Ürperdi hayalim, bu nasıl korkulu rüya?..
Şaştım, neyi temsil ediyorsun Ayasofya?...
Çöller gibi ıssız, ne hazin ülke muhitin,
Yad eller gibi, yurdunda garip olmalı mıydın?
Beşyüz senelik bezmine ermekti ümidim,
Çöller gibi ıssız, seni ben görmeli miydim?
Bayram, Ramazan, Cuma, mübarek gecelerde,
Avize değil, mum bile yanmaz mı içerde?
Gaşyolmuş ibadetlere hayrandı felekler;
Tekbirine ses verdi asırlarca melekler!..
Coşmaz mı denizler gibi, yadındaki alem?
Göklerde melekler, tutuyore hep sana matem!..
Yadında binüçyüz senelik menkıbeler var;
Her menkıbe, hicranına matem tutar, ağlar!..
Beşyüz sene alem seni tehdid ediyorken,
Devler gibi düşmanlara meydan okudun sen!
Tarihimin ömründe, gönüller dolu güldün,
Çılgınca esen, bir acı rüzgarla döküldün!...
Paslanmada: Altın yazılar, Ah o eserler!
Kabrinden kan ağlar bunu gördükçe (Kazasker)!
Fatihler'i ağlatmada halin, ulu mabed!
Yadın, kanar imanlı gönüllerde müebbed!...
Gamlı renklerle örülmüş, ne hazin çerçevesinde,
Bir yıkık türbe mi, virane misin, yoksa nesin?
Bak, hayalimdeki alem, geliyor vecde yine,
Gözlerim daldı sütunlarla fetih ayetine!...
Muhteşem abidesin: Dinimin ulviyetine,
Remz idin beş asır;ecdadımızın şevketine!...
Aldı senden beş asır, azmine kuvvet, kaleler,
Yine hep aynı tahassürle yücelmiş kuleler!
Nerde, yandıkça Süreyyalara dehşet vererek,
Coşan avizelerinden yayılan binbir renk?...
Çan sesinden, seni kurtarmış ezanlar nerde?
Hani bülbül gibi, Kur'an okuyanlar nerde?...
O ezanlar, bütün İslâm'a şerefler verdi,
Sanki her pencere lahuta bakan gözlerdi!...
O ilahi yüce sesler, yine gelmez mi dile?
Şimdi artık, işitilmez mi sönük nağme bile? |
 |
Şimdi cennet, sana sermez mi yeşil gölgesini?
Şimdi huriler işitmez mi ilahi sesini?
Nice bin hatıra, gönlümde coşup canlanıyor,
O ne parlak görünüş! Sanki hayalim yanıyor.
Hutbeler çağlamaz olmuş, şu yeşil minberden,
Nice bin derdile kalbin doludur, çünkü senin!
Gizli bir âh ile artık yanar, ağlar mı için?
Nice bin derdile kalbin doludur, çünkü senin!
Hangi eller,sana akşamları zincir vuruyor?
Yüce feryadını kimler boğuyor, susturuyor?
Sen, ne alemler gördün, ne ömürler sürdün!...
Batı dünyasına dehşet saçıyorken daha dün!...
Gizli kurşunla habersizce vuruldun mu bugün?
Dönmeler, dans ederek yapmada karşında düğün!
Dehre meydan okuyan koskoca tarih nerde?
Ülkeler fetheden erler, yüce Fatih nerde?
Seni tevhide kavuşturmanın aşkıyla yanan,
O şehid orduların döktüğü seller gibi kan,
Heder olmuş bu desem ah dilim varmaz ki?
Bugün onlar bile matem tutuyorlar belki!...
Bugün ağlattın, eminim, ölüler alemini,
Kerbela tutsa gerektir yeniden matemini,
Tek ziyaretçin olan gün de yol almış gidiyor,
Muhteşerm kubbeni zulmette nasıl terkediyor?
Cemiyetlerden uzak, çölde mezar olsaydın,
Orda billahi mezarlar bile senden aydın!
Şu perişan denizin inlemesinden duyulan;
Hıçkırıklarla boğulmuş, tutuşan bir hicran!
Çağıdır ağlamanın, ey ulu mabed ağla!
İntikam aldı Frenkler seni ağlatmakla!
Dostun ağlarken, o bir yanda da düşlman gülsün,
Kanamıştır yeniden kalbi hazin Endülüs'ün!
Bu elim facia billahi yürekler acısı,
Müslüman Türk'ün evet, şimdi bu en kanlı yası!
Ey derin facia, manzumeye sen sığmazsın,
Tutuşup yanmada kalbim seni tarih yazsın!...
Ali Ulvi KURUCU -
31 Mayıs 1994 - Zaman
|