Sazak'lıların Buluşma Noktası...
Atatürk
Denizli
Çal
Akkent
Sazak Resim
Eski Resim
Ziyaretçimiz
AMİRİM

Ah anam ah... Yine sana yazıyorum, yine sana döküyorum içimi. Senden başka kim anlar ki beni?

Dün o fırtınalı gecede eve giderken, karanlık kuytu bir köşede bir adam çıktı karşıma. Saçı sakala karışmış, üstü başı perişan, soğuktan iki büklüm...
Beyim beyim dedim, elindeki yarım sigarayı göstererek, ateş istedi... Tam sigarasını yakıyordum ki, parmağındaki yüzüğü görünce, o buz gibi elleri ta ciğerimi yaktı.
Bu yüzük dedim, kafasını kaldırdı, yüzüme baktı; Dokunma! dedi... Hey Allah'ım bu o, Amirim!

Sarıldım boynuna, tanıyamadı, hatırlayamadı beni. Yalvara yalvara zor razı ettim, eve gitmeye.
Soğuktu, bir Allah'ın kulu yoktu ortalıkta. Bizden ve peşinden ayrılmayan siyah kediden başka.

Eve varıncaya kadar o günleri anlattım... beni nasıl çatışmada ölümden kurtardığını, yüzüğü de o günün hatırası olarak parmağına taktığımı, daha başka... Aydın'lı plakacı 09 Osman'ı, Trapzon'lu laz Dursun'u, Maraş'lı ede Ökkeş'i, Erzurum'lu yanık Ömer'i... Ama nerede, beni dinlemiyordu bile... Hep birşeyler mırıldanıyordu, sessiz ve ağırdan; Gidenler gelmeyecek, gidenler gelmeyecek, gidenler gelmeyecek...

Eve vardık, kediyi kucağına aldı, kediyi ısıtıyordu... Halbuki kendisi titriyordu, sobanın farkında bile değildi garibim...
Beraber çektirdiğimiz fotoğrafları, bana hediye ettiği cevşeni gösterdim, oralı bile olmadı...
Tedirgindi, sigara üzerine sigara yakıyordu...

Birşeyler arıyordu, cebinden eski püskü bir kağıt parçası çıkardı... Baktı, baktı, kül tablasına bıraktı.
Farkettirmeden kağıdı aldım, bir telefon numarası yazılıydı... Aradım, telefona çıkan karısıydı...
Amirimin yanımda olduğunu söyleyince, kadın öyle bir çığlık attı ki, kalp atışlarını yüreğimde hissettim...
Amirim ki, dağ gibi insandı.. Nasıl bu hale düştüğünü sorunca, kadın bir ah çekip anlatmaya başladı...
Teskeresi 12 gün geçen, fakat çatışmada olduğu için alayına dönemeyen, evli, 27 günlük yeni bebeği olan, bir evin bir oğlu, Sivas'lı Ali adında bir asker, çatışmada kucağında şehit olmuş... O anda şuurunu kaybetmiş, velhasıl güzel anam, kafayı yemiş.. Vay beee!

Amirim ki, amirim ki, -25 derecede Hakkari'nin dağlarında kara, kışa, soğuğa ve haydutlara karşı meydan okurdu...
'Vatan' dedi mi, bir vatan daha çıkardı ağzından... Dağları sevdirmişti, zoru sevdirmişti, çileyi sevdirmişti, şu dalgalanan ay-yıldızlı bayrak için, ölümü, ölümü sevdirmişti amirim!

Lafın kısası, güzel anam, kadıncağız bir gün sonra iki çocuğunu da alıp geldi... O karşılaşma anı var ya anam! Vicdansızı merhamete getirecek bir an.. karısını ve çocuklarını karşısında görünce, o umursamaz adam, doğruldu, kanatlanacak kuş gibi öyle bir atıldı ki çocuklarının üstüne... anlatamam. Ne kadar ısrar ettimse de kalmak istemediler... Vedalaştık, kapının önünde arkalarından bakakaldım... Kavuşmak ne güzel şey, aah, bir de ben sana kavuşabilsem anam!

Amirim sanki bir şey unutmuş gibi, birden geri döndü. Elini omzuma koydu, gözlerini dikti gözlerime... Yutkundu, yutkundu ve şu okkalı sözler döküldü dudaklarından:

Bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar, bir kibrit bir milyon ağacı yakar...

Mustafa YILDIZDOĞAN
| GERİ |
Ana Sayfa
Aktif Ziyaretçi   
 
 

© Ayhan ÇETİNKAYA - Sazak
Son Güncelleme: