oruç
 Vâcib Oruç
 Sünnet Oruç
 Mendub Oruç
 Mekruh Oruç
 Nâfile Oruç
 Fidye
 Orucun Hikmetleri
 Orucun, İlâhî Nimetlerin Şükrüne Bakan Faydası
 Orucun, İçtimaî Hayata Bakan Faydası
 Orucun, Nefsin Terbiyesine Bakan Faydası
 Orucun, Nefsin Firavunluk Damarını Kırmasına Bakan Faydası
 Orucun, Kur'ân-ı Kerîm'in Nüzûlüne Bakan Faydası
 Orucun, İnsanın Uhrevî Kazancına Bakan Faydası
 Orucun, Beden Sağlığına Bakan Faydaları
 Orucun Ruh Sağlığına Bakan Faydaları
 Orucunuz Hangi Cinsten?
 Oruç Tedavisi
 Bir Doktorun Tesbitleri
 Bıçaksız Ameliyat: Oruç
 Oruç, İnsanı Bağlılık Duygusundan Kurtarıyor
 Açlık Grevi İle Oruç Arasındaki Fark

ORUÇ
Oruç Nedir?
Oruç, imsak vakti dediğimiz fecr-i sâdık (ikinci fecir) zamanından güneşin batışına kadar geçen süre içinde hiçbir şey yememek, içmemek, cinsî muamelede bulunmamak demektir.
Oruç, kelime olarak, Farsça’dan Türkçe’ye girmiş bir isimdir. Kelimenin aslı "ruze"dir. Türkçe’de "oruze" şeklinde kullanılırken, zamanla "oruç" hâlini almıştır. Arapça’daki karşılığı savm ve siyâm kelimeleridir.
Oruç tutmaya imsâk da denir. İmsâk, nefsi, meylettiği şeylerden uzak tutmak, onları yapmamak mânasındadır. İmsâkin mukabili iftar kelimesidir ki, oruç açmak, oruç bozmak manalarına gelir.

Okuma Parçası:     ORUÇ VE SABIR
"Oruç sabrın yarısıdır. Sabır ise, îmanın yarısı..." (Hadîs meâli).
Oruç, Müslümanın sabır idmanıdır. Sabır ise ruhu temizleyen ve irâdeyi terbiye edip nefse hâkimiyet kazandıran bir iç cehdidir. Orucun psikolojik ifadesi budur. Ferd, irâdesine sâhip ve nefsine hâkim olma fazîletini sabırla elde eder. Sabır ferdin metânetini arttırır ve ruhunu sabûr olan Allah'a yükseltir.
Sabır, insanî kemâl ve fazîletin başı olduğu gibi, her hayırlı muvaffakiyetin de sırrıdır. Harbde sabreden kumandan kazanır. İlim ve san'at yolunda sabreden, âlim ve san'atkâr olur. Ticârette, hulâsa, hayatın her sahasında muvaffakiyet, sabrın mükâfatıdır. Deha böyle "uzun bir sabrın meyvesidir."
Sabır, insanda iki şekil alır: Biri, elem ve kedere tahammül, diğeri de arzû ve iştihalara mukavemettir. Oruçta bu iki şeklin ikisi de mevcuttur. Körük ağzında demir döven oruçlu bir mü'mini düşününüz. Bu kâmil insan, bir taraftan açlık ve susuzluğun elemine sabrederek çekici ile kızgın demiri döverken, öbür taraftan da arzû ve iştihalarına direnmek suretiyle hırçın nefsini dövüp terbiye etmektedir. Bunun içindir ki sabır fazîleti, Kur'ân-ı Kerîm'in müteaddit âyetlerinde övülmüş ve "Allah sabreden kullarıyla beraberdir" buyurulmuştur.

Orucun Hükmü

Oruç tutmak, İslâm'ın dayandığı 5 temel esastan birisidir. Aynı zamanda, İslâm şeâirlerinin de büyüklerindendir. Medine'de hicretten 1.5 yıl sonra, Şaban ayının 10. günü farz kılınmıştır. Farziyyeti, Kitab, Sünnet ve İcma' ile sâbittir. Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır:
"Ey îman edenler! Sizden evvelki (ümmet)lere borç olarak yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinize de Oruç tutmak yazıldı (farz kılındı)." (Bakara, 183).
Oruç da namaz gibi bedenî ibâdettir. Bu ibâdetin en başta gelen özelliği, insanları kötülüklerden alıkoyması, nefsin azgın istek ve arzûlarını gemlemesidir. Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:
"Oruç bir kalkandır (oruçluyu beşerî ihtiraslardan, kötülüklerden korur). Oruçlu kimse, cahillik edip kötü söz söylemesin. Oruçlu, kendisiyle dövüşmek, itişip dalaşmak isteyen kimseye, sadece 'ben oruçluyum' desin."
Orucun insanı kötü meyillerden koruması sebebiyledir ki, Rasûlüllah Efendimiz bekâr gençlere, şehevî hislerin baskısından kurtulmak için oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Orucun şehevî duyguları teskîn ettiği, bugün ilmen de kabûl edilen bir gerçektir.
Oruç ayı geldiği zaman cemiyette suç işleme nisbetinde umumiyetle bir düşüş görülür. kötülükler asgarî hadde iner. Buna mukabil hayır-hasenat çoğalır. Ferdler arasında candan bir kaynaşma ve muhabbet hâsıl olur. Karşılıklı yardımlaşma, dayanışma artar. Orucun bu içtimaî tesirinin sebebini Rasûlüllah Efendimiz şu hadîs-i şerîfleriyle beyan buyurmuşlardır:
"Oruç ayı Ramazan geldiğinde, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve bütün şeytanlar da zincire vurulur."
Orucun Allah katındaki büyük değer ve kıymeti, bir hadîs-i kudsîde şöyle belirtilir:
"İnsanoğlunun işlediği her hayır ve ibâdet(te) kendisi için (bir haz ve menfaat endişesi var)dır. Fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf Benim rızam için edilen bir ibâdettir. Onun mükâfatını da Ben veririm."
Diğer bir hadîs-i kudsîde ise şöyle buyurulur:
"Her iyiliğe karşı, 10 mislinden 700 misline kadar mükâfat vardır. Ancak orucun mükâfatı bu ölçünün dışındadır. Çünkü o Benim içindir. Onun mükâfatını ancak Ben veririm."

ORUCUN ŞARTLARI

Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?
Bülûğa ermiş, aklı başında kadın ve erkek her müslümana, Ramazanda oruç tutmak bir kulluk borcudur ve farz-ı ayındır. Bülûğa ermemiş çocukların oruç tutması ise farz olmamakla beraber onları da namaz gibi, küçük yaşlardan itibaren yavaş yavaş oruç tutmaya alıştırmak, oruca heveslendirmek lâzımdır.
Yolcu ve hasta olanlara da oruç farzdır. Ancak Ramazanda tutmaları mecburî değildir. Çünkü Ramazan orucunun Ramazan içinde edâsının farz olması için, sıhhat ve ikâmet şarttır. Yolcularla hasta olanlara dinin izin ve ruhsatı vardır. Dilerlerse oruçlarını Ramazanda tutarlar, dilerlerse yolcular yolculuktan evlerine döndüklerinde, hastalar da iyi olduklarında gününe gün kazâ ederler.

