YEPYENİ BİR BEDEN
Suyun içindeki dünyasını geride bırakıp yeni bir dünyaya adım atan
sivrisinek artık bambaşka bir canlıdır. Bu canlının yeni bedeni daha
önceki gelişim evrelerinde olduğu gibi sayısız mucizelerle doludur. Eğer
sivrisineğin vücudu yakından incelenirse her ayrıntıda çok özel bir
yaratılışın izleri görülür. Şimdi bu mucizelere tanık olmak için
sivrisineğin yapısını bölüm bölüm ele alalım.
Sivrisineğin vücudunda 3 bölge bulunur: Baş, göğüs ve karın bölgesi.
Tam Donanımlı Kumanda Merkezi: Baş Bölümü
Sivrisineğin başının üst yanından iki anten çıkar. Bu antenler duyu
hücrelerince zengin, çok hassas algılayıcılardır. Erkek sivrisineklerin
antenleri, dişilere göre çok daha hassastır. Çünkü bu antenler sayesinde,
çiftleşme zamanı geldiğinde, çok sayıda ses arasından dişinin kanat çırpma
frekansını algılar.
Dişi sivrisineklerde, antenlerin arasında, sivrisineğin kan emmek için
kullandığı emme tüpü ya da diğer adıyla hortumu bulunur. Bu hortum basit
yapıda bir hortum değildir. İçinde oldukça karmaşık bir sistem barındırır.
Aslında hortum, çok özel bir kesme ve vakumlama mekanizmasının kılıfıdır.
Bu mekanizmanın bir adı da "labium"dur.
Sivrisinek ısırdığında bu kılıf geriye doğru esner ve kesici mekanizma
devreye girer. Bu mekanizma 6 parçadan oluşur. Bunlardan 4 tanesi kesici
bıçaktır ve bu bıçaklar oldukça etkilidirler. Bir insan derisini
kolaylıkla kesebildikleri gibi, kurbağanın ya da bir yılanın pullu
derisini de kesebilecek güçtedirler.
Diğer iki parça ise birleşerek içi boş bir boru meydana getirir.
Sivrisinek bu tüpü bıçakların açtığı yaradan içeri sokar ve bu sayede
kurbanının kanını emebilir.
Bıçaklardan birinden yaranın içine akıtılan bir sıvı dokuları
uyuşturur. Bu bir nevi lokal anestezidir. Böylece sivrisinek derinizi
kesip, kanınızı emerken siz bir şey hissetmezsiniz. Ayrıca bu sıvı kanın
pıhtılaşmasını engelleyerek, sivrisineğin kan emmeye devam etmesini
sağlar. Sivrisineğin ısırdığı bölgenin daha sonra kaşıntı yapması ve
şişmesinin nedeni bu sıvıdır.

Sivrisineğin
sayısı 100'e varan gözü vardır. Bunlar başın üzerinde petek şeklinde
yerleşmiştir. Alttaki resimde bu göz kümesi içinden üçünün kesiti
alınmıştır. Sağ altta ise bu gözler üzerinde bir objenin
görüntüsünün beyne nasıl iletildiği
gösterilmiştir. |
Göğüs Bölümü
Bu bölüm, sivrisineğin kafasının arka tarafında bulunur. Sivrisineğin 6
ayağı da göğüs bölgesinden çıkar. Ayrıca yine burada 1 çift kanadı
bulunur. Bu kanatlar pullarla kaplıdır ve içlerinden damarlar geçer.
Bazı böcek türleri 2 çift kanada sahiptir. Ancak sivrisineklerde ikinci
bir kanat takımı yerine kalın ve küt yumrular ("stubby knob"lar) vardır.
Bunlar uçuş esnasında titreşerek kontrol sağlamaya yardımcı olurlar.
Sivrisineğin vücudu kıllıdır. Ayrıca kafa, kanat ve bacaklarda pullar
vardır. Bu pullar kelebek pullarını andırır.
Basınca Dayanıklı Karın Bölümü
Sivrisineklerin vücutları kan emerken çok fazla genişleyebilir.
Sivrisinekler bir seferde ortalama 2.8 mg. kan emerler ki, bu kendi
ortalama ağırlıklarından (2.5 mg) daha fazladır. (Bu, 70 kg'lık bir
insanın bir seferde, üstelik de kısa bir sürede 70 kg'ın üzerinde yemek
yemesine benzer) Acaba bu kadar hassas bir yapıya sahip bir böcek nasıl
olup da kendi ağırlığınca kan emebilmektedir? Sivrisineğin aşırı kan
emmesi sonucu patlayarak ölmesini engelleyen nedir?
Diğer kan emicilerde olduğu gibi, sivrisineklerin sindirim sistemleri
de özel bir tasarıma sahiptir. Sivrisineklerin ne zaman kan emip ne zaman
duracaklarını söyleyen gerginlik algılayıcıları vardır. Bunlar sinir
sistemine bağlı olarak çalışır.
|
|
Yumurtalarını beslemek amacıyla, yalnızca dişi sivrisinekler
kan emerler. Erkek sivrisinek ise yalnızca bitki özleriyle
beslenir. |
Sivrisinekler doğal hayatta birçok canlının besin kaynağıdır.
Kamuflaj yapan örümcek bir sivrisinek avlamış
(üstte). |
Sivrisineğin karın bölümündeki deri esnek ve saydam bir zardan oluşur.
Kan içeri çekilirken bu zar açılarak karın kısmının genişlemesini sağlar.
Bu sayede sivrisinek de dilediği kadar kan emebilir.
Yapılan deneylerde, sivrisineğin karnının içindeki gerginlik
algılayıcılarının bir operasyonla alınması durumunda, sivrisineğin kan
emmekten patladığı görülmüştür. Buraya kadar belirtilen bütün sistemlerin
yanında, sivrisineğin karnında bir de kapasite kontrol sinirlerinin
bulunması, yaratılışındaki üstün sanatın bir başka delilidir.
Sivrisinek gibi kan emen böceklerdeki bu sistemlerin benzerlerini
insanlar da su depolama tesislerinde kullanırlar. Pompalarla emilen sular
depolara aktarılır. Depolarda su seviye kontrolü yapan özel algılayıcılar
bulunur. Depodaki su en üst seviyeye geldiğinde pompa otomatik olarak
durur.
Şimdi her iki sistemi de kabaca kıyaslayalım: Su motorlarının ağırlığı
çoğu zaman onlarca kilo veya daha fazladır. Üstelik son derece gürültülü
çalışır ve fazlasıyla da enerjiye ihtiyaç duyar. Zaman içerisinde boru ile
olan bağlantıları, contaları aşınır ve su kaçırmaya başlar. Zaman içinde
paslanma gibi nedenlerle bakıma ihtiyaçları olur.
Sivrisineğin kafasının içindeki emme sistemi ise 1 mm3'ten daha
küçüktür. Üstelik sivrisinek yaşamı boyunca pompasına bir kere bile bakım
yapma mecburiyetinde değildir. Bu sistem hiçbir zaman eskimez,
fonksiyonunu kaybetmez. Sistemde asla aksaklık meydana gelmez. Üstün
teknoloji ürünü olan bir pompalama sistemi bu mükemmel mekanizmanın
yanında son derece ilkeldir.
Kuşkusuz ki, ne sivrisinekler ne de diğer böcekler sahip oldukları bu
mükemmel sistemleri kendi iradeleriyle meydana getiremezler. Onlardaki bu
mükemmel sistemi yaratan üstün bir Yaratıcı vardır. Bu Yaratıcı herşeyi
kontrolü altında tutan Allah'tır. Herşey Rabbimizin bilgisi dahilindedir.
Alemlerin Rabbi olan Allah herşeyi kontrolü altında tutan, herşeyi
kusursuz yaratandır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
"Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların
yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık
içindedirler." (Lokman Suresi, 11)
Sanıldığının aksine, sivrisinekler kanla beslenmezler. Sivrisinek
gıdasını bitki özlerini yiyerek temin eder. Erkek sivrisinekler yaşamları
boyunca hiç kan emmezler. Ancak dişi sivrisinekler, yumurtlama döneminde
yumurtaların protein ihtiyacını karşılamak için kan emerler. Emilen kanı
sindirmek 3-4 gün sürer. Daha sonra kan emme işlemi tekrarlanır. Bu döngü
dişi sivrisinekler için yumurtlama evresinin sonuna kadar sürer.
| "De ki: "Göklerde ve
yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi
üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette
toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar
inanmayanlardır." (Enam:12) |
Avın Yerini Tespit Eden Hassas Alıcılar
Geceyarısı zifiri karanlık bir odada da uyusanız, sivrisinek kolaylıkla
sizi bulur. Bütün vücudunuz yorganla örtülü olsa, ancak sadece bir eliniz
açıkta kalsa, sivrisinek anında bu eti tespit eder ve kanı oradan emer.
