Az bilen çok yanılırsa, çok bilen de kötü yanılır. Öyle gelişmeler oluyor ki, insan "bu kadar basit yanlışlar nasıl yapılır, başka bir durum mu var?" diye tereddüde düşüyor.
Strateji, bazı verilere ve temel tercihlere göre tespit edilir. Bir başka deyişle; strateji, matematik gibi, fizik gibi, coğrafya gibi, (bir gelişmişlik noktasındaki) sabit bilgiler manzumesi değildir. Gücünüze, mevcut imkânlar ve şartlar çerçevesindeki amacınıza göre tespit edersiniz stratejinizi. Amerika, 2. Dünya Harbi'ni, Hiroşima ve Nagazaki ile bitirdi. Üç gün arayla (yani yanlış hesap sonucunda değil, bile-bile, göre göre) yüz binleri yok ederek bitirdi. 2. Dünya Harbi'nin bütün hava saldırıları korkunçtu, en korkuncu da en sonunda yaşanmıştı.
Bir tarafın çok büyük bir hava gücü var, diğer tarafın hava gücü hiç yok. Ekonomik şartlar ise kıyaslanabilecek gibi değil. Hiçbir kara gücü kullanmadan, nokta vuruşlarıyla altyapısını çökertse, tamamdır. Santrallar, barajlar, köprüler, rafineriler apaçık ortada. Bir miktarını yok etse, şehirler yaşanamaz hale gelir. Yani böyle bir güç ile, bilinen anlamda savaşmak mümkün değil. O bölgede, bazı ülkeler seyirci bazı ülkeler "dolaylı yardımcı" durumda iseler; bu, çaresizlikleri sebebiyledir. Karışanlar olursa; Amerika, stratejisini değiştirir ve korkunç durumlar meydana gelir. Irak'ın direnişi bir kavram bulanıklığına yol açar da "demek ki bununla savaşılıyormuş" zannı gelişirse evrensel çapta felâketler doğar. Bu savaşın uzamasındaki büyük tehlike; mevcut durumun aynen devamı ile artacak kayıplar tarzında değil, bir mâhiyet değişikliğinin yaşanmasındadır. Ve yavaş yavaş oraya sürüklenildiği hissi var içimde. Savaş, bir başka şekle dönüşebilir...
... Her şeyi soyut bir düzlemde düşünmek keşke mümkün olsaydı. Yazıda çizide ferdî tatminler için öylesi yine tercih edilebilir. Ama ülkelerin kaderi söz konusu olunca, örnekleri bilinen sorumlu kişiler gibi yaklaşmak mecburiyeti vardır.
Bu işe engel olunmalıydı. Chirac'lar bir sivil toplum üyesi sıradanlığının ağzıyla konuşup duracaklarına bir denge ağırlığı oluştursaydılar, engel olunabilirdi. Engel olunamıyor ise, başlangıçta bir caydırıcılık görüntüsü sağlanmalıydı. Bu hem Saddam'ı ürkütecek, hem de Amerika'yı mümkün mertebe kontrol altında tutmaya yarayacaktı.
Mehmet Barlas haklı, liseli münâzara öğrencileri gibi inatlaşmanın âlemi yok. İkinci tezkere kabul edilseydi iyi olurdu. Kuzey Irak'a, Baykal'ın söylediği tarzda girmek konusunda ise çok farklı düşünenlerden yanayım. Fuller'in bu bahisle ilgili mütalaasının da değer taşıdığı kanaatindeyim.
Nuray Mert diyor ki: "Ben ekonomi bilmem. Ama bu ekonomi de başımıza belâ oldu. Her şeyi ekonomiye göre mi kararlaştıracağız? Değiştirelim efendim onu!" Güler misin, ağlar mısın?! Ekonomiyi dikkate almayan bir sosyolojik bir siyasî yahut stratejik analizcilik dünyanın ve literatürün neresinde var? Yok sayarsın bütün borçları, bindirirsin vergileri, koyarsın sıkı disiplin (Murtâza ağzıyla söylüyorum!); ne enflasyon kalır, ne bir şey. Büyüme olması şart mı yani? Olmayıversin! Her şey zaten 1950'den sonra bozuldu, ondan önce ne güzeldi! Hem bunları Perinçek her gün anlatıyor "Ulusal Kanal"da canım!
... Birileri bir arpa boyu bile yol alamamış. 68'de, 58'de, 48'de neyseler, şimdi de aynı keyfiyet noktasındalar. Materyalizmin içteki iflâs yansıması, gerçeklik duygusunun kaybolması şeklinde tezâhür eder. Bir de bakarsın; mücerredi materyalizm adına reddeden adam, ütopik fantastik absürd söylem bulamaçlarıyla ekonomiyi de müşahhas zaruretleri de reddedip bir nihilizm boşluğunda uçuyor. "Farkında olmama" ortak paydası, bir beton kazık gibi o değişim zannettikleri gel-git'lerin ortasında öylece duruyor. Bir itibarla, Tanzimatçılardan ve İttihatçılardan özür dilediğimi yazmıştım; aynı kıyas bakışıyla Özal'dan da özür diliyorum.
... Güneyden, terörle mücadele timleri gibi şuraya buraya uğraya uğraya küçük gruplar halinde halkın desteği eşliğinde ilerleyip Bağdat'ı ele geçirmeyi düşünen Amerika, nasıl bir saçmalık peşinde olduğunu birkaç gün içinde gördü. Fakat onun dönüşü yok. İlerleyecek. Farklılaşarak ilerleyecek... Her türlü global saçmalamanın temelinde Batı'nın medeniyet anlayışı yatıyor. Bunu görebilen bir şuura sahip olmadan, retleri-kabulleri, evetleri-hayırları anlamlı kılmanın yolu bulunamaz. Fikir üretilemeden çözüm üretilemez. "Etik ve estetik" değerler, Batı medeniyetine göre, globalizmin dayandığı kapitalist temelden ayrı şeyler değil ki. Onu orasından tutamazsınız!
Takatin üstünde yük tahmil etmez, hiçbir meşruiyet kuralı. Elimizde olanın kıymetini bilip liyâkat bedelini ödemek yeter bize.
Çok kritik bir hafta var önümüzde. Allah yardımcımız olsun. Hepimize "gönül, zihin, şuur" açıklığı ve aydınlığı versin.
Ahmet SELİM - 27 Mart 2003 - Zaman
|