Orucun Sıhhat Şartları Nelerdir?
Tutulan oruçların sahih olabilmesi için de iki şart vardır: 1. Niyet, 2. Kadınlar için hayız ve nifastan temizlik.
Niyet edilmeden tutulan oruçlar dînen muteber sayılmaz. Orucun sahih olabilmesi için niyet şarttır.
Nifas hâlindeki kadınlar (lohusalar) ile âdet gören kadınlar da bu halde iken ne namaz kılabilir, ne de oruç tutabilirler. Fakat bu halden kurtulduktan sonra, tutamadıkları oruçlarını gününe gün kazâ ederler. Namazlarını ise kazâ etmezler. Çünkü hayız - nifâs hâlinde kılınmayan namazların kazâsında meşakkat ve zorluk olduğundan Cenâb-ı Hak, lûtfuyla, kadınları bu borçtan affetmiştir.

Oruç Tutma Vakti Ne Zamandır?
Orucun vakti, imsâk vakti dediğimiz fecr-i sâdık zamanından, akşam güneşin batışına kadar olan müddettir.
Orucun başlama ve bitme zamanı hakkında şüphe ile zannın hükümleri ayrıdır. Şöyle ki:
* Fecrin (imsâk vaktinin) başlayıp başlamadığında şüpheye düşen kimse için, yiyip içmeyi terk etmek efdaldir. Bununla beraber yiyip içecek olsa, orucu sahihtir. Ancak sonradan, fecirden sonra da yiyip içtiği kesinlikle anlaşılırsa, orucu bozulmuş olur. Gününe gün kazâ etmesi gerekir.
* Oruçlu kimsenin, güneşin battığı hususunda şüphe içinde iken iftar etmesi helâl olmaz. İftar edip de sonradan işin gerçeği anlaşılmazsa, üzerine sadece kazâ lâzım gelir. Fakat güneşin batmasından evvel iftar ettiği sonradan kesin şekilde meydana çıkarsa, keffâret de lâzım gelir.
* Güneşin battığı zannıyla iftar eden kimse ise, sonradan güneş batmadan evvel iftar ettiğinin farkına varırsa, üzerine sadece kazâ lâzım gelir.
Demek ki imsâk vaktinin girip girmediğini iyice kestiremeyen kimse için, yeme içmeyi terkederek bir an evvel oruca başlamak ve güneşin battığını tam kestiremeyen kimse için de, hemen orucu bozmamak ihtiyat îcabıdır.

ORUÇTA NİYET

Oruçta Niyetin Hükmü Nedir?
İbâdet niyet ile olacağı için oruç ibâdetinde de niyet şarttır. Niyet, asıl insanın kalbindedir. Yarın oruç tutacağını bilmek ve içinden geçirmektir. Dil ile söylemek ise, şart olmamakla beraber sünnettir. Gece sahura kalkmak da niyet yerine geçer.

Oruca Ne Zaman Niyet Etmelidir?
Ramazan orucuna, zamanı belirlenmiş adak orucuna ve nâfile oruçlara; akşamdan itibaren ertesi günü kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
Ramazan orucunun kazası ile vakti belirtilmemiş adak orucuna, nâfile olarak başlanıp bozulmuş oruçların kazâsına ve keffâret oruçlarına niyet ise, akşamdan itibaren imsâk vaktine kadar yapılır. Bu vakitten sonra yapılan niyetle bu oruçlar sahih olmaz.
Şâfiîlere göre, nâfile oruç için, güneş batana kadar niyet câizdir. Yeter ki niyete kadar orucu bozucu birşey yapılmasın.
* Bir kimse geceleyin herhangi bir oruç için niyet ettiği halde, imsâk vaktinden önce bu niyetinden dönse, bu dönme sahihtir.
* Ramazan-ı şerîfin her günü için ayrı niyet lâzımdır. Çünkü araya geceler girmekte ve her günün orucu, ayrı bir ibâdet sayılmaktadır.
* Bir kazâ orucuna güneşin doğuşundan sonra niyet edilse, o oruç kazâ yerine geçmez, nâfile oruç tutulmuş olur. Kazâ oruçlarına mutlaka imsâk vaktinden önce niyet edilmesi şarttır.
* Bir kadın, henüz hayız hâlinde iken geceden oruca niyet etse, imsâk vaktinden evvel de hayız hâlinden çıksa, niyeti sahih olur, oruç tutması gerekir.

Orucu Bozmanın Cezası: KAZA ve KEFFARET
Oruç, niyet edip tutmaya başlamakla mükellef üzerine borç olmuştur. Bu sebeple, meşrû' bir mâzeret olmadıkça başlanmış orucu bozmak günahtır. Ayrıca bozulan orucun sonradan gününe gün kazâ edilmesi de lâzımdır. Farz olan Ramazan orucunu kasden bozmakta ise kazâ ile birlikte fazladan bir de keffaret denilen iki kamerî ay (yaklaşık 60 gün) aralıksız oruç tutmak cezası vardır.

Kazâ ve Keffâret Nedir?
Kazâ: Hiç tutulmayan veya tutulmaya başlanıp da bozulan bir orucu sonradan günü gününe tutmaktır.
Keffâret ise: Kasden bozduğu bir günlük Ramazan orucu yerine, ceza olarak iki ay birbiri ardınca oruç tutmaktır. Bu cezayı, yaşlılık, zayıflık ve hastalıktan dolayı yerine getiremeyen kimse, 60 fakiri sabah ve akşam olarak iki öğün doyurur. Doyurmak; yedirmek suretiyle olacağı gibi, yemek parasını fakirin eline vermekle de olur. 60 fakir yerine bir fakiri, 60 gün doyurmak da câizdir.
Oruç tutmaya bedenî gücü yetmediği gibi fakiri doyurmaya da mâli gücü kâfi gelmeyen bir kimseden ise, keffaret cezası kalkar. Artık onun yapacağı şey, Allah'tan af ve mağfiret dilemektir.

Keffaret Orucu Tutanların Dikkat Edecekleri Hususlar Nelerdir?
* Üzerinde keffaret borcu olan bir adam, bu 2 aylık orucu, hiç ara vermeden peşpeşe tutmak zorundadır. Binaenaleyh, araya, Ramazan ayı veya kendisinde oruç tutmanın haram olduğu günlerin girmemesi lâzımdır. Aksi takdirde keffaret orucunu tutmaya yeniden başlamak gerekir.
* Yolculuk, Ramazan orucunun edâsını tehire sebep olmakla beraber; keffaret orucu tutmakta olan kimse, yolculukta da bu orucu devam ettirmek zorundadır.
* Hayız, nifas hâline giren kadının keffareti bozulmaz. Bu günleri geçirdikten sonra, keffaret orucunu kaldığı yerden tutmaya devam eder.
* Keffaret; orucu tutmamanın değil, tutulan orucu kasden bozmanın cezasıdır.
Bu bakımdan, Ramazan-ı Şerîf'te oruç tutmaya hiç niyet etmeyen bir kimse, tutmadığı bu oruçları sonradan sadece kazâ eder. Kendisine ayrıca keffaret gerekmez.

Orucu Bozup Hem Kazâ Hem de Keffareti Gerektiren Haller Nelerdir?
Aşağıda sayılacak hususlardan herhangi birini mecbur kalmadan, zorlanmadan, unutma durumu olmadan isteyerek işleyen bir kimse için hem kazâ, hem de keffaret lâzım gelir:

1 - Cinsî münasebette bulunmak.
2 - Yemek, içmek veya ilâç yutmak.
3 - Ağzına ihtiyarsız giren yağmur, dolu ve kar suyunu isteyerek yutmak.
4 - Tütün içmek, tütün veya benzeri bir tütsü maddesini yakıp dumanını içine çekmek.
5 - Enfiye çekmek.
6 - İçyağı, pastırma veya çiğ et yemek.
7 - Susam tanesi kadar bir şeyi ağzına alıp yutmak veya çiğneyerek yemek.
8 - Azıcık tuz yemek. (Çok tuz yemek ise, sadece kazâyı gerektirir.)
9 - Zevcesinin veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü, ağız suyunu yutmak.
Bu saydığımız şeylerde, bedenin tedâvisi veya tegaddîsi (gıdalanması ve beslenmesi) veyahut telezzüzü (zevk ve lezzet alması) vardır. Bu sebeple kazâ ile beraber keffâreti de gerektirir.

Keffareti Düşüren Şeyler Nelerdir?
Bile bile oruç bozduktan sonra, aynı gün hayız ve nifas gibi oruç yemeyi mübah kılan bir durum ortaya çıkarsa, keffaret düşer. Sadece kazâ borcu kalır. Oruç tutmaya mâni bir hastalığın zuhuru hâlinde de, hüküm aynıdır.
Orucu bozduktan sonra, kendi isteğiyle veya mecburen seyahate çıkmak, yahut da kendini zorla hasta etmek, keffareti düşürmez.

Orucu Bozup Yalnız Kazâyı Gerektiren Haller Nelerdir?
1 - Çiğ pirinç yemek.
2 - Sade un veya sade hamur yemek. (Hamurun içinde yağ ve şeker katılmışsa keffaret de gerekir.)
3 - Bir anda çok miktarda tuz yemek. (Az miktarda tuz yemek ise, keffareti de gerektirir.)
4 - Taş, toprak, çakıl taşı, demir, bakır, altın gümüş gibi madenleri yutmak.
5 - Zeytin veya kiraz çekirdeği yemek. Kayısı çekirdeğinin içi yenirse, keffaret de gerekir.
6 - Ayva gibi olgunlaşmadan yenmeyen bir meyveyi, ham iken, tuzlamadan ve pişirmeden yemek. (Olmuş, pişmiş, tuzlanmış olursa keffaret de gerekir.)
7 - Henüz içi olmamış yeşil cevizi yemek. Veya bademi, fındığı ve kuru fıstığı kabuğuyla birlikte çiğnemeden yutmak.
8 - Arka yola fitil koymak, ilâç akıtmak.

Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
1 - Unutarak yemek içmek ve cinsî münasebette bulunmak.
2 - Sehven yemekte olan bir oruçluya tesadüf edilince bakılır: Eğer orucunu tamamlamaya kudretli görülüyorsa, kendisine oruçlu bulunduğunu hatırlatmamak tahrimen mekruhtur. Fakat bir şeyh-i fani veya zayıf bir zat olup, oruç ile daha zayıf hale düşeceği anlaşılırsa, -sair ibadetleri edaya kuvvetli bulunması maksadıyla- sükut edilebilir.
3 - Mazmazadan sonra ağızda kalan yaşlığın tükürük ile beraber yutulması orucu bozmaz.
4 - Baştan burun içersine gelip, kasten çekilmekle boğaza giden akıntı da oruca zarar vermez.
5 - Dişlerin arasından çıkan kan, boğaza gitse bakılır: Eğer az olup içeriye gitmezse orucu bozmaz. Çünkü normalde bundan kaçınmak mümkün değildir. Çok olmakla beraber, tükürüğe mağlup olduğu halde de hüküm böyledir.
Çıkarılan dişten akan kan hakkında da bu açıklama geçerlidir.
6 - Ağızdan kesilmeyip çeneye doğru akan ağız suyu geriye çekilerek yutulsa bununla oruç bozulmaz. Çünkü ağızdan tamamen çıkmamıştır.
Bir hastalığa binaen, ağızdan çıkıp geri yutulan su da orucu bozmaz.
7 - Göz yaşı veya yüz teri ağıza girecek olursa bakılır: Eğer bir iki katre gibi az bir şeyse orucu bozmaz.
8 - Yenilmesi maksud olmayan ve kendisinden kaçınmak mümkün bulunmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Havadaki duman vb.
Oruçlu olduğunu hatırladığı halde kokladığı bir buhurun dumanı içerisine gitse veya herhangi bir sineği tutup yutacak olsa, orucu bozulur, kaza lazım gelir.
9 - Renkli bir ip parçasının çok defa ağıza alınması orucu bozmaz. İpten boyalanmış tükrüğü yutacak olsa,orucu bozulur.
10 - Dişlerin arasında kalan yiyecek yutulsa bakılır: Eğer az bir şey ise, orucu bozmaz. Nohut tanesinden ufak olan şey azdır. Bu bir mikyastır.
11 - Kendi kendine gelen istifrada bakılır: Eğer ağız dolusu değil ve yutulursa orucu bozmaz.
12 - Kasten getirilen istifra da, eğer ağız dolusu ise, orucu bozar.
İçeriden gelen şey balgam ise, yutulsa da orucu bozmaz.
13 - Vücudun mesamatında (deriden) içeriye nüfuz eden şeyler orucu bozmaz. Sürülen yağ, yıkanma sonucu bedenin ıslaklığı... Göze dökülen ilaç,
14 - Vücuda isteğimiz dışında batan ve bir kısmı dışarıda olan demir, odun vs. orucu bozmaz.
15 - Abdestte ağza su verip geri boşalttıktan sonra, arta kalan yaşlığın tükürük ile beraber yutulması orucu bozmaz.
16 - Dişlerin arasından çıkan kan, az olup tükürük içinde kaybolmakta ise, bu kanın yutulması oruca zarar vermez. Ancak kan tükrüğe galebe çalacak çoğunlukta ise, bunu yutmakla oruç bozulur.
Dıştaki bir yaraya konulan ilaç, içeriden hissedilse bile orucu bozmaz. )