Peki bu hayvan bu işi, -insanlar için genellikle son derece tatsız ve
üzerinde düşünmek istemedikleri bir konu da olsa nasıl başarmaktadır?
Karanlıkta avlarını elleriyle koymuş gibi bulabilmelerinin sırrı nedir?
Cevap yine çok üstün bir tasarımı bize gösterir: Sivrisinek avını
bulabilmesi için kompleks bir sistemle donatılmıştır. Bu sistem ısı, gaz,
nem ve çeşitli kimyasal maddelere duyarlı reseptörler içerir. Bu sayede
sivrisinek, avının yerini karanlıkta çok kolay tespit eder.
Isıya hassas algılayıcılar kullanmak, günümüz askeri teknolojisinde de
sık sık kullanılan ve özellikle karanlık ortamlarda oldukça etkili olan
bir yöntemdir. Sivrisineğin vücudunda da çok hassas bir ısı algılayıcısı
vardır. "Tarsi" adı verilen bu organ, sivrisineğin ön ayaklarında bulunur.
Bunlar, bir vücuttan gelen ısı dalgalarını keşfettiklerinde sivrisinek
adeta ona doğru çekilir ve hiç yanılmadan hedefine ulaşır. Dahası bu ısı
algılayıcısı sayesinde, derinin altında kanın yoğun olduğu bölgeleri
-çünkü damarlar dokulardan daha sıcaktır- kolaylıkla bulur.
Sivrisineğin
algılarından biri de ısıya karşı duyarlıdır. Çevresindeki cisimleri
yaydıkları ısılarına göre
algılar. |
Bir başka deyişle, zifiri karanlıktaki bir yatak odasına giren bir
sivrisinek, uyuyan kişinin açıktaki bedenini, hatta cilde yakın
damarlarını gayet net bir biçimde algılar.
Sivrisineği çeken bir başka unsur da karbondioksit gazıdır. İnsan ve
hayvanların nefesinde bulunan bu gaz, sivrisinekler için oldukça çekicidir
ve avını bulmasına yarayan önemli bir ipucudur.
Karbondioksitin sivrisinekler üzerindeki etkisini kanıtlamak için
yapılan bir deneyde, iki insan maketi birbirlerinden 2 metre uzağa
konulmuştur. Daha sonra da, bu maketlerin ağız kısmına yerleştirilmiş bir
mekanizmadan dışarıya, nefes alıp verme hızıyla karbondioksit verilmiştir.
Bunun hemen ardından sivrisinekler maketlerin başlarının etrafında dönmeye
başlamışlardır.
Kanda bulunan aminoasitlerin, aminlerin, amonyağın ve laktik asitin
karışımı da sivrisineği cezbeder; bu maddelerin 2000 defa seyreltilmiş
derişimi bile, sivrisinek için, saf sudan 5 kat daha fazla çekicidir. Nem
de sivrisineği çeken önemli faktörlerdendir.
Kısacası sivrisinek, ısı, gaz, nem ve koku dedektörleriyle yüklü bir
savaş uçağı gibidir. Avını karanlıkta göremese bile, hedefi yanılmadan
bulabileceği üstün sistemlerle donatılmıştır. Yaklaşık 25 ila 30 metreden
avının varlığını ve yerini tespit edebilir.
Böylesine özel bir yapının tesadüflerin ardı ardına eklenmesi sonucunda
oluşamayacağı açıktır. Bunun imkansızlığını birlikte görelim.
Bilindiği gibi yumurtalarının protein ihtiyacını karşılayabilmek için,
dişi sivrisineğin kurbanlarından emdiği kana ihtiyacı vardır. Bu kanı
temin etmesi için de kurbanını bulabilmesi zorunludur.