Aşı ve İğneler Orucu Bozar mı?
İnsan vücudunda gıdalanmaya esas olan kanal ve yollar iki kısımdır:
a. Burun, kulak, ön ve arka yollar gibi tabiî ve aslî kanallar. Bunların herhangi bir yerinden vücudun iç kısmına geçecek olan maddeler ittifakla orucu bozarlar. İç kısma ulaşmayanlar ise, orucu bozmazlar.
b. İkinci kısım yollar ise, sonradan meydana gelen ârızî kanal ve yollardır. Vücuttaki bir kesik, yara, v.s. gibi. Bu yollardan içeri geçiş kesinlik kazandığı takdirde orucun bozulacağında yine ittifak vardır. Ancak iç kısma geçiş şüpheli durumlarda, İmameyn orucun bozulmadığı hükmünü vermiş, İmam-ı Azam ise oruç bozulur demiştir.
Görüldüğü gibi İmam-ı Azam ile iki talebesi arasındaki ihtilâf esasta değil, keyfiyet üzerindedir. Yani içe nüfuz kat'iyet kazandığı zaman, onlara göre de oruç bozulmuş olmaktadır.
Bir de iğne, mermi, ok gibi bir şeyin vücuda saplanıp vücudun içinde kaybolma durumu vardır ki, bu durumda da oruç bozulur. Ancak vücuda saplanan bu maddelerin bir kısmı vücud dışında kalırsa oruç bozulmaz.
Bu genel kaideler ışığında iğne ve aşıları incelediğimizde şu durum ortaya çıkmaktadır:
Çiçek aşısı gibi deri üzerinden yapılan aşı ve ilâçlamalar, orucu bozmaz. Çünkü deri vücudun dış kısmını teşkil eder.
Bunun dışında kalan iğne ve aşılar, genel olarak damardan, kaba etten ve deri altından yapılmaktadır. Her üç halde de ilâç verilmeksizin vücudun derinliğine batırılan iğnenin bir tarafı dışta kaldığı için, yalnız batırmakla oruç bozulmaz. Ancak içeri ilâç, su gibi maddeler enjekte edilirse oruç bozulur. Çünkü bu maddeler vücud içinde kararlaşıp yerleşir.
Damardan verilen ilâçlar ise, doğrudan doğruya kana intikal eder. Oradan organlara dağılır. Kaba et ve deri altındaki ilâçlar da yine içeriye nüfuz etmiş sayılır.
Bu itibarla vücuda ilâç zerketmek için yapılan aşı ve iğneler, orucu bozarlar. Ancak keffaret icab etmez. Yalnızca kaza kâfi gelir.
Önemli hastalığı olanlar, zaten oruçlarını bozabilirler. Bunlara oruçlu halde yapılan iğne ile oruçları bozulur. Sağlık durumları düzeldiğinde oruçlarını kazâ ederler.
Bu gibi kimselerin mümkünse iğneyi geciktirerek geceleyin yaptırmaları daha iyidir.
Vücuda dışardan kan vermek, ilâç vermek gibidir. Orucu bozar. Fakat kan aldırmak orucu bozmaz.

Oruçluya Mekrûh Olup Olmayan Şeyler Nelerdir?
1 - Oruçlu kimse için su ile ıslatılmış misvak ve fırça kullanmak, İmam Ebû Yûsuf'a göre mekruhtur. İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed'e göre ise oruçlunun su ile ıslatılmış misvak veya fırça kullanmasında hiç bir kerahet yoktur.
Oruçlu iken diş macunu sürülmüş fırça kullanmakta ise, mutlak mânada kerahet vardır. Sakınılması icabeder.
2 - Oruçlu kimsenin, bir şeyin tadına bakması mekruhtur. Ancak kocası çok titiz ve huysuz olan kadınlar boğazlarına kaçırmamak şartıyla pişirdikleri yemeğin tadına, tuzuna bakabilirler.
Oruçlu kimse, satın alacağı bal, yağ gibi bir şeyde aldatılmaktan korkuyorsa, boğazına kaçırmamak şartıyla, bunları tatmasında bir beis yoktur.
3 - Oruçlu kimsenin abdest alırken ağzına, burnuna su almakta mübalâğa göstermesi, ağzını su ile doldurup bu suyu ağzında fazla tutması da mekruhtur.
4 - Sakız çiğnemek. Sakız çiğnemenin sadece mekruh olup orucu bozmaması için, şu şartların bulunması gerekir.
a. Ağız yaşlığıyla, sakızdan mideye tatlılık v.s. gibi bir şeyin gitmemesi.
b. Sakızın önceden çiğnenmiş beyaz sakız olması.
c. Sakızın ağızda eriyip dağılır cinsten olmaması...
Bu şartları taşımayan sakızlar, orucu bozarlar.
5 - Oruçlunun kan aldırması, oruçluyu orucunu tutamayacak kadar zayıf düşürecekse mekruhtur.
Böyle bir durum söz konusu değilse câiz olur.
6 - Ramazan-ı Şerîf'te serinlemek maksadı ile ağza burna su almak veya soğuk suyla yıkanmak, İmam-ı Azam'a göre mekruhtur. Ebû Yûsuf'a göre bunda hiçbir kerâhet yoktur.
7 - Nefsine güvenemeyen kimsenin hanımını öpüp okşaması da mekruhtur. Zira meni gelerek orucun bozulma ihtimali vardır. Fâhiş olmamak ve kendinden emin bulunmak şartı ile, hanımını öpüp kucaklamakta kerâhet yoktur.
8 - Karı ile kocanın çıplak halde birbirlerine sarılmaları, nefislerinden emîn bile olsalar, mekruhtur. Buna fâhiş mübâşeret denir.
9 - Erkeğin hanımının dudaklarını emmesi de mekruhtur.
10 - Tükürüğünü ağzında biriktirip yutmak. Bu da orucun mekruhlarındandır.
* Oruçlu kimselerin gül ve misk gibi bir şeyi koklaması mekruh değildir.
Oruca niyetli kimsenin cünüp olarak imsâk vaktine girmesi orucuna zarar vermez. Fakat geceden yıkanmak mümkün olduğu takdirde yıkanmadan sabahlamak kerâhetten tamamıyla uzak da değildir.

Orucun Müstehapları (Âdâbı) Nelerdir?
1 - Sahura kalkmak.
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bir hadîs-i şerîflerinde: "Sahur yemeğini yeyiniz. Zira sahur yemeğinde bereket vardır" buyurmuştur.
Diğer bir hadîs-i şerîfte ise şöyle buyurulmaktadır:
"Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasındaki ayırıcı fark, sahur yemeği yemektir."
Sahur yemeği oruç için insana kuvvet verir. Böylece oruç tutmak daha kolay hâle gelir.
2 - Sahuru geç yemek, iftarı ise acele yapmak, yani, güneş batar batmaz hemen orucu açmak.
Hadîs-i Şerîf'te, "İnsanlar iftar etmeyi acele yaptıkları ve sahuru da geciktirdikleri müddetçe daima hayır ile yaşarlar" buyurulmuştur. Bir hadîs-i kudsîde de, "Kullarımın en sevimlisi, iftar yapmakta son derece acele davranandır" buyurulmaktadır.
* Rasûlüllah Efendimiz iftar etmedikçe akşam namazını kılmazlardı. Önce bir-iki hurma tanesi yiyerek veya bir yudum su içerek iftar ederler, sonra namaz kılarlar, asıl yemeği de namazı kıldıktan sonra yerlerdi.
* İftarda acele edilmesinin sebebi, Yahudi ve Hıristiyanların, iftarı, yıldızlar görününceye kadar tehir etmeleridir. Onlara benzememek için, iftarda acele davranılması müstehab olmuştur.
* Namazdan önce, iftarı açmak için yenilen lokma veya içilen suyun, mideyi uyarıcı ve asıl yemeğe hazırlayıcı bir rolü olduğu da söylenir.
* Sahurun ne zamana kadar geciktirilebileceği hakkında Zeyd bin Sâbit'ten gelen şu rivâyet, bize bir ölçü vermektedir.
"Biz Rasûlüllah ile beraber sahur yemeği yedik. Sonra sabah namazına kalktık. (Enes sordu):
- Sahur ile sabah namazı arasında ne kadar zaman vardı?
- 50 âyet okuyacak kadar."
Bu süre, ortalama bir okuyuşla 5-10 dakika eder. Bir abdest alacak kadar zamandır. Bâzıları el-Hâkka, diğer bâzıları da Mürselât Sûresi’ni misâl verirler. Hâkka sûresi 52, Mürselât Sûresi ise 50 âyettir.
3 - İftarı açarken şu duâyı yapmalıdır:
Meâli: "Ey Allah’ım, Senin için oruç tuttum. Ve Sana îman ettim. Ve Sana dayanıp güvendim, tevekkül ettim. Ve verdiğin rızıkla da (şu anda) orucumu açtım."
Ramazan-ı şerîf gibi mübarek bir aya, lâyık olduğu ihtiram, ancak bu şekilde gösterilir.

KİMLER ORUÇ TUTMAYABİLİR?
Hiçbir özrü yokken oruç tutmamak veya başladığı orucu bozmak günahtır. Hem de kaza ve (eğer başladığı Ramazan orucunu kasden bozmuşsa) keffaret olarak cezası vardır.
Bâzı hallerde ise, oruç tutmamak veya başlanmış orucu bozmak dinen câiz hâle gelir. Bu haller, şunlardır:
1 - Hastalık: Oruç tuttuğu takdirde hastalığının şiddetlenmesinden veya çok sürmesinden korkan kimsenin sonradan kazâ etmek üzere oruç tutmaması veya başladığı orucu bozması câizdir.
2 - Yolculuk: Ramazanda yolculuğa çıkanların oruç tutmayıp sonraya bırakmaları câizdir. Ancak yolda meşakkate, bedenî bir halsizlik ve rahatsızlığa mâruz kalmak söz konusu değilse, oruç tutmak, tutmamaktan efdal ve hayırlı görülmüştür.
3 - İkrâh (tehdit ve zorlama): Orucunu bozmadığı takdirde dövülmek veya yaralanmak veyahut öldürülmekle tehdit edilen bir kimse de oruç tutmayabilir.
4 - Gebelik ve emziklilik: Oruç tuttuğu takdirde kendisine yahut çocuğuna bir zarar geleceğinden korkan hâmile veya emzikli kadın, oruç tutmayıp sonradan kazâ eder. Emzirdiği çocuğun başkasının çocuğu olması hükmü değiştirmez.
5 - Şiddetli açlık ve susuzluk: Açlık ve susuzluktan dolayı helâk olacağından veya aklî muvazenesinin bozulacağından korkan kimse orucunu bozabilir.
6 - Düşkünlük derecesinde ihtiyarlık: Böyle kimselerin de oruç tutmaması câizdir. Böyleler oruç tutmayacakları gibi, kazâ da edemeyeceklerinden fidye verirler.
7 - Hayız - nifas hâli: Bu hallerde oruç tutulması haramdır.
* Nâfile oruç tutanlar için, ziyafete dâvet edilmek bir özürdür. Böyle bir kimse, hane sahibinin ısrarı üzerine orucunu bozabilir.

Oruçlu Olmadığı Halde, Oruçlu Gibi Davranması Gereken Kimseler:
* İmsâk vaktinden sonra yolculuğu biten bir yolcunun da günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması, yani, yemeden içmeden ve ailevî münasebetten kaçınması gerekir.
* Gündüz iyileşen hasta için de hüküm aynıdır. O da oruçlu gibi davranmalıdır. Böyle hareket etmek, bir görüşe göre vâcib, diğer bir görüşe göre de müstehabtır.
* Yolcu, hasta, hayızlı ve lohusa olanlar, kendilerini oruçlu gibi göstermek zorunda değildirler. Yeyip içebilirler. Ancak kendilerinin mâzeretini bilmeyen halkın su-i zannına sebep olmak ihtimaline karşı, bunu alenen yapmaktan kaçınmak, gizlice yeyip içmek âdâba daha uygundur.

ORUÇ ÇEŞİTLERİ
1. Farz Oruç: Ramazan ayı orucunun edâsı da, kazâsı da farzdır.
2. Vâcib Oruç: Nâfile olarak tutulan, sonradan bozulan orucun kazâsı vâcibdir. Nezir oruçları da vâcib oruçlardandır. Meselâ, "Şu iş şöyle olursa şu kadar gün oruç tutacağım" diye oruç tutmaya söz vermiş bir adamın, dileği gerçekleştiği zaman, bu oruçları tutması vacib olur.
3. Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9 ve 10'uncu veya 10 ve 11'inci günleri oruç tutmak sünnettir. Bu oruca Aşûre Orucu denir. Hadîs-i Şerîf'te: Aşûre orucunun geçmiş yılın günahlarına keffâret olacağı belirtilmiştir. Bu oruç, aşûre günü olan Muharrem'in 10'uncu gününe, öncesinden veya sonrasından bir gün ilâve ile birlikte tutulmalıdır. Çünkü sadece Muharrem'in 10'uncu günü oruç tutmak mekruhtur.
4. Mendub Oruç: Her kamerî ayın 13, 14 ve 15'inci günü tutulan oruçlar menduptur. Bu günlere eyyâm-ı bîz denir. Her haftanın Perşembe ve Pazartesi günleri ve Ramazan'ı takip eden Şevval ayında 6 gün oruç tutmak da menduptur.
Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) Pazartesi günü oruç tutmak hakkında sorulunca, "Bu, benim doğduğum, Peygamber olarak gönderildiğim ve bana Kur'an indirilen gündür" buyurmuştur. Şevval ayında tutulan 6 gün orucu hakkında ise, "Kim Ramazan orucunu tutar da sonra ona Şevval'den 6 gün katarsa, bütün seneyi (sevapça) oruçlu geçirmiş gibi olur" demiştir...
Dâvut Aleyhisselâm'ın yaptığı gibi, bir gün oruç tutup bir gün iftar etmek de menduptur. Bu tarz tutulan oruca Savm-ı Dâvud denir.
5. Mekruh Oruç: Mekruh olan oruçlar ikiye ayrılır: Tenzîhen mekruh oruçlar, tahrîmen mekruh oruçlar...
Muharrem ayının sadece 10'uncu günü veya ilkbaharın başlangıcı olan Nevrûz günü yahut da Mehrican denilen sonbahar günü oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Yalnız Cuma günü oruç tutmak da tenzihen mekruhtur. Cuma günü oruç tutmaktan nehyin sebebi, o günün bir nevi bayram günü olmasıdır. Hadîs-i Şerîf'te, Cuma gününün yeme, içme ve zikir günü olduğu belirtilmiştir.
Yalnız Cumartesi günü oruç tutmak da tenzîhen mekruh sayılmıştır. Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört gününde oruç tutmak ise tahrîmen mekruhtur. Bugünlerde oruç tutmayı haram sayan da vardır. Bu sebeple, bunlara haram oruç da denebilir. Bugünleri, Cenâb-ı Hak kulları için bayram ilân etmiştir. Nimetlerinden yenilip içilerek Allah'a bol bol şükredilecektir. Bugünleri oruçlu geçirmek ise, Allah'ın nimetlerinden ve ziyafetinden yüz çevirmek mânasına gelir ki, bu sebeple bu oruçlar haram veya harama yakın mekruh sayılmıştır.
Ara vermeden yani, akşam iftar etmeden 2-3 gün peş-peşe oruç tutmak (ki buna savm-ı visâl denir) mekruhtur. Savm-ı visâl Rasûlüllah Efendimiz hakkında câizdi. Zor ve meşakkatli olduğu için, ümmeti hakkında câiz olmamıştır.
Bayram günleri de dahil bütün sene boyunca aralıksız her gün oruç tutmak da mekruhtur. Buna savm-ı dehr denir. Bayram günleri oruç tutulmayıp iftar edildiği takdirde ise, bütün sene oruç tutmakta bir beis yoktur.
Kocasının rızası ve izni olmadan kadının nâfile oruç tutması da mekruhtur. Kocası dilerse, bu orucu bozdurabilir.
Ücret mukabilinde çalışan bir işçi veya hizmetçi, ancak yaptığı işe ve hizmete zarar vermemek kaydıyla nafile oruç tutabilir. Eğer tutulan oruç, yapılan işi aksatacaksa o takdirde ücreti ödeyen patron veya işverenden izin almak şarttır. Patron izin verirse nafile oruç tutar, vermezse tutmaz.
6. Nâfile Oruç: Yukarıda sayılan vakitler dışında, kerahet olmayan günlerde oruç tutmak ise nâfiledir. Nafilenin mânası, farz ve vâcibden ayrı olarak, hiçbir dinî mükellefiyet olmaksızın, sırf fazilet ve sevap için yapılan ibâdet demektir.