Evrim teorisinin iddiaları göz önüne alındığında, sivrisineğin yukarıda
sıraladığımız algı yeteneğini zaman içinde, aşama aşama kazanmış olması
gerekir. Ancak sivrisineğin binlerce yıl boyunca, kendi vücudunda
tesadüfen bir ısı reseptörü oluşmasını bekleyecek zamanı yoktur. Eğer bu
algılama sistemi doğuştan olmazsa sivrisinek avını bulamaz ve yumurtalar
ölür. Yani zaman içinde gelişim diye bir olasılık söz konusu
değildir.
Sivrisineğe en
fazla 30 metre uzaklıktaki herhangi bir canlı onun kurbanı olabilir.
Yanda bir tilkiyi burnundan ısıran sivrisinek. |
Sivrisineğin sahip olduğu algılayıcıları bir kez daha tekrar edelim;
Isı, nem, gaz ve kimyasal madde algılayan sistemler. Bunların yanında bir
de, karşı cinsi algılamasını sağlayacak titreşim duyargaları.
10 mm boyundaki sivrisineğin, bu kadar etkili algılama sistemleriyle
donatılmış olması, ihtiyaçlarının doğuştan karşılandığı anlamına gelir. Bu
kusursuz sistemi yaratan ve sivrisineği yoktan var eden Allah'tır. Allah
yeryüzündeki her canlıya rızkını verdiği gibi, bu rızıklara ulaşmalarını
sağlayan yetenek ve donanımları da vermiştir. Bir ayette, bu gerçek şöyle
haber verilir:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı O'na ait olmasın. Onun karar
(yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. Tümü apaçık bir
kitaptadır. (Hud Suresi, 6)
Avını Sokması
Isı, gaz, nem veya kimyasal salgı uyarılarından birini algılayan
sivrisinek hemen avına yönelir. Sivrisinek avının üzerine o kadar yumuşak
konar ki, bu çoğu zaman hissedilmez bile. Daha sonra ağız bölgesinde
bulunan bir çift alet yardımıyla, delmek için en uygun olan noktayı bulur.
Bu aletlere "palpi" denir.
İlk delme işlemi alt ve üst çene tarafından yapılır. Hortumun içinde
bulunan 4 kesici bıçak deriyi derinlemesine keser. Sıcaklık, koku, tat ve
dokunma duyu organları, deri altındaki kılcal damarların sık olduğu
yerleri saptamada önemli rol oynar. Birkaç denemeden sonra sivrisinek
damarı bulur.
Sivrisinek açtığı delikten içeri uzattığı tüp yardımıyla kanı emer. Bu
tüp sayesinde küçük bir kan damarına girip, kanı doğrudan buradan
içebilir. Ya da deriyi kestiğinde çevredeki dokularda biriken kanı emer.
Çoğu kez delici iğneler deriye dikine girer. Sivrisineğin iğnesinin en
önemli özelliği belirli bir derinlikte eğilebilmesidir. Bu muhteşem
özelliği sayesinde iğne deri altında kolaylıkla hareket eder, hatta
derinin yüzeyine paralel uzanacak hale bile gelebilir. Böylece iğnesini
damarca en zengin bölgeye ulaştırır.
Ancak burada sivrisineği bekleyen önemli bir sorun vardır. Sivrisinek
bir insanı ısırdığı anda, insan vücudunda bulunan bir tür savunma sistemi
devreye girer. Vücuda mikropların girmesini engellemek ve kanı durdurmak
için gerekli olan enzim, yara bölgesine salgılanmaya başlar. Bu enzim
kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kanda pıhtılaşmanın başlaması ise,
sivrisineğin kan emişini imkansız hale getirecektir. (Pıhtılaşma, özetle
plazma proteinlerinden biri olan fibrinojenin fibrin haline dönüşmesidir.)
Fakat sivrisinek bunu biliyormuşçasına hareket eder ve kesici
bıçaklarından birisinin içinden yaraya, pıhtılaşmayı engelleyen bir salgı
enjekte eder. Bu salgı "anti coagulant" (pıhtılaşma engelleyici) özellikte
bir enzim içerir. Böylece kandaki enzim etkisiz hale getirilir ve
pıhtılaşma durur.
Dahası bu salgı sayesinde sivrisinek kurbanına lokal anestezi yapar.
Kestiği bölgeyi uyuşturur. Bu sayede kurban, derisinin kesildiğinin ve
kanının emildiğinin farkına varmaz. Deride alerjik reaksiyona, dolayısıyla
da kaşınmaya neden olan şey de işte bu salgıdır.
Bütün bu anlatılanlar saniyelerle ifade edilebilecek bir zaman
diliminde olup biterken, insan kendisini bir sivrisineğin soktuğunun
farkına bile varmaz.
Bir dişi ortalama olarak bir seferde 2,8 miligram kan emer ve bu
yaklaşık 2,5 dakika kadar sürer. Emme işleminin tamamlanması ile kan,
sindirim sisteminin ön kısmında bulunan emme pompaları sayesinde orta
bağırsağa gönderilir. Karın kısmı sindirim sistemine kadar kanla dolar.
Kanı sindirme işlemi ortalama 3-4 gün sürer, ondan sonra emme işlemi
tekrarlanır.
  |
Sivrisineğin hortumunun içinde 6 bıçaktan oluşan bir
kesme mekanizması vardır. 4 bıçak deriyi keserken, diğer 2 bıçak
birleşerek içi boş bir boru meydana getirirler. Sivrisinek bu boruyu
kestiği dokunun içine sokar ve kanı
emer. |
Tüm bu işlem üzerinde biraz durup düşünmek ise, bizi çok önemli bazı
sonuçlara ulaştırır.
Sivrisinek ihtiyacı olan kana ulaşabilmek için yalnızca üstün algılama
sistemlerine, kesme ve emme mekanizmalarına değil, kimya bilgisine de
sahiptir. Çünkü sivrisinek, yukarıda belirtildiği gibi, kanın
pıhtılaşmasını engelleyen bir salgı kullanmaktadır. Hem de hiç tanımadığı,
bilmediği bir vücudun savunma sisteminde yer alan bir enzime karşı. Dahası
bu salgı, sivrisineğin bir cerrah gibi kestiği canlı dokuları uyuşturma
özelliğine sahiptir.
Bu bilgiden sonra şu soruları sormak kaçınılmazdır:
-Kanın pıhtılaşma gibi bir özelliği olduğunu sivrisinek nereden
bilmektedir?
-Kestiği dokunun canlı olduğunu, bu işlemin kurbanına acı vereceğini
nasıl öğrenmiş ve bu probleme karşı uyuşturma tekniği geliştirmiştir?
-Ameliyat öncesinde lokal anestezi yapmak insanın tıp bilimi yardımıyla
geliştirdiği bir tekniktir. Sivrisinek bu ilme nasıl sahip
olmuştur?
-Bu sıvıların laboratuvar şartlarında bile sentezlenmesi son derece
güçken, sivrisinek bu sıvıya nasıl sahip olmuştur?
-Uyuşturan ve kanın pıhtılaşmasını engelleyen sıvının, deriyi
parçalayacak ve bu sıvılara en çok ihtiyacı olacak olan kesici bıçakların
içinde bulunması yalnızca bir tesadüf müdür?
-1 cm'lik bir canlının 0.1 cm uzunluğunda, yaklaşık 0.01 cm çapındaki
borusunun içinde oldukça üstün bir mekanizmanın yerleştirilmiş olması,
üstelik şimdiye kadar var olan bütün sivrisineklerde istisnasız bu
sistemlerin ve bilgilerin var olması nasıl açıklanabilir?
Kuşkusuz cevap ortadadır: Sivrisineğin insan vücudundaki kanın kimyasal
bileşimi hakkında bilgi sahibi olması ve sonra da bu bilgiyi
değerlendirerek kendi bedeninde çözümler geliştirmesi söz konusu dahi
olamaz. Açıktır ki, sivrisinekteki salgı ve bu salgıyı canlıların
damarlarına enjekte edebilmesini sağlayan sistem, hem insanın hem de
sivrisineğin anatomisini en ince ayrıntısına kadar bilen ve bunlara hakim
olan tek bir yaratıcının yaratmasıyla var olmuştur.
Kuran'da, Rabbimizin "alemlerin Rabbi" olduğu bildirilir. "alem" çoğul
bir kelimedir ve "farklı dünyalar, farklı boyutlar ya da farklı düzen ve
sistemler" gibi anlamlara gelir. "Rab" kelimesi ise, "eğiten, yetiştiren,
düzenleyen, hüküm koyan, sahip" olan gibi anlamlar taşır. Sivrisineğin
insan bedeninde gerçekleştirdiği inanılması zor "operasyon" da, kendi
içinde küçük bir alemdir. Bizim ayrıntılarının farkında olmadığımız, bilim
yoluyla yeni yeni keşfettiğimiz bu alemdeki üstün "dizayn"ın sahibi, yani
bu alemin "Rabbi" Allah'tır.
1)Sivrisinek altı bıçaktan oluşan kesme sistemiyle deriyi
deler. Kesme işlemi sürerken, bıçaklardan birinin içinde yaraya
akıtılan salgı dokuları uyuşturur ve ısırılan canlı, kanının
emildiğinin farkına bile varmaz. Bu salgı aynı zamanda kanın
pıhtılaşmasını engelleyerek, emme işleminin devam etmesini
sağlar.
2)Kan emmeye devam eden sineğin karnı zamanla kan dolmaya
başlar.
3)Sonunda sivrisineğin karnı kendi ağirlığından daha
fazla kanla dolar. |
Bu küçücük hayvana bile kolaylıkla mağlup olan insana düşen görev ise,
Allah'ın farklı alemlerde yarattığı delilleri görmeye çalışmak, Rabbimizin
kudretini hakkıyla takdir etmektir. Ayetlerde Allah, insanları bu konu
üzerinde düşünmeye şöyle çağırır:
"Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin,
Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler
dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey
kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç
sahibidir, azizdir." (Hac:73-74)
Üstün Uçuş Tekniği
Sivrisinek kanatlarını saniyede yaklaşık 500 defa çırpar. Bu yüzden
kanatların sesi insan tarafından bir vızıltı olarak algılanır. İnsana
imkansız gibi gelen bu rakam çok hassas ölçümler sonucunda elde edilmiştir
ve gerçekten de şaşılacak bir rakamdır.
Bir örnek konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir. Eğer
insanın kolları bir makineye bağlanarak saniyede 500 kere açılıp kapanmaya
zorlansa, sonuç hiç de iyi olmaz. Kolun omuza bağlandığı eklem parçalanır,
bağlantılar yanar, kolu tutan bütün lifler kopar ve kol tamamen sakat
kalır. Eğer hareket bir saniyeden daha uzun bir süre yaptırılırsa, kol
omuzdan çıkar ve kopar. İnsan için imkansız olan bu hareket, doğduğu
günden itibaren sivrisineğin günlük yaşamının bir parçasıdır.
Elbette bu mucizevi olay, sivrisineğin yaratılıştan sahip olduğu
çeşitli destekleyici sistemler sayesinde gerçekleşir.
Öncelikle, kanatları çırpan kasların ve bağlantılarının son derece
güçlü ve dayanıklı olmaları gerekir.
İkinci koşul ise bu kaslara enerji sağlanmasıdır. Bilindiği gibi
hücreler, enerjiyi oksijen kullanarak sentezlerler. Oksijen kullanım
kapasitesinin yükselmesiyle orantılı olarak dayanıklılık artar.
İnsan vücudunda oksijen akciğerden kana karışır ve kan yoluyla
hücrelere ulaştırılır. Koşan bir insanın yorulmasının nedeni, zamanla
hücrelere gerekli oksijenin ulaştırılamamasıdır. Bir başka neden ise, kas
hücrelerinde laktik asidin ortaya çıkmasıdır. Bu asit hücrelerden
atılmazsa yorgunluk hissine neden olur.
Bu durum sivrisinekler için oldukça farklıdır. Büyüklüğü kendi
vücudunun büyüklüğüne yakın olan kanatlarını saniyede 500 defa çırpabilmek
için, sivrisineğin çok fazla oksijene ihtiyacı vardır.