FİDYE
Fidye Nedir?
Tâkatsizliği ve güçsüzlüğü her geçen gün artarak devam eden ve artık düzelmesi ihtimali olmayan düşkün ihtiyarlar ve şifâsız hastalar, farz ve vacib olan oruç borçlarından kurtulmak için, her oruca mukabil bir fidye verirler. Bir fidye -âyet-i kerîmede de belirtildiği gibi- bir fakiri tam bir gün doyurmaktır. Bir günde ise iki öğün vardır.
Fidyeler, yalnız bir fakire verilebileceği gibi, birden fazla fakirlere de verilebilir. Ramazan içinde verilebileceği gibi, evvelinde veya sonunda da verilebilir. Fakirleri sabah-akşam günde iki öğün doyurmak suretiyle olabileceği gibi, öğünlerin parasını vermek suretiyle de olabilir. Para toptan da verilebilir, her gün ayrı ayrı da... Oruç tutma gücünde olmayan kimse, fidye verebilecek kadar zengin de değilse, yapacağı iş, Allah'tan af ve mağfiret dilemektir. Fidye vermek mecburiyeti, onun üzerinden kalkmıştır.

Orucun Hikmetleri

Orucun, İlâhî Nimetlerin Şükrüne Bakan Faydası:
Cenâb-ı Hak, yeryüzünde insanların istifadesine sunmuş olduğu hesapsız nimetleri için, fiyat ve karşılık olarak, onlardan sadece şükür istemektedir. Şükür ise, bütün nimetleri Allah'tan bilmek, o nimetlere hakikî ihtiyacını hissedip kıymetini tam takdir etmekle olur.
İşte Ramazan orucu, hakikî, hâlis, çok büyük ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Zira başka vakitler çok kişi, hakikî açlık duymadığı için, pek çok nimetlerin kıymetini takdir edemez. O nimetlere ne derece ihtiyacı olduğunu hakkıyla hissedip bilemez. Halbuki iftar vaktinde hakikî açlığın verdiği iştahla, kuru bir ekmeğin bile ne kadar kıymetli bir nimet olduğu yakînen hissedilir. En zengininden en fakîrine kadar her mü'min, nimetlere ihtiyacını hissedip değerini anlamakta mânen bir nevi şükre mazhar olur. Hem oruçlu herkes, yemeden içmeden uzak kalma mecburiyeti cihetiyle, nimetlerin hakiki sâhip ve mâlikini de idrâk eder. Nimeti nimet bilir ve o nimeti vereni düşünür. Bu cihetle de mânen bir nevi şükür vazifesini yerine getirmiş olur.

Orucun, İçtimaî Hayata Bakan Faydası:
İnsanlar, maişet ve geçim yönünden aynı seviyede yaratılmamış; fakir, zengin, orta halli gibi bâzı sınıflara ayrılmıştır. Cenâb-ı Hak, maişetteki bu farklılık sebebiyle, zenginleri fakirlerin yardımına dâvet etmektedir. Tâ ki zenginle fakir arasında büyük bir yaşayış farkı meydana gelmesin. Fakirler de zenginler gibi insanca bir yaşayışa, zarurî ihtiyaçlarını temin edebileceği normal bir hayat seviyesine kavuşsun...
Cemiyette sınıflar arasında gerçek bir yardımlaşma ve dayanışmanın tesis edilmesi büyük bir zarurettir. Aksi takdirde fakirlerde zengine karşı kin ve hased, zenginlerde ise fakire karşı küçümseme ve hakkını gasbetme duyguları gelişir ki, bunun sonucu olarak da toplumun huzur ve saadeti kaybolur, âsâyiş ve iç güvenliği tehlikeye düşer. Demek ki huzurlu bir cemiyet yapısına kavuşmak için, sınıflar arasındaki uçurumların doldurulması, zenginle fakir arasında tam bir yardımlaşmanın temini ve karşılıklı hürmet, merhamet ve sevgi bağlarının tesisi şarttır. Zenginlerin ve imkân sahiplerinin, fakir-fukaranın yardımına koşması ise, ancak onların acınacak hallerini ve açlıklarını, imkânsızlıklarını yakînen bilmeleri, bir nebze olsun yaşamaları ve hissetmeleri ile mümkündür. Bu da en iyi şekilde oruçla gerçekleşir.

Orucun, Nefsin Terbiyesine Bakan Faydası:
İnsan nefsi, kendisini hür ve serbest ister, kendisine hiç karışanı olmadan, dilediği tarzda hareket etmeyi fıtrî olarak arzular. Mahiyetindeki âcizlik ve zayıflığı, kusur ve hatâları hiçbir vakit görmeye yanaşmaz. Hadsiz nimetlerle beslenip yaşatıldığını, terbiye olunduğunu asla düşünmek istemez. Üstelik, servet ve iktidarı da varsa, gaflet içinde, ilâhî nimetleri, gâsıbâne ve hırsızcasına hayvan gibi tutar. Âdeta demirden bir vücudu, ölümsüz bir hayatı varmış, gibi bütün varlığıyla dünyaya sarılır, birçok kötü ahlâk ve günahlar içinde yuvarlanıp gider.
İşte Ramazan-ı Şerîf'te tutulan oruç, en zengininden en fakirine, en gafilinden en mütemerridine kadar herkese, nefsinin gerçek mahiyetini gösterir. Hiç kimsenin kendi nefsine mâlik olmadığını; Allah'ın izni ve emri olmadan hiçbir şey yapılamayacağını hatırlatır. Oruç sayesinde nefsin ne derece zayıf ve âciz olduğu, demirden sanılan vücudun ise, ne kadar çürük ve dayanıksız bulunduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Nefsinin gerçek mahiyetini bu şekilde görüp idrâk eden insan, artık başıboşluğu, serseriliği, nefsine itimat ve gururu bir tarafa bırakarak hakikî vazifesi olan şükür ve kulluk görevini omuzlarına yüklenip; kötü ahlâktan, günah ve sefahetlerden vazgeçer.

Orucun, Nefsin Firavunluk Damarını Kırmasına Bakan Faydası:
İnsandaki nefs-i emmâre, Rabbini tanımak, O'nun emirlerine boyun eğmek istemez. Firavun gibi, bizzat kendisi Rablık ve ilâhlık dâvasında bulunur. Nefsin bu damarını açlıktan başka hiçbir şekilde kırmak mümkün değildir.
İşte Ramazan orucu, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurup kırar; ona za'fını ve fakrını hissettirerek Allah'ın âciz bir kulu olduğunu bildirir.
Rivayete göre, Cenâb-ı Hak nefse:
- Ben kimim, sen kimsin? diye sormuş. Nefis de:
- Ben benim, sen sensin! diye cevap vermiş. Bunun üzerine Allah ona azap vermiş, Cehenneme atmış, sonra yine sormuş:
- Ben kimim, sen kimsin?
Nefsin cevabı aynı olmuş:
- Ben benim, sen sensin!
Hangi azâbı verdiyse, nefis gurur ve enaniyetinden vazgeçmemiş. Nihayet uzun süre aç bırakarak bir nevi oruç tutturmuş, sonra tekrar sormuş:
- Ben kimim, sen kimsin?
Nefis bu sefer şu cevabı vermiş:
- Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, bense senin âciz bir kulun...

Orucun, Kur'ân-ı Kerîm'in Nüzûlüne Bakan Faydası:
Oruç ayı olan Ramazan ayı, Kur'ân-ı Hakîmin Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) indirilmeye başlandığı mübarek bir aydır. İlâhî vahyin ilk lemeân etmeye, hidâyet nurlarını saçmaya başladığı böyle ulvi ve yüce bir aya, insanların ne çok hürmet etmeleri gerektiği ve bu İlâhî hâtırayı kalb ve gönüllerinde devamlı olarak yaşatmalarının ne derece zaruret olduğu apaçık ortadadır.
İşte, oruç ibâdetinin bu ayda farz kılınmasının bir hikmeti de budur.
Oruç ibâdeti, Kur'ân'ın ruhu ve dâvetiyle, hedef ve gayesiyle ve indirilmesindeki İlâhî hikmetle son derece mütenasibdir. Kur'an bizatihî hidâyet ve nurdur. İnsanları takvâ ve merhamete, adâlet ve eşitliğe, iyi muamele ve muaşerete, doğruluğa, ihlâsa, nefsin hile ve desiselerinden temizlenmeye teşvik eder. Oruç ve onun hikmeti de böyledir. Çünkü oruç da insanları doğruluğa, ihlâsa, iyiliğe, nefis terbiyesine, merhamete yöneltir. Nefsi sabra, güçlük ve meşakkatlere katlanmaya, karşılaşılacak her türlü zorlukları yenmek ve engelleri aşmak için gereken dikkat ve metanete sevk eder.
Kısacası, oruç, Kur'an ayı olan Ramazan ayına en lâyık bir ibâdettir ve Kur'ân-ı Kerîm'in nüzûlünün sene-i devriyesini tes'îd ve ihyâ mahiyetinde büyük bir mânevî festivaldir.

Orucun, İnsanın Uhrevî Kazancına Bakan Faydası:
İnsanoğlu bu dünyaya, âhireti için ziraat ve ticaret etmeye gelmiştir. Oruç ayı olan Ramazan-ı Şerîf ise, insanın bu uhrevî ticaret ve ziraati için en bereketli bir zamandır. Çünkü Ramazan-ı Şerîf'te işlenen amellerin sevabı bire bindir.
Kur'ân-ı Hakîm'in her bir harfinin sevabı, hadîslerin bildirdiğine göre, on hasene iken, Ramazan-ı Şerîf'te her bir harfin sevabı on değil bin ve Âyete'l-Kürsî gibi bâzı âyetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı şerîfin Cumalarında daha fazla olur. Ve Kadir gecesinde de 30 bine kadar çıkar.
Bu bakımdan Ramazan-ı şerîf, âhiret ticareti için, çok kârlı bir pazar; uhrevî hâsılat için gayet bereketli bir zemindir. Cenâb-ı Hakkın Rububiyet saltanatına karşı, beşerî ubudiyetin resmî geçiş yaptığı parlak ve kudsî bir bayram hükmündedir.
Gerçekten de Ramazan-ı şerîf, bu fâni dünyada, fâni ömür içinde, kısa bir hayatta, bâkî bir ömür ve uzun bir hayatı kazanmaya en büyük vesiledir.
İşte böyle kudsî bir bayram veya kârlı bir pazarda, insanın oruç tutmak suretiyle yemek, içmek gibi süflî meşguliyetlerini, nefsin heves ve zevklerini muvakkaten terk etmesi ne derece lüzumlu, fıtrî, tam yerinde bir vazife olduğunu artık siz düşününüz...

Orucun, Beden Sağlığına Bakan Faydaları:
Orucun beden sağlığına yaptığı müsbet tesir ve faydaları şöylece sıralayabiliriz:
* Oruç, sıhhatin anahtarıdır. Bir yıl çeşitli yemeklerle ve içilen meşrubatla yorulan, yıpranan sindirim organlarımıza dinlenme, toparlanma, güç ve kuvvet kazanma imkânları hazırlar. Devamlı çalışan bir makinanın muayyen zamanlarda nasıl bakıma ihtiyacı var ise, bunun gibi yorulan sindirim organlarımızın da hiç olmazsa senede bir ay dinlenmeye ve bakıma ihtiyacı vardır. Bunu da en iyi şekilde oruç ibâdeti yapmaktadır.
* Oruç vücudun açlığa, susuzluğa karşı mukavemetini de arttırır. İnsana dayanıklılık ve tahammül gücü kazandırır.
* Oruç ömrü de uzatır. Çünkü o, sıhhatin devamını ve gençlik çağının uzamasını temin edebilir. Uzun yaşayan bir hasta, tıp nazarında uzun ömürlü sayılmaz. Uzun ömür, vücûdun dinç ve sağlam kalması demektir.
Oruç, aynı zamanda, çalışan kimseler için sıhhat ve rahatlık kaynağıdır. Çünkü orucun verdiği hafiflik ve rahatlık sâyesinde iç organlarımız yediğimiz günlere nisbetle çok daha rahat çalışırlar. Bu rahat çalışma, bütün bedenimizde bir hafiflik ve zindelik meydana getirir. Ramazan günlerinde kendimizi kuş gibi hafif hissedişimizin sebebi, orucun verdiği bu zindeliktir.
Oruçlu olan kimse, günde iki defa yemek yer: Birisi iftarda, diğeri de sahurda. Bugün modern tıbbın öngördüğü yaşama tarzında da yemek öğünü ikidir. Çünkü ikiden fazla yemek öğünleri, hem bedenimize zarar vermekte, hem de zaman kaybına sebep olmaktadır. Öğle yemeği tesiriyle vücudumuz kuvvetini ve canlılığını kaybeder, tembelleşip uyuşur. Böyle bir bedenle işe başladığımızda randıman yarı yarıya düşecektir. Halbuki mide boş iken, beden daima hafif kalır. Çalışmasına aynı âhenkle devam eder.
Aslında, iftar ve sahurda aşırı yemek, mideyi tıka basa doldurmak da doğru değildir. Çünkü o takdirde beden ve ruha dinlenme, rahatlama imkânı, vücut fabrikasına yıllık bakım ve tamir fırsatı verilmemiş, oruçtan beklenen netice ve fayda da temin edilememiş olur.
Orucun vücut sağlığı açısından taşıdığı önemi Peygamberimiz hadîs-i şerîflerinde şu şekilde beyan buyurmuşlardır:
"Oruç tutun! Vücudunuz sağlam (ve sıhhatli) olsun."
"Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtı da oruçtur."
Yani, zekâtı vermek, nasıl malı ve malın pisliğini giderip temizliyorsa, oruç da vücudu temizleyip vücuttaki zehirleri, fazlalıkları bertaraf eder; insanı hastalıklardan kurtarır.