İşte bu yüzden sivrisineğin solunum sistemi tam da bu ihtiyacı
karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Solunum sistemi hemen hemen her
hücreye ulaşan özel bir solunum borusundan oluşur. Bu boru doğrudan
dışarıdaki havaya bağlı olduğundan, hücreler oksijen alışverişini aracı
bir madde olmaksızın yaparlar. Artık maddeler de bu borular sayesinde
hücrelerden atmosfere verilirler. İşte bu yüzden, sivrisinek bir dakika
içinde binlerce defa kanat çırpar ve hiç yorulmaz.
Sivrisineğin kanatlarını bu kadar hızlı çırpabilmesi, ona uçuş için
birçok avantaj kazandırır. Dikey durumda aşağı yukarı uçabilir, kolaylıkla
ileri geri hareket eder. Sivrisinek, helikopter ve uçaktan çok daha üstün
uçuş özelliklerine sahip kusursuz bir makine gibidir.
Bir uçağın veya helikopterin uçabilmesi için, özel olarak rafine
edilmiş yakıtlar kullanılır. Oldukça pahalı olan bu yakıtlar, her uçuş
öncesinde tekrar doldurulur. Oysa sivrisinek bütün enerjisini yediği bitki
özlerinden alır. Uçaklar ve helikopterler her uçuş öncesinde bakımdan
geçirilir, motor parçaları sürekli yenilenir. Sivrisinek ise bütün ömrü
boyunca, sırtındaki kasların gücü sayesinde uçar ve hiçbir problemle
karşılaşmaz.
Günümüz hava taşıtları yıllar süren araştırmaların ve uzun çalışmaların
sonucunda bugünkü özelliklerini kazanmışlardır. Kullanılan bilgi birikimi
ise, yüzyılların bilgi birikimidir. Gelişmenin her aşamasında insan
aklının düşünce ve tasarım gücü kullanılmıştır. Ancak teknoloji ne kadar
ilerlemiş olursa olsun, insanoğlu doğadaki uçuş teknolojisinin çok
gerisindedir. Mevcut hiçbir teknoloji, sivrisineğin boyutlarında ve onun
uçuş özelliklerinde bir makine yapamaz.
Unutulmaması gereken, burada makinelerle karşılaştırdığımız varlığın 10
milimetre büyüklüğünde bir canlı olduğu ve bu canlının da milyonlarca
küçük canlının (hücreler) biraraya gelmesiyle oluştuğudur. Dolaşım,
boşaltım ve sinir sistemleri, her an atan bir kalbi, görebilen bir gözü,
algılama sistemleri, protein sentezi yapan milyonlarca hücresiyle
sivrisinek, uçak ya da helikopterden çok daha karmaşık bir birleşimdir.
İnsanlar bir uçağın ya da helikopterin nasıl meydana geldiği sorusuna,
usta mühendisler ve gelişmiş fabrikalar tarafından yapıldığını söyleyerek
cevap verirler. Bu araçların, metallerin tesadüfi birleşmeleri sonucunda
oluştuklarını iddia etmenin ne kadar akıl ve mantık dışı olduğunu da gayet
iyi bilirler. Ancak aynı insanların bir bölümü, bu iki araçtan da üstün
olduğu tartışma götürmeyen sivrisineğin, "evrim sürecinde meydana gelen
tesadüfler" tarafından, yani hiçbir planlayıcı olmadan var olduğunu iddia
edebilmektedirler. Çünkü bir planlayıcı olduğunu, yani Allah'ın varlığını
kabul etmek, onlara "ideolojik" nedenler ya da kendi çıkarlarından
kaynaklanan birtakım şartlanmalar nedeniyle zor gelmektedir.
Böyle yapmakla sadece kendilerini aldatmış olurlar. Sivrisinek yoktan
var olan, bir bataklıklığın içinde veya bir su birikintisinde, birçok
mucizevi aşamadan sonra dünyaya gelen bir böcektir. Teknoloji hangi
aşamaya gelirse gelsin, bir canlıyı yoktan var edemez. Tek bir sinek bile
yaratamaz. Çünkü yaratmak yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsus bir
özelliktir. Ve yaratılan her varlık da O'nun varlığının bir delilidir.
Kuran'da verilen; "... Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
-hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile
yaratamazlar..." (Hac:73) hükmü, inkarcılar için sonsuza kadar geçerlidir
ve onların ne denli büyük bir çelişki ve aldanış içinde olduklarını
göstermektedir.
|