Orucun Ruh Sağlığına Bakan Faydaları:
Orucun, insanın ruh sağlığına ve mânevî hayatına verdiği bâzı faydaları şöylece sıralayabiliriz:
* Oruç, insan için maddî bir perhiz olduğu kadar mânevî bir perhizdir de... Çünkü insan nefsi, yeme, içme konusunda dilediği şekilde hareket ettikçe, kişinin beden sağlığına zarar verdiği gibi helâl-haram demeyip rastgelen şeye saldırmak ve bulduğunu yutmakla da mânevî hayatını zehirler, ruh sağlığını tehlikeye düşürür. Artık kalb ve ruhun emrettiklerini yapmak, gösterdiği yolda gitmek, o nefse zor gelir. İnsanı kendi istediği, canının çektiği istikamete doğru sürükleyip götürmeye başlar.
İşte Ramazan-ı Şerîf'te oruç vasıtasıyla, nefis, bir nevi perhiz ve riyazete alışır ve emir dinlemeyi öğrenir. İlâhî emre boyun eğerek helâl işleri bile terk ettiğinden, haramlardan çekinmek hususunda da tam bir meleke ve kabiliyet kazanır. Böylelikle bedenî olduğu kadar mânevî ve ruhî sıhhat ve âfiyete de kavuşur.
İnsan midesi, vücuttaki bütün duygu ve cihazlarla alâkalı bir şekilde yaratılmıştır. Âdeta mide büyük bir fabrika, vücuttaki bütün duygu ve cihazlar da o fabrikanın hademesi, işçisi, yardımcısı hükmündedir.

Okuma Parçası:      ORUCUNUZ HANGİ CİNSTEN?
Biz oruç tutmuş olmanın verdiği huzur ve saâdet içinde mübarek günleri yaşarken, acaba hiç düşünmüş müyüz:
- Nasıl oruç tutuyoruz?
Diyeceksiniz ki:
- Orucun da nasılı olur mu? Normal oruç tutuyoruz işte. Oruç bozucu şeyleri yemiyor, içmiyor, kitaplarda orucu bozucu olduğu bildirilen hususlardan uzak duruyoruz.
- Doğrudur. Orucu bozucu şeylerden uzak kalınca oruç tutulmuş, borçtan kurtulunmuş olunur.
Ancak böylesi oruç (avâm) orucudur. Bir de (havâs), ondan sonra da (havâssü'l havâs) orucu vardır. Acaba bunlardan da hissemiz var mı? Yoksa sadece (avâm) orucu ile mi iktifâ etmiş oluyoruz?
Zannederim, bu tasnifi pek işitmediniz. Birazcık açayım :
Üç türlü oruç vardır; avâmın orucu, havâs'ın orucu, havâssü'l-havâs'ın orucu.
* Avâmın orucu bizimkidir. Sadece orucu bozucu yemek-içmek gibi maddî şeylerden kaçınırız.
* Havâssın orucu sadece bunlardan kaçınmakla kalmazlar. Onlar bütün (uzuvlarıyla) oruçludurlar. Meselâ, oruçlu ağızlarıyla asla gıybet etmezler, yalan söylemezler, birinin ayıbına bakmazlar, bilseler bile açıklamazlar. Ayaklarıyla haram yola gitmezler. Elleriyle haram şey tutmazlar. Yani, özel bir hayatları olur oruçlu iken...
* Havâssü'l-havâs'ın oruçları ise, aynı şeyleri fiilleriyle yaptıkları gibi kalbleriyle de aynı titizliğe sâhip olurlar. Kalblerine Allah'tan, Allah rızâsından gayri bir şey getirmemeğe gayret gösterirler.
Mübah olan dünyevî sohbetler bile, onlara orucu bozucu hallerden sayılır. Gönüllerine dünya endişesi sokmazlar. Âhiret saâdetinden gayri şeyi akıllarına getirmemeye ehemmiyet verirler. Şâyet dünya endişesi, para arzûsu, câh hissi kalblerine gelirse çok üzülürler, oruçlarını yaraladıklarını kabûl ederler...
Şimdi, sizler, bizler, yani, hepimiz bir düşünelim :
- Orucumuz kimin orucu cinsindendir? Avâmınkinden mi? Havâssınkinden mi, yoksa siz daha da ileri gitmişsiniz de Havâssü'l-havâs'ın orucundan mı nasiblisiniz? (Ahmed Şahin, Bakışlar).

Okuma Parçası:      ORUÇ TEDAVİSİ
Oruç, İslâm ülkelerinin dışında da hızla yayılıyor. Bu konuda bir çok kişi araştırma yaparken, hastalıkların önlenmesi için orucu tavsiye eden mütehassıs doktorların sayısı da her geçen gün artıyor.
Şu anda Batı Almanya'daki pek çok klinikte, oruç ile tedavi yapılıyor. Ve oruç, hemen hemen her hastalığı tedavi ettiği gibi, fazla kiloların da sağlıklı bir şekilde atılmasını sağlıyor. Oruç Mütehassısı olarak bilinen Dr. Hellmut Lützner'e göre oruç, vücudun senelerce depo ettiği zehirleri ve pislikleri dışarıya atmanın en tabiî yoludur.

BİR DOKTORUN TESBİTLERİ
Dr. Buchinger'in oruç üzerindeki araştırmalarında tesbit ettiği bazı hususlar:
* Oruç sırasında, daha iyi bir konsantrasyon (düşünceleri bir noktada toplama kabiliyeti) sağladım.
* Vücudumla birlikte düşünce ve his dünyamda, büyük bir hassasiyet elde ettim.
* Günlük streslerimin (gerginliklerimin) azaldığına şahit oldum.
* Yürüme ve bisiklete binme gibi bazı sporlarda, vücut dayanıklılığının arttığını farkettim.

Bıçaksız Ameliyat:       ORUÇ
Vücut, acıktığı zaman, bünyede birikmiş olan zararlı maddeleri ve hatta hücreleri yiyerek temizlemek suretiyle kanser ve verem dâhil her çeşit hastalığa sebep olan dâhilî âmilleri bertaraf etmektedir. Bu sebeple Dr. Berholet oruç için: "Bıçaksız ameliyat" tâbirini kullanmaktadır. İlk günlerde oruçluda görülen ağız kokusu, sözünü ettiğimiz zararlı maddelerin temizlenme ve tasfiye edilmesi sonucu vukua gelmektedir. Tedâvi alâmeti olan bu koku için Hz. Peygamber (sav): "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan da hoştur" der.

ORUÇ, İNSANI BAĞLILIK DUYGUSUNDAN KURTARIYOR
Oruçlu bir insan, yemek yeme telâşından kurtulduğu gibi, ikide bir de yemek hazırlamak derdinden de kurtuluyor. Bu arada insan, bambaşka şeylerden kurtulduğunu da anlıyor. Psikolog Jurgen Von Scheidt, bu konuda şunları söylüyor: "Özellikle kendini eşyaya bağımlı hissedenler için bağımsızlık kazanmak, son derece kıymetlidir. Orucun verdiği bağımsızlık duyguları ile, böyle bir hazineye sahip olmak mümkündür. Oruç ile, esas problemleri bağımlılık olan bütün insanların, psikoterapi yoluyla tedavi edilmeleri mümkün oluyor."

AÇLIK GREVİ İLE ORUÇ ARASINDAKİ FARK
Oruç mütehassıslarından biri olan, bayan Dr. Helga Bühler, "açlık grevi" ile "oruç" arasındaki farkı şöyle belirtmektedir:
"İkisinin arasındaki tek fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gazaptan kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik hâlleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır."


© Ayhan ÇETİNKAYA / Sazak / 13 Kasım 2001